11 10 2008

Müebbet Türküsü

Müebbet Türküsü I önce kol sonra sürgü sonra anahtar açılır kapı itilirim sırtımdan ben ebedi kiracı kesilmiş hükmüm önce sürgü sonra kol sonra anahtar kapanır kapı bir ömür boyu diri diri içmek için gövdemi dolanır bacaklarıma balçık gibi ağır bir karanlık çırpınsam küçücük pencerede çifte çapraz parmaklık üstünde yüzüme örtülür binlerce kare demirörgü her karesinde oyulmuş bir göz gibi kanar gökyüzü batan güneşim kapının önünde kıpkızıl asılırım biran ranzam tavana ranzam yere ranzam göğsüme çakılı kımıldasam göğsüm boydan boya yırtılacak sanki duvarlarını üstüme yıkacak hücrem adım atsam adım atsam apansız kurşun değdi kanadına kuşun tutun beni önüm berbat uçurum bu kimin sesi bırak torbanı atlas'a ödüldür gökkubbeyi taşımak düş kırıklığına salan salsın gözlerini bırak ranzanda yatak yatakta düşlerin dağınık kalsın yürü delikanlım beton altında toprak uyansın duvarı duvara vur ateş gibi bir ıslık tuttur yürü a benim deli gönlüm yürü kesilmiş hükmün II şarkılar türküler skeçler camdan cama gülücükler -olur böyle şeyler takma kafanı yatarız be- gecede ay mı var alttan alta katılaşan bir şey olur böyle şeyler takmıyorum kafamı yatarız be.. biter havalandırma eğlentisi de gecenin bir yerinde son sigaranın ateşi kararır dostlar uykuya varır gece sefası bu mevsim açar mı gecede ay mı vardı idamdan müebbete düştüm müebbetten hücreme belki sıcaktı şubat gece karla başladı fakat en güzel yüzünü resminin yüreğime ters kapadım kırdım belleğimin ... Devamı

11 10 2008

ATATÜRK'ÜN VASİYETİ ve TDK

ATATÜRK'ÜN VASİYETİ ve TDKATATÜRK'ÜN "VASİYETNAMESİ""Dolmabahçe: 5-9- 1938Malik olduğum bütün nukut ve hisse senetleri ile Çankaya'daki menkul ve gayri menkul emvalimi Cumhuriyet Halk Partisine atideki şartlarla, terk ve vasiyet ediyorum:1) Mevkut ve hisse senetleri, şimdiki gibi, İş Bankası tarafından nemalandırılacaktır.2) Her seneki nemadan, bana nispetleri şerefi mahfuz kaldıkça, yaşadıkları müddetçe Makbule'ye ayda 1000, Afet'e 800, Sabiha Gökçen'e 600, Ülkü'ye 200 lira ve Rukiye ile Nebile'ye şimdiki gibi 100'er lira verilecektir.3) Sabiha Gökçen'e bir ev de alınabilecek ayrıca para verilecektir.4) Makbule'nin yaşadığı müddetçe Çankaya'da oturduğu ev de emrinde kalacaktır.5) İsmet İnönü'nün çocuklarına yüksek tahsillerini ikmal için muhtaç olacakları yardım yapılacaktır. 6) Her sene nemadan mütebaki miktar yarı yarıya, Türk Tarih ve Dil Kurumlarına tahsis edilecektir. K. Atatürk"    ATATÜRK'ÜN KURUMU TÜZELKİŞİLİĞİNE KAVUŞMALIDIR!            Türkçenin, bütün bilim, sanat ve teknik kavramlarını karşılayacak denli varsıl bir dil olduğu, bir başka deyişle görkemli bir bilim ve sanat dili olduğu Dil Devrimiyle başlayan süreçte ortaya çıkmıştır. Atatürk'ün başlattığı Dil Devrimiyle beklentisi de buydu; bunun doğru bir eylem olduğunu ise bilimci ve sanatçıların pırıl pırıl Türkçeyle yazdıkları ürünleri kanıtlamıştır.            Eleştirilen, yasaklanan, horlanan sözcükleri, 2000’lerin Türkiyesinde her kesimin kullanması da devrimin ve Türkçenin gücünün başka bir kanıtıdır. Türkçe doğru kullanıldığında her ağza... Devamı

20 09 2008

7. İzmir Türkçe Günleri İzlencesi

7. İzmir Türkçe Günleri İzlencesi7. İZMİR TÜRKÇE GÜNLERİ19-26 Eylül 2008Düzenleyenler: Konak Belediyesi, Dil DerneğiAna İzlek: “Türkçe Düşünmek”Savsöz: “Düşün Türkçe Düşün” 19 Eylül Cuma Yer: Özel Çamlaraltı Lisesi10.00    Etkinlik: Basın Toplantısı 11.00    Etkinlik: Dil İşliği            Açılış Seslenişleri:                       Konak Belediye Başkanı A. Muzaffer Tunçağ                       Dil Derneği İzmir Temsilcisi Y. Bekir Yurdakul                       Özel Çamlaraltı Koleji Yönetim Kurulu Başkanı Engin Dirikal           Yönetenler: Hidayet Karakuş, İffet Diler, Mavisel Yener, Y. Bekir Yurdakul           Katılımcılar: İlk ve ortaöğretim okullarının 4–12. sınıflarından gençler           Sunan: Şengül Kıran 22 Eylül Pazartesi10.00    Yer: Vasıf Çınar İlköğretim Okulu (Gürçeşme)            Etkinlik: Söyleşi “Düşün Türkçe Düşün”            Konuşmacılar: Hamdullah Köseoğlu, Hidayet Karakuş, Muzaffer İzgü 14.00    Yer: Hürriyet Anadolu Lisesi (Mezarlıkbaşı)&nbs... Devamı

11 10 2008

7. İzmir Türkçe Günleri

7. İzmir Türkçe Günleri7. İzmir Türkçe Günleri 19-26 Eylül 200819 Eylül Cuma, Özel Çamlaraltı Lisesi, Dil İşliği22-23 Eylül Pazartesi/Salı, Okul etkinlikleri24-25 Eylül Çarşamba/Perşembe, Salon etkinlikleri26 Eylül Cuma, Ankara(Anıtkabir/ Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi)Düzenleyenler: Konak Belediyesi, Dil Derneği Dil Devrimi 76, Dil Derneği 21 Yaşında Düzenleme Kurulu: Mehmet Yunak (Başkan Yrd.), Hidayet Karakuş, Halim Yazıcı, Ayla Sert, Ceyhan Kayhan, Y. Bekir Yurdakul, Mavisel Yener, Gürsel Gezen, Saime Bircan, Düriye AyyıldızYazman: Hülya IşlakDüzenleme Kurulu basın toplantısında. Ana İzlek: “Türkçe Düşünmek” (Konuşma ve söyleşilerde ağırlıklı olarak işlendi.)Savsöz: “Düşün Türkçe Düşün!” (Konuklara, okullarda gençlere bu bağlamda seslenildi.)Neden Türkçe Günleri?1. Türkiye kamuoyunun dikkatini, günlük yaşamda ve Türkçede artarak süren bozulma ve kirlenmeye çekmek... Öğretim dilinin Türkçe olması; eğitim, bilim, sanatta Türkçenin etkinliğinin artırılması çalışmalarına katkıda bulunmak...2. Türkçenin doğru, özenli, iyi kullanılması çabalarını çoğaltmak, benzeri çalışmalara destek olmak... Türkçeye saygının; yaşama, bütün değerlerimize, emeğe saygı oluşunu yeniden vurgulamak...3. Türkçenin coşkun akan ırmağından daha geniş kesimleri haberli kılmak...4. Türkçenin kimi sorunlarını tartışmak; yapılabilecekleri araştırmak, bu alandaki çaba ve önerileri ortaya çıkarmak, duyurmak ve yaygınlaştırmak...Sayılarla Türkçe Günleri2001’de başladı. Gelişerek, geliştirilerek ulaştı 7. yıla. Dil Derneği’nin 21, Dil Devrim... Devamı

