30 03 2012

İddianame 12 Eylül'ü mü aklıyor?

 

İddianame 12 Eylül'ü mü ak lıyor?

Referandumda "hayır" oyu verenler, düştükleri kötü durumun üzerini örtmek için 12 Eylül iddianamesinin yanlış ve eksik yönlerine, yetersizliğine sarıldı. Tüm bunlar, iddianamenin 12 Eylül'ü akladığı anlamına gelmiyor. Asıl önemli olan, 12 Eylül'ün başlıca sorumlusu iki generalin işledikleri suçların hesabını nihayet veriyor oluşudur.

Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, iddianameye giren ifadelerinde 12 Eylül'ü savunuyor. "Gene aynı durum olsa aynısını yapardık" diyorlar. İki darbeci de, 32 yıl sonra 12 Eylül günlerinin resmi açıklamalarını tekrarlıyor: "Her gün şu kadar insan öldürülüyordu", "ülke felç olmuştu", "siyasiler acizdi", "ordu Atatürk döneminde koyulan 35 maddede tarif edilen cumhuriyetin kendisine verdiği görevi yapmıştı"...

12 Eylül iddianamesi tam da bu iddiaların üzerine gidiyor ve "ülkeyi felç eden" "terör ortamının" bizzat Kenan Evren komutasındaki TSK tarafından planladığını, provokasyonların ve katliamların "şartların olgunlaşması" için TSK tarafından yaptırıldığını söylüyor.

1 Mayıs 1977'de Taksim'de yüz binlerce işçinin kurşunlanması, 16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi'nden çıkan solcu öğrencilerin üzerine bomba ve kurşun atılması, Nisan 1978'de bombalı provokasyon sonucu Alevilere yapılan saldırılar, 1978 Eylül'ünde Sivas'ta Sünnilerin Alevilere karşı kışkırtılması sonucu 10 kişinin ölmesi, 19-24 Aralık 1979'da 150 Alevi'nin ölmesiyle sonuçlanan Maraş katliamı, gazeteci Abdi İpekçi'nin öldürülmesi ve 1980'de Çorum'da Sünnilerin Alevilere karşı kışkırtılması sonucu 45 kişinin yaşamını yitirdiği olayların faili olarak ordu karşımıza çıkıyor.

1970'lerde sol, bu kanlı provokasyonlardan kontrgerillayı sorumlu tutmuştu. Sağ-sol çatışmasının değil, ülkücü faşist terörün hakim olduğunu söyleyen anti-faşistler, kontrgerillanın Genelkurmay'a bağlı Özel Harp Dairesi olduğunu biliyordu. Bunu teşhir de ettiler.

12 Eylül iddianamesinde de bu gerçek karşımıza çıkıyor ve her biri başta Aleviler olmak üzere toplumun geniş kesimlerini etkilemiş olayların bir darbe planı dâhilinde hayata geçirildiği gösteriyor.

27 Mayıs ve 12 Mart darbelerinin ardından gelen 12 Eylül darbesinin yüz binlerce insanın hayatını mahvetmesinin sorumluları Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya işledikleri suçun hesabını veriyor. İddianame 12 Eylül'ü aklamıyor, mahkum ediyor.

İddianameyi devrimciler değil, bir savcı yazdı

88 sayfalık 12 Eylül iddianamesini devrimciler değil, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bir savcısı hazırladı. İddianameye hâkim olan ideolojik görüşün devletçilik ve darbeye zemin hazırlayan olaylara bu gözle bakılması kaçınılmaz. Bu durum iddianamenin eksik, sınırlı, düpedüz yanlış kısımlarını ve yetersizliğini de beraberinde getiriyor.