08 10 2008

‘Öteki Defterler’, Piraye’nin sandığından çıka

08/10/2008 Bir defter al, her gün duyduklarını yaz... Yasin Kayırtar‘Öteki Defterler’, Piraye’nin sandığından çıkan, Nâzım Hikmet’in bugüne kadar yayınlanmamış eserlerinin yer aldığı defterlerden hazırlandıYaşadığı yıllar da dahil ölümünden bugüne dek edebiyata kazandırdığı eserleri, politik kimliği ve yaşamıyla hiç “gündemden” düşmedi Nâzım Hikmet. Türlü nedenleri vardır tabii bunun. Kimi zaman bir etkinlikte şiirini okuduğu için liseli bir genç gözaltına alındı, kimi zaman da iktidar partisi hiç olmadık bir şekilde meclis’ten Nâzım’ın şiiiriyle seslendi.Kuşkusuz bunun gibi onlarca şey sayılabilir, Nâzım’ın genç-yaşlı her kuşaktan insanın sürekli gündeminde olmasıyla ilgili. Hayalini kurduğu dünyaya giden yolda, ürettiği eserlerini kişiliğine kimlik yapmış Nâzım Hikmet’in gücü elbette ki eserlerinden gelmektedir. Okuyucusunu her zaman heyecanlandırmıştır Nâzım. Aşklarıyla, mapushane günleriyle merak edilmiş, yaşamıyla eserleri bir arada incelenmiştir. Geçtiğimiz aylarda Nâzım’ın hiç yayınlanmamış bir şiiri yayınlandı. Nâzım Hikmet severlerini çokça heyecanlandıran bu şiirden kısa bir süre sonra da Piraye’nin sandığından çıkan “Öteki Defterler” kitabı yayınlandı. Okuyucunun bir kez daha heyecanlanmasının nedenlerinden birisi de, karşılaşılan şeyin yeni bir eser olması ve yeni olanın canlılık hissi uyandırmasından herhalde. Nâzım Hikmet sanki yaşıyormuşçasına, insanlık için yeniden güzel sözler sarf ediyormuş hissini yaratmasından kaynaklanıyor. “...Bir defter al her gün duyduklarını yaz. Eminim ki onlar da mektupların kadar güzel olacaktır” sözünü defterin bir köşesine iliştiren Piraye, ... Devamı

01 10 2008

MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESER

 MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESERA. İLKÖĞRETİM İÇİN 100 TEMEL ESER      1.  Dede Korkut Hikayeleri (İlköğretim İçin Uyarlama)    2.  Mevlana’nın Mesnevisinden Seçme Hikayeler     (İlköğretim Çocukları İçin Seçme Hikayeler)    3.  Karagöz ile Hacivat (İlköğretim İçin Seçme Hikayeler)    4.  Vatan Yahut Silistre (Namık Kemal)     5.  Ömer’in Çocukluğu (Muallim Naci)    6.  Gulyabani (Hüseyin Rahmi Gürpınar)     7.  Şermin (Tevfik Fikret)            8.  Altın Işık (Ziya Gökalp)     9.  Yalnız Efe (Ömer Seyrettin)       10. Çocuk Şiirleri (İbrahim Alaaddin Gövsa)    11. Hep O Şarkı (Yakup Kadri Karaosmanoğlu)    12. Peri Kızı ile Çoban Hikayesi (Orhan Seyfi Orhon)     13. Uluç Reis(Halikarnas Balıkçısı-Cevat Şakir Kabaağaçlı)    14. Damla Damla (Ruşen Eşref Ünaydın)    15. Bağrıyanık Ömer (Mahmut Yesari)    16. Domaniç Dağlarının Yolcusu (Şukufe Nihai)           17. Evvel Zaman İçinde (Eflatun Cem Güney)    18. Cumhuriyet Öncesi Yazarlardan Çocuklara Hikayeler    (Mehmet Seyda)              19. Gururlu Peri (Mehmet Seyda)       20. Akın (Faruk Nafiz Çamlıbel)           21.  Havaya Uçan At (Peyami Safa)         22.  Benim K&u... Devamı

28 09 2008

“KIRMIZI, YEŞİL, MAVİ DENİZ”E SICAK BİR MERHABA̷

“KIRMIZI, YEŞİL, MAVİ DENİZ”E SICAK BİR MERHABA… (*)ALİ ŞAHİNCide Postası’na yazar mısın? Dedi Sevgili adaşım … Yazar mıydım, yazarsam ne yazardım? Yazmak basit bir eylem gibi görünmekle birlikte zor bir uğraş, ya da bana göre öyle olmuştur hep…Evet uzun zamandır nerdeyse kırk yıldır bir yerlere bir şeyler yazarım.. Niçin, kimin için diye düşünmem. Hani Sait Faik, 'Yazmasam ölecektim' diyor ya, yazmak rahatlatır insanı, içini boşaltır ferahlarsın. Neler yoktur ki o defterlerde, küçük küçük kesilmiş kağıtlarda.Ben defterden çok çeyrek sayfaları yeğlemişimdir hep. Kolay olur, alfabetik sıraya dizersin bozarsın, yeniden dizersin.. Öğretmenlik yaşamımda da hiç haz etmedim her gün günlük plan yapmaktan ama klasik plan dışında hep notlarla girdim derslerime.. Çeyrek kağıtlarda, çoğu zaman yarım kağıdı ikiye katlayıp kesmeden iki çeyrek kağıt türeterek. Tekrar geliştirerek kullanmak imkanını da verdiği için bayağı güzel de bir yöntem bana göre, elimde yetki olsa günlük planları böyle yaptırırdım öğretmenlere…Birinde Bakanlık Müfettişi, dersimi dinledi plan dedi yazar ve konu adlarına göre düzenlediğim kağıtları yıllık planlarla dosya içinde uzattım, bunlar ne diye öfkelendi, kağıtları yerlere saçtı, toparlayıp tekrar koydum masasına. Edebiyat öğretmenleriyle yaptığı toplantıda hiç değinmedi, plan yokluğuna, raporunda da…Ne alaka diyeceksiniz siz şimdi haklı olarak, bunları neden anlatıyorum? Geleceğim oraya. Yazmak, düzenli planlı, günü gününe, haftada mutlaka bir yazı, ayda bir yazı.. Bu kalıplar beni hep zorladı, her gün köşe yazısı yazanlar ne yazarlar diye inceledim zaman zaman, nasıl olur da tekrara düşmezler? Evet her gün bir yerl... Devamı

28 09 2008

EĞİTİM ve TAKLİT

EĞİTİM ve TAKLİT Eğitim – öğretimden ne anlıyoruz. Bu soruyu kendimize hiç sorduk mu? Bulduğumuz cevap bizi tatmin ediyor mu? Net bir cevap bulamadığımız içinde karşımızdakine sorarız.Verilen cevaplar genellikle şöyle:-         Okuma yazma öğreniriz-         Kendi mektubumuzu kendimiz yazar, bize gelen mektupları kendimiz okuruz.-         Çağdaşlığı öğrenir çağdaş oluruz-         Muasır medeniyet üstüne çıkmak için okumalıyız. -         Okuyacağımız kitaplar yani dünya klasikleri adı verilen kitapları okuyarak, nasıl kültürlü bir insan olacağımızı öğreniriz.-         Okumuş bir insan olarak farklı bir kişilik ve farklı bir görünüm elde etmiş oluruz.-         Okumuş insan mensubu olduğu toplumun üstüne çıkmış, seçkinlere yakınlaşabilir. Giyim ve dış görünüş değişmiş, ayna karşısında bu değişikliği görebiliyor. Fakat sırtını aynaya döndüğü zaman kafanın içindeki boşluk ruhsal dengesini bozuyor. Ne kadar sorgulasa da kendini rahatlatacak bir sonuca varamıyorlar. Bu durumda kişi ya kulağına fısıldanan sözlere kanıp kötü kişilerin peşine takılıp onların hizmetine giriyor veya okuduğu kitaplarda aklında kalanı kadarıyla çağdaşlığı ve medeniyeti taklit edip vaziyeti kurtarmaya çalışıyorlar.Bana göre iki yolda insanı selamete götürmez.Eğitim – öğretim aşamasında insana düşünmeyi öğretiyor muyuz? Tam tersi at gözlüğü takıp tek yönlü yönlendirmemi yapıyoruz. Bu tartışmalara girersek saatler, günler, hatta haftala... Devamı