Örneğin, savcıya göre devletin cuntanın faaliyetlerini önleyememesinin nedeni, öğretmenlerin ve polislerin örgütlenmiş olmaları! "Solcu sendikal örgütlenmeler sola, sağcı sendikal örgütlenmeler ülkücülere hizmet etti ve cunta bundan yararlandı" diyor savcı. TÖB-Der, Pol-Der ve sağcı karşıtlarının faaliyetleri iddianamede önemli bir darbe gerekçesi olarak yer alıyor. Bu elbette ki yanlış. Darbenin sorumlusu sendikal ve mesleki haklar için kurulmuş dernekler olamaz. Tam tersine, ülkücü faşist örgütlenmelerin devlet tarafından desteklenmesi, provokasyonlara ve katliamlara girişmesi ile Kenan Evren "ülke felç oldu" gerekçesine sahip oldu.

  Korkunç işkenceler 12 Eylül iddianamesinde

 

12 Eylül darbecileri Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkında hazırlanan iddianamede gözaltına alınan 650 bin kişiye yapılan korkunç işkenceler yer aldı. Özel yetkili savcı Kemal Çetin'in "Uygulanan yöntemlerle kişiliklerini ezip ortadan kaldırarak toplumu tek tipleştirmek istenmiştir" tespitini yaptığı iddianamede falaka, askı, elektrik, marş söyletme ve cop sokma gibi sayısız işkence yöntemi ayrıntılarıyla sıralandı:

Falaka: Yaygın ve sürekli kullanıldı. Ayak tabanı, ellerin içi gibi vücudun kaslı bölümlerine kalas, cop, zincir, saz sapı, pik demir vb. vurularak gerçekleştirildi.

Köpek saldırtma: Tutuklu çırılçıplak soyulur, kurt köpeği üzerine saldırtılırdı. Köpeğin ilk kaptığı yer bacak arası olurdu.

Zincir: 20-25 metre uzunluğundaki zincirin uçları iki tutuklunun boynuna bağlanır, tutuklular sırt sırta verdirilerek ters yönde itilir. Tutuklu tek ayağından zincire bağlanır, bu zincir yüksek bir yere asılır, tutuklu bayılıncaya kadar askıda kalırdı.

Ayaktan asma/tepe: 50-60 kişi havalandırmaya alınırdı. Gardiyan 'Tepe ol' komutu verince tüm tutuklular üst üste bindikten sonra, bir tutuklu da üst üste yatan tutukluların üstüne çıkar, İstiklal Marşı'nın 10 kıtası okutulurdu.

Kule: Havalandırmaya çıkan tutuklular altı kişilik daire oluştururlardı. Bunların üzerine 3-5 kat olacak biçimde tutuklular çıkarıldıktan sonra, gardiyanın 'Yıkıl' komutuyla kule oluşturan tutuklular kendini yere bırakır, böylece tutukluların değişik yerlerinde kırılma, incinme ve çıkık olurdu.

Sehpa: Tutuklu mizansen olarak oluşturulan bir mahkemede sorgulanır, idama çarptırılır ve temsili infaz gerçekleştirilirdi. Tutuklu tam boğulacağı sırada ip açılırdı.

Cop sokmak: Gardiyanlar, copu zeytinyağına batırır ve yağlı copu tutuklunun makatına zorla sokardı. Sonra bu copu kendisine ya da bir başka tutukluya yalatırdı.

Çek-çek: Tutuklu çırılçıplak soyundurulur ve erkeklik organına bir ip takılırdı. Gardiyan ipin diğer ucunu alıp hızla koşar, tutuklu zorunlu olarak gardiyanın peşinden koşardı.

Lağım suyuna sokma: Diz boyu kadar oluşturulan pisliğin içine tutuklu atılır ve pislik yedirilirdi.

Kitap okuma: Koğuşta tutuklunun eline bir kitap verilir, avaza çıktığı kadar yüksek sesle tek tek sözcükler okutulur. Diğer tutuklular bu sözcüleri tekrarlarlar. Bu işlem sabahtan akşama kadar sürer.

Marş söyletmek: Cezaevinde bulunan herkes 50'ye aşkın marşı ezberlemek zorundaydı. Bu marşlar tutukluların ses telleri tahriş oluncaya kadar söyletilirdi.