21 09 2008

Nâzım Hikmet'in Şiirinde Gurbet, Hasretlik, Özlem

Nâzım Hikmet'in Şiirinde Gurbet, Hasretlik, ÖzlemYazar gültekin emre   Nâzım Hikmet şiiriyle karşılaşmamın, onun beni derinden sarsmasının, şiirimdeki etkilerinin izlerini irdelemek, onun şiirini kaç kere okuduğumun da üstünde durmak istemiyorum. Yalnız yazmadan geçemeyeceğim şey şu: Onun şiirini, 1980'den beri yaşadığım Berlin'de - onun da birkaç kez geldiği bu kentte- , bir kez daha okuyunca, benim gurbetliğimin onun gurbetliğinin yanında hiç kaldığının altını çizmem gerekiyor.            Elbette herkesin gurbeti kendine göredir. Herkes gurbeti farklı duygularla ele alabilir. Nâzım, hapislerinde yattığı, baskı gördüğü ülkesini çok sevdiğinin altını çizmekten çekinmez şiirlerinde. Ayrılıkların, özlemlerin her türlüsünü bildiğini de yazar açıkça. Onun şiirlerindeki gurbeti tanıdığımı sanıyorum. Onun gibi ülkeme gidememe sıkıntılarım olmasa da, bir başka dilin, bir başka kültürün altında yaşamanın acılarını yakından tanıyorum, biliyorum; yaşadım, yaşıyorum. Bu büyük şairin şiirindeki gurbetle kendi gubetimi karşılaştırmadan, onun dünyasına, duygularına sokulmayı denemeye çalışacağım.  Turgut Uyar, Nâzım Hikmet için yazdığı Büyük Gurbetçi şiirini ilkin Papirüs Dergisinin Nâzım Hikmet sayısında yayımlar; sonra da, bu şiirini, Her Pazartesi (1968) kitabına alır. Bu şiirinde, Turgut Uyar, ona, gurbetleri "Sen herhalde en iyi bilirdin" der. Yani Türk şiirinin en büyük şairinin "gurbetçiliğin"in hiç eskimediğini imler 2. Yeninin en önemli şairlerinden Turgut Uyar ve dizelerini şöyle sürdürür: "Gurbet bir yazgıdır ulusuna/Güneşe çıkmak gibi, alınteri bilinir/Gurbet bilinir, bir duyarlıktır, bis mesl... Devamı

15 09 2008

Ergin Günçe(1938-1983)

Ergin Günçe(1938-1983) MandolinEski bir mandolindi ölümdü anlatılan Kır kahvesinde çocuklara çalardı Temmuz örerken evini sarmaşıkla Çan çiçekleri göğsünde kuru kalbi Serilince bahçeye rakı sofrası Kucağında mandolin, mandolin ve parmakları Ne yalnızlık kalır ne aşk Ne gizlice bildiği av şarkıları Ay dudağında kuruduğu zaman Ve ne zaman görse çocukları Serin yaz geceleri penceresinden Balkona akınca gölgesi Saçlarında deniz ve uçuşan şapkası Eski bir mandolindi ölümdü anlatılan Şimdi kış ve uykusuz çocuklar Uzak bir mandolin kulaklarında kalan    Olmak Ya Da Vurmak ÖldürmekBir suç oluyorum ben de külümü karıştırınca Kimleri, kimleri, kimleri vursam Önce kendimden mi başlasam şakalaşmaya Önce kendimden mi başlasam Ben istesem Horoz gibi öterim Alıngan ve içli çocuk olduğum için Rahatlarım Bankanın camını kırsam Sularım sonra atımı bir derede Ne zaman ne zaman kırlara kaçsam Ben istesem Kilidimi kırarım Kumral bir Yaz peşimdedir, dolaşırım ben Altı yaşında tütüne gittim, oğlak güttüm, çırak Neler de çıkıyor eşelenince İnsan büyüyor adam vurarak Ben istesem Pusu bile kurarım Duygulu ve sivri bir öğrenci oldum Ateş okudum kitap yakarak Artı-değer kavramını ve günlerce Matematik Bıçaklar edindim Bursa'ya giderek Benim şimşir Kazıklarım vardır Ne zaman seni vursalar öcünü komam İpekli dokunur gibi işliyor zaman Öfke çiçeğim, av borum, işlek çıngırak Bütün gün kan içinde yoğruluyorum Yorulmam dersem Yalan olacak Bir suç ... Devamı

15 09 2008

Allah'ın Kızları

NEDİM GÜRSEL, ALLAH'IN KIZLARI KİTABINI İŞTE BÖYLE SAVUNDU... “Allah’ın Kızları” romanı nedeniyle hakkında soruşturma açılan yazar Nedim Gürsel konuştu.18 Temmuz 2008 Cuma 10:56“Allah’ın Kızları” romanı nedeniyle “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” iddiasıyla hakkında soruşturma açılan yazar Nedim Gürsel “Kimseye hakaret etmedim. Bana da yakışmaz. İnançlara son derece saygılıyım” dedi Kimse tahrike kapılmadı  Nedim Gürsel, Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nın “Allah’ın Kızları” kitabıyla ilgili açtığı soruşturma nedeniyle önceki gün ifade verdi. Ünlü yazar “Allah’ın Kızları” romanını dini duyguları rencide etmek için kaleme almadığının altını çizerek “Kitap, İslam’ın doğuşunu anlatan, anlatımın odak noktasına da Hz. Muhammed’i yerleştiren, İslam’da inancı ve şiddeti sorgulayan bir romandır. Türkiye teokratik değil laik bir ülke. Herkesin inanma özgürlüğü olduğu gibi inanmama özgürlüğü de var. Kaldı ki kitabımda kimseye hakaret etmedim. Bana da yakışmaz. Konuya bir Müslüman duyarlılığıyla yaklaşmaya çalıştım. Konu şimdi savcılıkta. Savcının taktini bekliyoruz. Gerekli incelemeler yapıldıktan savcı dava açılıp açılmamasına karar verecek” dedi. Yazarları rahat bırakın VATAN’ın konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Nedim Gürsel sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa Birliği’na tam üyelik için çırpınan Türkiye’de, milattan sonra 2008 yılında bir roman hakkında böylesine bir suçtan soruşturma açılmış olmasına çok üzüldüm. Oysa düşünce özgürlüğü Avrupa Birliği’nin temel kriterlerinin başında geliyor. Tü... Devamı

21 08 2008

NEDİM GÜRSEL, ALLAH'IN KIZLARI KİTABINI İŞTE BÖYLE SAVUNDU..

NEDİM GÜRSEL, ALLAH'IN KIZLARI KİTABINI İŞTE BÖYLE SAVUNDU... “Allah’ın Kızları” romanı nedeniyle hakkında soruşturma açılan yazar Nedim Gürsel konuştu.18 Temmuz 2008 Cuma 10:56“Allah’ın Kızları” romanı nedeniyle “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” iddiasıyla hakkında soruşturma açılan yazar Nedim Gürsel “Kimseye hakaret etmedim. Bana da yakışmaz. İnançlara son derece saygılıyım” dedi Kimse tahrike kapılmadı  Nedim Gürsel, Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nın “Allah’ın Kızları” kitabıyla ilgili açtığı soruşturma nedeniyle önceki gün ifade verdi. Ünlü yazar “Allah’ın Kızları” romanını dini duyguları rencide etmek için kaleme almadığının altını çizerek “Kitap, İslam’ın doğuşunu anlatan, anlatımın odak noktasına da Hz. Muhammed’i yerleştiren, İslam’da inancı ve şiddeti sorgulayan bir romandır. Türkiye teokratik değil laik bir ülke. Herkesin inanma özgürlüğü olduğu gibi inanmama özgürlüğü de var. Kaldı ki kitabımda kimseye hakaret etmedim. Bana da yakışmaz. Konuya bir Müslüman duyarlılığıyla yaklaşmaya çalıştım. Konu şimdi savcılıkta. Savcının taktini bekliyoruz. Gerekli incelemeler yapıldıktan savcı dava açılıp açılmamasına karar verecek” dedi. Yazarları rahat bırakın VATAN’ın konuyla ilgili sorularını yanıtlayan Nedim Gürsel sözlerini şöyle sürdürdü: “Avrupa Birliği’na tam üyelik için çırpınan Türkiye’de, milattan sonra 2008 yılında bir roman hakkında böylesine bir suçtan soruşturma açılmış olmasına çok üzüldüm. Oysa düşünce özgürlüğü Avrupa Birliği’nin temel kriterlerinin başında geliyor. Tü... Devamı

21 08 2008

'Allah’ın Kızları’na Takipsizlik

Allah’ın Kızları’na takipsizlikYayınlanma: 9 Ağustos, 2008Nedim Gürsel kararı NTVMSNBC’ye şöyle değerlendirdi: “Fanatik dinciler, kitabın yasaklanmasını da talep ediyorlardı. Dosyada o da vardı. Tam tersini elde ettiler. Yani kitap yasaklanmadı, yazarı hakkında açılan soruşturma takipsizlikle sonuçlandı. Bu arada kitap yeniden basıldı. 20 bin satış rakamına ulaşmıştı, 3 bin adet daha basıldı. Ve yeniden en çok satan kitaplar listesine girdi.” Gürsel takipsizlik kararına sevinmekle birlikte, “Bu yazarı madem ki yasalar cezalandırmıyor, biz cezalandıralım gibi bir eğilime inşallah girmezler. Öyle bir endişem de var” sözleriyle endişesini dile getirdi. OLUMSUZ TEPKİ GÖSTERENLERİN HİÇBİRİ ROMANI OKUMAMIŞLARDI Allah’ın Kızları romanıyla ilgili şikayet üzerine Temmuz ayında Şişli Cumhuriyet Savcılığı’nca T.C.K’nın 216. maddesi gereği soruşturma başlatılmıştı. Yazar Nedim Gürsel, “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçundan soruşturma açılmasının ardından yaptığımız görüşmede duygularını, “Bu konudan üzüntü duydum ve şaşırdım. Türkiye’de bu konuda çok yol alındığını zannediyordum... Şimdi kafamda bir soru işareti uyandı. Çünkü din de eleştirilebilir. Böyle bir özgürlüğümüz var. Teokratik bir devlette yaşamıyoruz, laik bir cumhuriyette yaşıyoruz. Ancak Allah’ın Kızları’nın amacı dini eleştirmek değildi” sözleriyle dile getirmişti. Nedim Gürsel takipsizlik kararının ardından NTVMSNBC’ye şu açıklamayı yaptı: “Olumsuz tepki gösterenlerin hiçbiri romanı okumamışlardı. Allah’ın Kızları adına takılarak tepkilerini dile getirdiler. Bazıları suçlamanın ötesinde tehdide kadar varan tepkilerdi. Ben de birkaç yerde Hz. Muhammed’i... Devamı

19 08 2008

SERRA YILMAZ: İYİMSER OLMAMI GEREKTİRECEK MUHALEFET YOK

SERRA YILMAZ: İYİMSER OLMAMI GEREKTİRECEK MUHALEFET YOK00:15 17 Ağustos 2008 Sanat hayatında sesiyle, oyunculuğuyla ve fikriyle bir duayen oldu. Rahat tavırları ve samimi yaklaşımıyla içtenliğini kanıtladı. Ferzan Özpetek filmlerinin kahramanı desek, siz de Serra Yılmaz diyeceksiniz. Sanat hayatına Şehir Tiyatroları"nda başlayan Yılmaz, Fransa’da Université de Caen, psikoloji bölümünden mezun oldu. Dostlar Tiyatrosu’nda yer aldı. ‘Parmaklıklar Ardında’ adlı diziyle herkesin Hayriye ablası oldu Serra Yılmaz. Yıllar önce Papa 16. Benedict’in Türkiye ziyaretinde çeviri yapmasıyla göze battı. Çok konuşuldu ama Yılmaz için sıradan bir işti. “Ben işimi yaptım” diyor sohbetimiz sırasında. Bir pazar söyleşisi için Cihangir’deki evine konuk oluyoruz. Yüzündeki gülümsemesi bir an eksik olmuyor Serra Yılmaz’ın. “Şak şakçı bir sanattan yana değilim. Sanat zaten aykırılık, uyumsuzluktur.” diyor biraz öfkeli biraz da sitemli.» Türkiye’den birçok kişi sizin yurt dışında yaşadığınızı sanıyor. Aslında hiç yaşamadınız değil mi?Yurt dışında hiç yaşamadım, bu çok yerleşmiş bir ön yargı aslında. Herkes yurtdışında yaşadığımı zannediyor haklısınız. Ben de de sürekli olarak yaşamadığımı söylüyorum. Bence birçok kişi “eğer ben de imkânlar olsaydı ben de yaşardım” gibi alttan alta bir ön yargı taşıyor ve dolayısıyla da böyle düşünüyor.» Eğitiminizi Fransa’da yaptınız ama...Evet ben bütün eğitimimi Fransızca yaptım. İtalya’da kalmadım zaten. Fransa da kaldım.» Tercihinizi Fransa’dan yana neden kullanmadınız?Ulus devlet lafıyla açıklamayayım, Türkiye değil de İstanbul farklı benim için. İstanbul’u seviyorum.» Gelelim sinemaya, siz... Devamı

18 08 2008

İnce Memed 4 / Fethi Naci ; 01/08/2008

01/08/2008FETHİ NACİ (Arşivi) Edebiyat dünyası geçen hafta en büyük eleştirmenlerinden Fethi Naci’yi kaybetti. Radikal Kitap olarak Fethi Naci için bir ‘Anısına’ sayfası yayımlamak yerine onun Yaşar Kemal’in İnce Memed’leri üzerine kaleme aldığı bir yazıyı yayımlamayı uygun bulduk“İnsan soyu başkaldırmayı yemek içmek, yasamak, uyumak, çocuk yapmak gibi bir yaşama biçimi yapmazsa...”İnce Memed’in ilk cildinin birinci kitabını (Çağlayan Yayınevi iki kitap olarak yayımlamıştı birinci cildi; kapağı hâlâ gözümün önünde: Üstte ve altta iki kalın eflatun şerit, ortadaki beyaz şeritte süslü matbaa harfleriyle yazılmış bir İnce Memed.) okumaya başladığım geceyi unutmam olanaksız. Saraçhanebası’nda -şimdi yerinde yeller esen- bir apartmanda oturuyorduk. Gece yarısına doğru dışardan garip bir uğultu gelmeye başlamıştı, ardı arkası kesilmeyen bir uğultu. Ertesi sabah gazeteler o ünlü 6-7 Eylül olayını yazıyordu. Birkaç gün sonra da Asım Bezirci’nin yengesi geliyor, polislerin 6-7 Eylül’ü düzenleyenlerden biri olmakla suçladıktan sonra Asım’ı alıp götürdüklerini bildiriyordu. Otuzdan fazla “solcu”nun aynı suçla suçlanarak alınıp götürüldüğünü bir iki gün içinde öğreniyorduk. (Bu düzmece tutuklamalar beraatla sonuçlandı, yatan yattığıyla kaldı!) Evet, İnce Memed’i 6 Eylül I955’te okumaya başlamıştım, dün (22 Ocak 1987) bitirdim; böylece İnce Memed en uzun sürede okuduğum roman oldu: 31 yılda!Kaç dile çevrildi İnce Memed? O dillerde kaç baskı yaptı? Bir yabancının yabancı bir ülkede çevirdiği İnce Memed filmi nasıldı? Bilmiyorum bunları; bildiğim, İnce Memed’in yalnız Tü... Devamı

28 07 2008

Selçuk konuşurken akrostiş yapabilir mi?