Öl dediğimde: Tutuklu havalandırmanın orta yerine çıkartılır, 'hazır ol' durumuna geçirilirdi. Gardiyanın 'Öl' komutuyla tutuklu kas katı eklemlerini kırmadan eğer ve düşürülürdü. Bu işlem gardiyanın keyfine göre tekrarlanırdı.

Onlar da hesap verecek

12 Eylül davası referandumun ertesi günü olan 13 Eylül 2010'da yüzlerce darbe karşıtının mahkemelere koşarak darbeciler hakkında suç duyurusu yapması ile başlamıştı.

Suç duyurusu dilekçelerinde sadece Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya değil işkence ve kötü muamele yapan tüm devlet görevlilerinin yargılanması talep edilmişti. İşkenceci polisler, askerler ve MİT'çiler yargılanmalıdır.

Bir çoğu 12 Eylül'ün işkence tezgâhlarından geçmiş insanlar tarafından yapılan 3000 suç duyurusu ile işkencecilerin tek tek yakasına yapışılmalı.

12 Eylül'ün işkence tezgahlarında atılan slogan

"İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!" sloganı direnen insanlar tarafından işkencecilerin suratlarına haykırılmıştı.

Kimileri bir ay kimileri 100 günden fazla bu insanlıkdışı yöntemlerle sorgulanmıştı. İşkence emniyette bitmemiş, hapishanelerde de sürmüştü.

12 Eylülcüler 32 yıl sonra yargılanıyor. İşkencelerin hesabını verecekler. İnsanlık onuru işkenceyi yenecek!

·                                 12 Eylül'de işkence yapan askerden itiraflar

·                                 12 Eylül'ün korkunç işkencelerini anlattı

·                                 12 Eylül mağduru imamlar: "Artık gözümüz açık gitmeyeceğiz"

·                                 İddianame 12 Eylül'ü mü aklıyor?

·                                 12 Eylül'e bir soruşturma daha!

·                                 Doğan Tarkan: 12 Eylül generalleri yargılanıyor...

·                                 12 Eylül'den hesap sorma kampanyası: "Hepimiz davacıyız!"

·                                 (Video) Doğan Tarkan ve Alper Taş 12 Eylül yargılamasını tartıştı

·                                 İddianame kabul edildi: Kenan Evren halka hesap verecek!

·                                 Haluk Bilginer: 1915'le hesaplaşıyoruz, 12 Eylül ve 28 Şubat'la hesaplaşacağız

·                                 Eski bakandan 12 Eylül itirafları: “Kızılay’da bombaları asker atıyordu”

·                                 Sacit Kayasu: Bu davayı ben açmak isterdim

·                                 12 Eylül darbecileri panikte: Kenan Evren'in verilemeyecek hesabı yokmuş!

·                                 12 Eylülcüler hesap verecek!

·                                 Yetmez ama evet: Kenan Evren’e iki kere müebbet

Doğan Tarkan ve Alper Taş 12 Eylül yargılamasını tartıştı

 

TV8'deki "Haber Aktif" programına konuk olan DSİP Genel Başkanı Doğan Tarkan ve ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, 2010 Anayasa referandumundaki "Yetmez ama evet" ve "Hayır" tutumları üzerinden 12 Eylül davasını tartıştılar.

DSİP Genel Başkanı Doğan Tarkan ve ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, TV8'de yayınlanan "Haber Aktif" programına konuk oldular. 12 Eylül iddianamesinin kabul edilmesi üzerine, referandum sırasındaki "Yetmez ama evet" ve "Hayır" tutumlarının tartışıldığı programda Doğan Tarkan, "yetmez ama evet" tavrının 12 Eylül generallerinin yargılanmasının önünü açtığını söylerken, Alper Taş 12 Eylül iddianamesinin, 12 Eylül zihniyetini akladığını savundu.