Selçuk konuşurken akrostiş yapabilir mi? Gazeteci İlhan Selçuk’un gece yarısı operasyonuyla gözaltına alınmasına her kesimden tepkiler yükselmişti.YAZDIR | YOLLA27/07/2008İddianamede İlhan Selçuk için ‘1973’teki cunta davasında verdiği ifadede akrostiş yapması ne kadar uyanık ve zeki olduğunu gösteriyor’ denildi, bu da Selçuk’un sorguda profesyonelce davrandığına kanıt sayıldı. Cunta iddianamesinin Perinçek’te çıkması da iki kişi arasındaki bağlantıya kanıt gösterildi İSTANBUL - Ergenekon iddianamesinin örgütün kurucusu ve yöneticilerinden biri olarak sayılan İlhan Selçuk’la ilgili bölümünde soruşturma kapsamında sabaha karşı gözaltına alınması işleminin abartılarak haber yapıldığı ve soruşturmayı yürütenlerin baskı altına alınmaya çalışıldığı yorumu yapılıyor. İddianamede Selçuk’la ilgili bir bölüm çok ilgi çekici. Selçuk’un 1973’teki cunta nedeniyle gözaltında alındığı akrostiş yapması onun ne kadar ‘uyanık ve zeki’ olduğunu gösterdiği belirtilerek, “Selçuk’un yargılanıp beraat ettiği bir davayı burada hatırlatmamızın nedeni, şüphelinin önceki sorgulamalarda ve ifadelerinde ne kadar tecrübeli ve profesyonel olduğunu vurgulamak içindir. Yoksa şüpheli hakkında daha önce kesinleşmiş bir hüküm bulunan davayı tartışmak değildir” denildi. İddianamedeki ilginç saptamalardan biri de Selçuk’un çalıştığı gazeteye bomba attırması..Konferans konuşmaları delil!Selçuk’un verdiği konferanslardaki konuşmaları ve köşe yazılarının ayrıntıyla ele alındığı ve çıkarımların yapıldığı iddianamede Uludağ Üniversitesi’nde 2001 yılı Ekim ayında Selçuk’un verdiği “Aydınlanma Devrimi ve K&uum... Devamı

28 07 2008

Son büyük eleştirmen sustu!

Son büyük eleştirmen sustu! Naci, “Bir Hikâyeci: Sait Faik - Bir Romancı: Yaşar Kemal" adlı yapıtıyla, 1991 Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü kazanmıştı.YAZDIR | YOLLA23/07/2008Eleştirmen, yazar ve yayıncı Fethi Naci, arkasında dev bir kitaplık bırakarak yaşama gözlerini yumdu. Fethi Naci, "yaşayan son büyük eleştirmen" olarak kabul ediliyordu İSTANBUL - Eleştirmen ve yazar Fethi Naci (İsmail Naci Kalpakçıoğlu), İstanbul’da vefat etti. İstanbul Cihangir’deki evinde bu sabaha karşı vefat eden Naci, 3 Nisan 1927 tarihinde Giresun’da doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Giresun ve Erzurum’da tamamlayan Naci, 1949 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oldu. Gençliğinde 1.5 ay cezaevinde kaldı Kurucuları arasında bulunduğu Yüksek Tahsil Gençlik Derneği yöneticiliğinden dolayı 1951 yılında tutuklanan Naci, 1,5 ay kadar Sultanahmet Cezaevinde kaldıktan sonra salıverildi. Uzun süre İstanbul’da bir fabrikada muhasebecilik yapan Naci, 1965 yılı Nisan ayında görevine son verilince Gerçek Yayınevini kurdu. O tarihten sonra yazarlık ve yayımcılık yapan Fethi Naci, Cumhuriyet gazetesinin haftalık kitap ekindeki eleştiri yazılarını sürdürüyordu.Çok sevdiği babaannesinin ölümü üzerine kaleme aldığı ilk yazısı 1943 yılında Erzurum gazetesinde yayımlanan Naci’nin Behçet Necatigil’in ilk kitabı "Kapalı Çarşı" üzerine yaptığı ilk eleştiri yazısı, 1945-46 kışında Aksu dergisinde yayımlandı. 1960’ın en beğenilen eleştirmeni 1953’te babasının adını kendi adına ekleyerek, "Fethi Naci" adıyla yazmaya Naci, Dost dergisinin düzenlediği soruşturmada 1960’ın en beğenilen eleştirmeni seçildi.1962 yılında Türkiye İşçi Partisi’ne giren Fethi Naci, Vatan Gazetesi ve Sosyal Adalet d... Devamı

11 07 2008

Balbay ne yazdı?

Güven ve Balbay serbest bırakıldı, Gürbüz tutuklandı - 18:40Temmuz 05, 2008 - CUMHURİYET, MUSTAFA BALBAY Emekli Tümamiral İlker Güven ve Cumhuriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Mustafa Balbay adliyedeki ifadeleri tamamlandıktan sonra serbest bırakıldılar. Osman Gürbüz ise tutuklandı.Mustafa BALBAY - Kendimi Arıyorum… Ulaşamıyorum!Temmuz 07, 2008 - CUMHURİYET, MUSTAFA BALBAYCep telefonumu veriyorum:0533-3188486…Yasal izin alınarak dinlenen bu telefonum halen İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele (TEM) şubesinde gözaltında…Serbest bırakılma kararından sonra 5 gündür tanış olduğumuz polislere sordum:- Cep telefonumu alabilir miyim?“Hayır” dediler, “cep telefonunuzun incelemesi henüz bitmedi”…Ne zaman biter diye sordum: “Biz sizi ararız” yanıtını verdiler.Dün öğleden sonra cep telefonumdan kendimi aradım. Benimle muhatap olmuyor. Şu kayıt çıkıyor:“Sinyal sesinden sonra mesajınızı bırakınız. Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor. Mesajınız kendi tarifeniz üzerinden ücretlendirilerek kaydedilecektir.”Haydi dedim kendime bir mesaj geçeyim:“Balbay’cığım geçmiş olsun. Bizi biraz üzdün ama olsun… Bu da geçer. Gözaltındayken aleyhinde çıkan haber ve yorumlara ya da sessiz kalanlara aldırma. Az da olsa lehine çıkan yazılar her şeyi özetliyor! Sakın kafanı sürekli bu olayla meşgul edip kafayı yeme. Sen bize lazımsın!”Olmadı, kendime ulaşamadım… Mesaj kutusu dolmuş, “Daha sonra tekrar arayın” diyor!Kendimi aramaya devam edeceğim…Gözaltı süresince bana iyi davranan TEM polislerinin cep telefonuma da aynı özeni göstereceklerine inanıyorum.***İstanbul Adliyesi’nde gerek Cumhuriyet Savcısı’na gerekse nöbetçi mahkeme başkanına ifademi verdi... Devamı

11 07 2008

Ne yazık ki Cumhuriyet gazetesi yine haklı çıktı...

Ne yazık ki Cumhuriyet gazetesi yine haklı çıktı...Teşhis ve Tedavi...Sanıyorum bir süreden beri gerçeği yakalamaya çalışan köşe yazıları, olayların gerisinde kalmaya başladı...Neden?..Çünkü Türkiye bir süreden beri ‘normal’ iç politika ortamından çıkmış; tüm demokratik kuralları, hukuk devletini, yasa üstünlüğünü çiğneyen bir savaşım ortamına sürüklenmiştir...*ABD’nin ünlü gazetelerinden Wall Street Journal’de çıkan bir yazının özeti dünkü Cumhuriyet’te yayımlandı...Yazının başlığı:“Türkiye Türkiye’ye karşı...”‘Teşhis’ yerindedir...Nasıl bu duruma düştük?..Yanıt kesin ve açık:Türkiye’de öğretim düzeni uzun yıllardan beri birbirine düşman sayılabilecek iki tür insan yetiştiriyor...Şimdi bu iki insan karşı karşıya...Harp Okulu ile imam okulu çıkışlı iki yurttaş, birbirine karşıt...Peki, ne olacak?..Wall Street Journal’de yazıldığına göre “...Türkiye laik, liberal, demokrat İtalya gibi değil, daha çok otoriter yarı laik Ürdün gibi olacak...”Karmaşık gibi görünen kavganın, kafaları karıştıran keşmekeşin basit özü bu...*Ne yazık ki Cumhuriyet gazetesi yine haklı çıktı...Cumhuriyet, yıllardan beri bu tehlikeyi açıklamaya çalışıyordu...Öylesine ki, bu yolda bir de slogan oluşturmuş, uyarıyı manşetten çarpıcı bir grafik düzen içinde vermiştik:“Tehlikenin farkında mısınız?”Keşke tehlike olmasaydı...Keşke biz yanılmış olsaydık...Keşke haksız çıksaydık...Evet, ne yazık ki geleceğimizi geçmişimizde görmüşüz...Bugün Amerika’nın Wall Street Journal’ında çıkan yazı ne anlam taşıyor?..Bu yayın, çok gecikmiş bir teşhisin iş işten g... Devamı

03 07 2008

Madımak vahşetini unutmayalım

Madımak vahşetini unutmayalım YAZDIR | YOLLA03/07/2008DOĞAN DURGUN (Arşivi) On beş yıl önce iktidar ve gerici işbirliği sonucunda ve kolluk kuvvetlerinin güvencesi altında yapılan bu barbarlığı unutmayalım, unutturmalarına izin vermeyelim. Aksine toplumsal hafızanın önemli kodlarından biri haline getirelim  Bir antropoloji kitabında okumuştum, ilkel kabileler kurbanlarını öldürecekleri zaman ayinle şölen arası bir tören yaparlarmış. 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta yaşanan bu barbarlık, bana ilkel kabilelerin yaptığı pagan ve kaotik töreni hatırlattı. 2 Dünya Savaşı sonrasında Alman faşizminin yaptığı vahşeti gören birçok şair ise (Adorno da bunlara dahil), bundan sonra şiir yazılmaz demişlerdi. Sivas’ta ise şairler yakıldı.Bir takım çevreler bu olayı Alevilere yapılmış spontane (kendiliğinden gelişen) bir hareket olarak değerlendirdiler ve hala aynı söylemi masal gibi kullanmaya da devam ediyorlar. Öncelikle olay direk olarak Sünni-Alevi ayırımcılığından kaynaklanmıyor (zaten mezhep ayrımcılığını körükleyen insanlar ve yaşanan olaylarda da birçok başka etmen var, örneğin: Maraş katliamı). O insanlar kendiliğinden, oraya Aleviler var diye toplanmadılar. Oraya toplanmalarının nedeni, etkinliğe katılanların muhalif (Alevi kökenli olmaları başlı başına muhalif yapmıyor) olmaları, toplumun genelenin tersine başka bir dili hayata geçirmeye çalışmalarıydı. O nedenle günler öncesi Sivas’ta karanlık çevreler örgütlenerek ve bir yerden işaret alarak bu vahşeti fütursuzca işlediler. Karanlık odaklar Bu karanlık odak, konuşan insanların susturulmasından medet umarak, gelecekte de farklı bir dili hayata geçirmeye çalışacak insanlara kendilerine göre gözdağı vermek istediler. Olayı salt "Alevilerin şenliklerine yapılmış bir saldırı" şeklinde niteleyemeyiz. Eğer bö... Devamı

30 06 2008

1 Mayıs fotoğraflarından oluşan İşgal İstanbul’u sergisi

30/06/2008 ‘İşgal’in sergisi açıldı 1 Mayıs fotoğraflarından oluşan İşgal İstanbul’u sergisinde, 27 fotoğrafçının kareleri bulunuyor“Biz; göz açtırmamak için atılan bombaların üzerine fotoğraf makinelerini çevirenler, işte kanıtlarıyla gösteriyoruz: İşçilerin, emekçilerin, halkların hakları ve bayramları karşısında devlet, hükümet ve adamları, Amerikancı ve bombacıdır!..” sözleriyle bitiyordu Tevfik Taş’ın hazırladığı “İşgal İstanbul’u Mayıs 2008” sergi metni.Çağdaş Hukukçular Derneği İstanbul Şubesi’nin hazırladığı “İşgal İstanbul’u Mayıs 2008” fotoğraf sergisi açıldı. 1 Mayıs’a objektifleriyle tanıklık yapan 27 fotoğraf sanatçısı, fotoğrafçı ve foto-muhabirin yer aldığı serginin önceki akşam gerçekleştirilen açılış kokteyline ilgi oldukça fazlaydı. Derneğin sergi salonunda duvarları kapatacak biçimde sıralanan yüzlerce fotoğraf, serginin adında da işaret edilen “işgali” çarpıcı biçimde anlatıyor. Taksim’de 1 Mayıs kutlanmasına izin verilmemişti, fakat fotoğraflarla 1 Mayıs, Taksim’e taşınmış oldu böylece. Serginin açılış konuşmasını ÇHD İstanbul Şube Başkanı Serhan Arıkanoğlu yaptı. Arıkanoğlu, “DİSK ve KESK gibi kurumları sanatsal alanlara yönlendirmeliyiz. Somut adımlar atmak için bahsedilen kurumlardan destek bekliyoruz” diye konuştu. Arıkanoğlu’nun ardından konuşan Gazeteci Ahmet Şık, “Ülkede demokrasinin ve insan haklarının olduğunu söyleyenlerin sergide yer alan kareleri görmesi gerekir” dedi.Video, üç boyutlu fotoğraf...2008 1 Mayıs’ı öncesi, “Orantılı güç kullanacağız” açıklamalarının ardından, eşine az rastlanır bir polis kuşatması ve şiddetine sahne olmuştu ... Devamı

11 06 2008

Haziranda ölmek zor

Haziranda ölmek zor Evrensel Kültür dergisi Haziran ayında yitirdiğimiz yazarlarla Türk edebiyatını gündeme taşıyorEvrensel Kültür Haziran’da yitirdiğimiz yazarlarla Türk edebiyatını gündeme taşıyor. Dergi, “Haziranda ölmek zor” dosyasıyla Orhan Kemal, Nâzım Hikmet, Ahmed Arif, Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dranas, Cahit Irgat ve Hasan İzzettin Dinamo’yu günümüz yazarlarının gözünden okura sunuyor. Zeynep Aliye, Mehmet Ergün, Mustafa Köz, Sennur Sezer, Berkiz Berksoy, Arife Kalender, Adnan Özyalçıner ve Mehrizat Poyraz, kendi seçtikleri yazarların kendi seçtikleri özelliklerini kaleme almışlar. Ayrıca 29 aydının çağrıcısı olduğu ve 300 aydının imzaladığı Demokrasi İçin Aydınlar Birliği Bildirgesi Evrensel Kültür’ün Haziran sayısında yayınlanıyor.Evrensel Kültür’de her ay bir fotoğraf ve şiirle okuru selamlayan Ali Öz ve Sennur Sezer, bu ay baharın, canlanmanın, sevdanın izlerini her gün yeniden diyerek taşımış üçüncü sayfaya. Mizahın son dönemdeki eğilimlerinin sosyo-kültürel izdüşümleri Ali Şimşek’in Çizgili pijamaya gülmek! yazısında yer bulurken, Devrim Büyükacaroğlu, Hatırla Sevgili dizisinin toplumsal etkilerini ve dizinin oyuncularının neredeyse tüm illerdeki buluşmalarını ele almış. AFSAD’ın 7.sini düzenlediği Fotoğraf Sempozyumu’nu ise Özcan Yurdalan değerlendiriyor. Halk müziği üzerine yazılarını tamamlayan Ahmet Say, bu ay halk danslarını konu ediniyor. Tahir Şilkan ise Kemal Tahir’den Adalet Ağaoğlu’na toplumcu edebiyatta siyasi tarihin yansımalarına değiniyor. Gavur MahallesiUluslararası Şiir Festivali nedeniyle ülkemize gelen Katalan şairler Alex Susanna ve Joan Margarit ile Katalan şiiri üzerine ger&c... Devamı