Alper Taş: "Demokratları avladılar"

Referandumda ÖDP'nin takındığı "Hayır" tutumunun doğru olduğunu savunan Alper Taş, referandum sonrası yaşanan gelişmelerin kendilerini haklı çıkardığını söyleyerek; 12 Eylül referandumu ile yargının bağımsızlığının ortadan kaldırıldığını söyledi. Referandumda maddelerin ayrı ayrı oylanması hâlinde darbecilerin yargılanmasını engelleyen geçici 15. Madde'nin kaldırılmasına evet oyu vereceklerini söyleyen Taş, bu madde aracılığıyla AKP'nin demokratları avladığını söyledi.

12 Eylül generalleri Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya'nın müebbet hapis istemiyle yargılanacakları iddianame hakkında Taş, "Bu iddianame 12 Eylül'ü aklıyor" derken Fatsa'daki direniş komiteleri hakkında yer alan ifadelerden söz ederek, 12 Eylül zihniyetinin iddianameye de yansıdığını söyledi. 12 Eylül sonrasında baskının arttığını da sözlerine ekledi. Alper Taş, Doğan Tarkan'ı ve yetmez ama evetçileri özeleştiri vermeye çağırdı.

Doğan Tarkan: "İddianame yetmez, daha fazlası için mücadele edelim"

DSİP Genel Başkanı Doğan Tarkan ise referandumda alınan "yetmez ama evet" tavrının bugün darbecilerin yargılanmasını sağladığını söyledi. Alper Taş'ın HSYK'nın bağımsızlığının ortadan kalktığı yönündeki itirazına Tarkan, HSYK'nın bugün daha demokratik olduğunu, muvazzaf askerlerin ve 12 Eylül generallerinin bu şekilde yargılanabildiğini savunarak cevap verdi. 12 Eylül'ün yargılanmasının kimse tarafından bahşedilmediğini söyleyen Doğan Tarkan, bunun toplumun geniş kesimlerinin talebi olduğunu ve ancak bu baskı sayesinde geçici 15. maddenin kaldırılabildiğini belirtti.

Referandumda "hayır" oyu verenler ne kadar iyi niyetli olursa olsun, bu tavrın "12 Eylül generalleri yargılanmasın" anlamına geldiğini vurgulayan Tarkan, "biz referandumda evet demedik, yetmez ama evet dedik. Bu sebeple yeni ve özgürlükçü bir anayasa istiyoruz ve bunun için mücadele ediyoruz" dedi.

Referandumda hayır tavrı alanlarla beraber mücadele edebileceklerini vurgulayan Tarkan, "Gelin 12 Eylül davasının genişlemesi için, Fatsa'nın iddianameden çıkarılması için beraber mücadele edelim. 'Bu konuda söz söylersem, AKP'ye yarar' tavrını bir kenara bırakmak lazım" dedi. Tarkan, beraber mücadele etmek için özeleştiri vermeye de gerek olmadığını, 12 Eylül yargılamasının genişlemesi ve Balyoz gibi darbe planları yapanların da yargılanması için mücadele etmek gerektiğini söyledi.

Doğan Tarkan, 12 Eylül referandumunda "evet" oylarının kazanmaması hâlinde ne 12 Eylülcülerin, ne de muvazzaf askerlerin yargılanabileceğinin altını çizdi.

12 Eylül'den hesap sorma kampanyası: "Hepimiz davacıyız!"

 

2010 yılında yapılan anayasa değişikliği referandumu sonrasında darbecileri koruyan geçici 15. madde kaldırılınca, 12 Eylül darbesinin paşaları Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya hakkındaki iddianame tamamlanmış ve yargı süreci başlamıştı. Şimdi ise, 32 yıl önce gerçekleşen bu darbeyle yüzleşmek isteyenler, "12 Eylül 1980'den ve Kenan Evren'den HEPİMİZ DAVACIYIZ!" başlıklı bir kampanya düzenliyorlar.

Kampanyanın çağrı metni şöyle:

"Bu kampanyadan amaç, 94 yaşındaki bir insandan intikam almak değildir. İstediğimiz şey, General Evren'in bir zamanlar başkalarına reva gördüğü işkencelere maruz kalması ve acı çekmesi de değil.