11 06 2008

Haziranda ölmek zor

Haziranda ölmek zor Evrensel Kültür dergisi Haziran ayında yitirdiğimiz yazarlarla Türk edebiyatını gündeme taşıyorEvrensel Kültür Haziran’da yitirdiğimiz yazarlarla Türk edebiyatını gündeme taşıyor. Dergi, “Haziranda ölmek zor” dosyasıyla Orhan Kemal, Nâzım Hikmet, Ahmed Arif, Ahmet Haşim, Ahmet Hamdi Tanpınar, Ahmet Muhip Dranas, Cahit Irgat ve Hasan İzzettin Dinamo’yu günümüz yazarlarının gözünden okura sunuyor. Zeynep Aliye, Mehmet Ergün, Mustafa Köz, Sennur Sezer, Berkiz Berksoy, Arife Kalender, Adnan Özyalçıner ve Mehrizat Poyraz, kendi seçtikleri yazarların kendi seçtikleri özelliklerini kaleme almışlar. Ayrıca 29 aydının çağrıcısı olduğu ve 300 aydının imzaladığı Demokrasi İçin Aydınlar Birliği Bildirgesi Evrensel Kültür’ün Haziran sayısında yayınlanıyor.Evrensel Kültür’de her ay bir fotoğraf ve şiirle okuru selamlayan Ali Öz ve Sennur Sezer, bu ay baharın, canlanmanın, sevdanın izlerini her gün yeniden diyerek taşımış üçüncü sayfaya. Mizahın son dönemdeki eğilimlerinin sosyo-kültürel izdüşümleri Ali Şimşek’in Çizgili pijamaya gülmek! yazısında yer bulurken, Devrim Büyükacaroğlu, Hatırla Sevgili dizisinin toplumsal etkilerini ve dizinin oyuncularının neredeyse tüm illerdeki buluşmalarını ele almış. AFSAD’ın 7.sini düzenlediği Fotoğraf Sempozyumu’nu ise Özcan Yurdalan değerlendiriyor. Halk müziği üzerine yazılarını tamamlayan Ahmet Say, bu ay halk danslarını konu ediniyor. Tahir Şilkan ise Kemal Tahir’den Adalet Ağaoğlu’na toplumcu edebiyatta siyasi tarihin yansımalarına değiniyor. Gavur MahallesiUluslararası Şiir Festivali nedeniyle ülkemize gelen Katalan şairler Alex Susanna ve Joan Margarit ile Katalan şiiri üzerine ger&c... Devamı

11 06 2008

Güney’in ardından sinemadaki başkaldırı yalnız kaldı

Güney’in ardından sinemadaki başkaldırı yalnız kaldı İsmail Yıldız Altın Koza Film Festivali’nde ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne layık görülen Halil Ergün yasakçı ve baskıcı zihniyetin Türkiye’yi kaosa sürüklediğini söylüyorYıllarca yasaklı kalan, sinemaseverler tarafından beğeniyle takip edilen sanatçı Halil Ergün, Adana’da düzenlenen Altın Koza Film Festivali’nde ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne layık görüldü. Birlikte çalıştığı sinemanın efsane ismi Yılmaz Güney’in yaşamını yitirmesinin ardından sinemada başkaldırının yalnız kaldığını belirten Ergün, Türkiye’de yaşanan Kürt sorunu, türban meselesi gibi konularında yasakçı ve baskıcı zihniyetin Türkiye’yi kaosa sürüklediğine vurgu yaptı. Ergün, Türkiye’nin linç ve faşizan kültürle korkular ülkesi haline getirildiğini söyledi.Kariyerinin en prestijli ödüllerinden birini Yılmaz Güney’in arkadaşı olarak, Güney’in memleketinde alan Ergün ile Türkiye sinemasının dünü, bugünü, Yılmaz Güney’li yılları, Türkiye ve dünyada yaşananları konuştuk.Yılmaz Güney gibi büyük ustanın sinemaya başladığı topraklardasınız. Güney’in bir arkadaşı olarak onun memleketinde ‘Onur Ödülü’ aldınız. Nasıl bir duygu hali bu? Bizimle paylaşır mısınız?Ben evvelki yıl da Yılmaz Güney adına verilen bir ödül almıştım. Bu beni çok şaşırtmıştı. Çok sevindim. Yılmaz Güney hayatımda derin izler bırakmış bir ustamız, bir sanatçımızdır. Halen de ben onu heyecanla anarım. Ve ısrarla söylüyorum, halen onun yarattığı sinema coşkusunu kitlesel anlamda yakalayamadık diye düşünüyorum. O başka bir ş... Devamı

11 06 2008

Güney’in ardından sinemadaki başkaldırı yalnız kaldı

Güney’in ardından sinemadaki başkaldırı yalnız kaldı İsmail Yıldız Altın Koza Film Festivali’nde ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne layık görülen Halil Ergün yasakçı ve baskıcı zihniyetin Türkiye’yi kaosa sürüklediğini söylüyorYıllarca yasaklı kalan, sinemaseverler tarafından beğeniyle takip edilen sanatçı Halil Ergün, Adana’da düzenlenen Altın Koza Film Festivali’nde ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne layık görüldü. Birlikte çalıştığı sinemanın efsane ismi Yılmaz Güney’in yaşamını yitirmesinin ardından sinemada başkaldırının yalnız kaldığını belirten Ergün, Türkiye’de yaşanan Kürt sorunu, türban meselesi gibi konularında yasakçı ve baskıcı zihniyetin Türkiye’yi kaosa sürüklediğine vurgu yaptı. Ergün, Türkiye’nin linç ve faşizan kültürle korkular ülkesi haline getirildiğini söyledi.Kariyerinin en prestijli ödüllerinden birini Yılmaz Güney’in arkadaşı olarak, Güney’in memleketinde alan Ergün ile Türkiye sinemasının dünü, bugünü, Yılmaz Güney’li yılları, Türkiye ve dünyada yaşananları konuştuk.Yılmaz Güney gibi büyük ustanın sinemaya başladığı topraklardasınız. Güney’in bir arkadaşı olarak onun memleketinde ‘Onur Ödülü’ aldınız. Nasıl bir duygu hali bu? Bizimle paylaşır mısınız?Ben evvelki yıl da Yılmaz Güney adına verilen bir ödül almıştım. Bu beni çok şaşırtmıştı. Çok sevindim. Yılmaz Güney hayatımda derin izler bırakmış bir ustamız, bir sanatçımızdır. Halen de ben onu heyecanla anarım. Ve ısrarla söylüyorum, halen onun yarattığı sinema coşkusunu kitlesel anlamda yakalayamadık diye düşünüyorum. O başka bir ş... Devamı

11 06 2008

Güney’in ardından sinemadaki başkaldırı yalnız kaldı

Güney’in ardından sinemadaki başkaldırı yalnız kaldı İsmail Yıldız Altın Koza Film Festivali’nde ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne layık görülen Halil Ergün yasakçı ve baskıcı zihniyetin Türkiye’yi kaosa sürüklediğini söylüyorYıllarca yasaklı kalan, sinemaseverler tarafından beğeniyle takip edilen sanatçı Halil Ergün, Adana’da düzenlenen Altın Koza Film Festivali’nde ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne layık görüldü. Birlikte çalıştığı sinemanın efsane ismi Yılmaz Güney’in yaşamını yitirmesinin ardından sinemada başkaldırının yalnız kaldığını belirten Ergün, Türkiye’de yaşanan Kürt sorunu, türban meselesi gibi konularında yasakçı ve baskıcı zihniyetin Türkiye’yi kaosa sürüklediğine vurgu yaptı. Ergün, Türkiye’nin linç ve faşizan kültürle korkular ülkesi haline getirildiğini söyledi.Kariyerinin en prestijli ödüllerinden birini Yılmaz Güney’in arkadaşı olarak, Güney’in memleketinde alan Ergün ile Türkiye sinemasının dünü, bugünü, Yılmaz Güney’li yılları, Türkiye ve dünyada yaşananları konuştuk.Yılmaz Güney gibi büyük ustanın sinemaya başladığı topraklardasınız. Güney’in bir arkadaşı olarak onun memleketinde ‘Onur Ödülü’ aldınız. Nasıl bir duygu hali bu? Bizimle paylaşır mısınız?Ben evvelki yıl da Yılmaz Güney adına verilen bir ödül almıştım. Bu beni çok şaşırtmıştı. Çok sevindim. Yılmaz Güney hayatımda derin izler bırakmış bir ustamız, bir sanatçımızdır. Halen de ben onu heyecanla anarım. Ve ısrarla söylüyorum, halen onun yarattığı sinema coşkusunu kitlesel anlamda yakalayamadık diye düşünüyorum. O başka bir ş... Devamı

11 06 2008

Güney’in ardından sinemadaki başkaldırı yalnız kaldı

Güney’in ardından sinemadaki başkaldırı yalnız kaldı İsmail Yıldız Altın Koza Film Festivali’nde ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne layık görülen Halil Ergün yasakçı ve baskıcı zihniyetin Türkiye’yi kaosa sürüklediğini söylüyorYıllarca yasaklı kalan, sinemaseverler tarafından beğeniyle takip edilen sanatçı Halil Ergün, Adana’da düzenlenen Altın Koza Film Festivali’nde ‘Yaşam Boyu Onur Ödülü’ne layık görüldü. Birlikte çalıştığı sinemanın efsane ismi Yılmaz Güney’in yaşamını yitirmesinin ardından sinemada başkaldırının yalnız kaldığını belirten Ergün, Türkiye’de yaşanan Kürt sorunu, türban meselesi gibi konularında yasakçı ve baskıcı zihniyetin Türkiye’yi kaosa sürüklediğine vurgu yaptı. Ergün, Türkiye’nin linç ve faşizan kültürle korkular ülkesi haline getirildiğini söyledi.Kariyerinin en prestijli ödüllerinden birini Yılmaz Güney’in arkadaşı olarak, Güney’in memleketinde alan Ergün ile Türkiye sinemasının dünü, bugünü, Yılmaz Güney’li yılları, Türkiye ve dünyada yaşananları konuştuk.Yılmaz Güney gibi büyük ustanın sinemaya başladığı topraklardasınız. Güney’in bir arkadaşı olarak onun memleketinde ‘Onur Ödülü’ aldınız. Nasıl bir duygu hali bu? Bizimle paylaşır mısınız?Ben evvelki yıl da Yılmaz Güney adına verilen bir ödül almıştım. Bu beni çok şaşırtmıştı. Çok sevindim. Yılmaz Güney hayatımda derin izler bırakmış bir ustamız, bir sanatçımızdır. Halen de ben onu heyecanla anarım. Ve ısrarla söylüyorum, halen onun yarattığı sinema coşkusunu kitlesel anlamda yakalayamadık diye düşünüyorum. O başka bir ş... Devamı

08 06 2008

KIZILIRMAK /ŞİİR / HASAN HÜSEYİN

  halit çelenk'e saygılarımla .................................................. .................................................. VE DER Kİ KİTABIN ORTAYERİNDE BÜTÜN IRMAKLARI DÜNYANIN KIZILIRMAKTAN GEÇER .................................................. .................................................. KIZILIRMAK Silâh ve şarkı ben bütün karanlıkları bunlarla yendim doğacak çocuğumun kanında esen emekçi karımın dimdik bakışlarında ve çetelerin sipsivri uykusuzluğu silâh ve şark benim bütün şarkılarım iri kuşlardır al ve şafakleyin ışıklı nehirler büyütür silâh seslerim tankaranlığında yekinir yürür orman yekinir yürür toprak yekinir yürür kalabalıklar ve der ki kitabın ortayerinde bütün ırmakları dünyanın kızılırmaktan geçer vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım geçin sıcak ırmakları kuşlarım kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım açtım kırkıncı kapıyı gördüm ki atın önünde et titrer biryerleri zamanın kırdım kırkıncı kapıyı gördüm ki itin önünde ot ürperip durur hiç olmalardan şakıdı kuş yarıldı nar delirdi ateş ve başladı uğul uğul uğuldamağa bütün ırmakları dünyanın kızılırmak kızılırmak güneşin ortasında insanlar kımıldaşır ve der ki şakıyan kuş yarılan nar deliren ateş: zaman akıyor omuzlarında kalabalık nalkırıklarıyla anasonlu duyarlığında general nargilelerin bir damla kankurusu çok eski savaşlardan belki silâhların çürümedik biryerlerinde belki pişman bir ağzın acıyarak anlattıkları aşka benzer bir karışık kıtlık direnci boyunları kafataslı saray kahramanları yığınlara vatan diye kalan yoksunluk ne de çok özlemişiz gökyüzün... Devamı

08 06 2008

KIZILIRMAK /ŞİİR / HASAN HÜSEYİN

halit çelenk'e saygılarımla .................................................. .................................................. VE DER Kİ KİTABIN ORTAYERİNDE BÜTÜN IRMAKLARI DÜNYANIN KIZILIRMAKTAN GEÇER .................................................. .................................................. KIZILIRMAK Silâh ve şarkı ben bütün karanlıkları bunlarla yendim doğacak çocuğumun kanında esen emekçi karımın dimdik bakışlarında ve çetelerin sipsivri uykusuzluğu silâh ve şark benim bütün şarkılarım iri kuşlardır al ve şafakleyin ışıklı nehirler büyütür silâh seslerim tankaranlığında yekinir yürür orman yekinir yürür toprak yekinir yürür kalabalıklar ve der ki kitabın ortayerinde bütün ırmakları dünyanın kızılırmaktan geçer vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım geçin sıcak ırmakları kuşlarım kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım açtım kırkıncı kapıyı gördüm ki atın önünde et titrer biryerleri zamanın kırdım kırkıncı kapıyı gördüm ki itin önünde ot ürperip durur hiç olmalardan şakıdı kuş yarıldı nar delirdi ateş ve başladı uğul uğul uğuldamağa bütün ırmakları dünyanın kızılırmak kızılırmak güneşin ortasında insanlar kımıldaşır ve der ki şakıyan kuş yarılan nar deliren ateş: zaman akıyor omuzlarında kalabalık nalkırıklarıyla anasonlu duyarlığında general nargilelerin bir damla kankurusu çok eski savaşlardan belki silâhların çürümedik biryerlerinde belki pişman bir ağzın acıyarak anlattıkları aşka benzer bir karışık kıtlık direnci boyunları kafataslı saray kahramanları yığınlara vatan diye kalan yoksunluk ne de çok özlemişiz gökyüzüne kansız bakmayı! yıkık bir ud tiryakiliği antika cumbalarda kanaryalarında berberli bezginliği burjuvalığın bir polis burnu belki - dağdaki çarıksızın çarıksızlığı bir büyük vurgun düzeni - belki de bir lavrens vurgunun soygunu nevyork'ta döllediği ... Devamı