İsteğimiz çok basit ve açık:

Toplum olarak kendi geçmişimizle açıkça yüzleşmemizin şart olduğunu; yaşanan utançları yok sayarak beyaz sayfalar açmanın, o utançların tekrar yaşanmasına neden olduğunu bildiğimiz için, Kenan Evren'in, adil biçimde yargılanmasını ve her şeyin örtbas edilemeyecek şekilde mahkeme kayıtlarına geçirilerek gelecek kuşaklara anlatılmasını istiyoruz.

Sistemin bu işi savsaklayarak yargılamayı bulandırmasından, saptırmasından korkuyoruz. Bunu önlemenin tek yolu ise "kamuoyu duyarlılığı"dır.

Başka konularda başka görüşlere de sahip olsanız, eğer yukarıdaki görüşü benimsiyorsanız lütfen bize katılın, bu dilekçeyi yaygınlaştırın, siz de davacı olun.

12 Eylül ve onun simgesi Evren asılmasın ama toplumsal unutkanlıkla da beslenmesin. Mutlaka yargılansın, tarih ve kamu vicdanı önünde mahkûm edilsin."

Doğan Tarkan: 12 Eylül generalleri yargılanıyor...

 

Yıllardır '12 Eylülcüler yargılanmalı' dedik. Nihayet yargı önüne çıkıyorlar. Savcının iddianamesi mahkeme tarafından kabul edildi. Darbeci generaller, 12 Eylül 2010 Referandumu'na kadar Anayasa'nın geçici 15. maddesi tarafından korunuyorlardı. Referandumda halkın yüzde 58'i bu maddenin kalkmasını isteyince, Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya için yargı yolu açıldı. O günlerde anayasa değişiklikleri referandumunda "Hayır" diyenler, "zaman aşımına uğrar, yargılanamazlar" diyorlardı.

Sonra savcılık soruşturması başladı. Evren ve Şahinkaya sorgulandı. Seçimlerin öncesinde olduğu için bu defa 'Hayırcılar', "seçim yatırımı, aslında yargılanmazlar" dedi. 2011'in son günlerinde savcı iddianameyi tamamladı ve sonra mahkeme iddianameyi kabul etti. Artık söylenecek hiçbir şey kalmadı, Evren ve Şahinkaya yargı önüne çıkıyorlar. "Darbeye zemin hazırlamak ve darbe yapmak" suçundan yargılanacaklar. Bu bir ilk...

Sosyalistler yıllarca "12 Eylül generalleri yargılansın" dediler ve sonunda talepleri gerçekleşiyor. Buna rağmen bir kısım sosyalist, özellikle de referandumda "hayır" diyenler, gene memnun değiller. Kazandıklarını değil, kaybettiklerini düşünüyorlar.

Nedenleri oldukça garip. Diyorlar ki, iddianame '12 Eylül'ü değil, sosyalistleri yargılıyor'. Nedenleri ise, iddianamenin Fatsa'dan bahsetmesi. Oysa iddianame bir yandan Fatsa konusunda olumsuz ifadeler kullanırken, diğer yandan da Terzi Fikri'nin halk desteğine sahip olduğunu anlatıyor. Ama aslında Fatsa'nın iddianameye girmesi sosyalistleri suçlamak için değil, Evren ve Tahsinkaya'yı suçlamak için.

İddianame diyor ki, "Fatsa sıkıyönetim bölgesinde olmamasına rağmen o vakit Genelkurmay Başkanı olan Evren'in talimatı ile ordu Fatsa'ya müdahale etti." Oysa sıkıyönetim bölgesi olmasına rağmen, ordu Maraş'a müdahale etmedi. Dolayısıyla Evren ve diğer cunta üyeleri aslında bir dizi olayın kışkırtıcısıdır ve hatta belki de tertipçisidir.

Maraş, Sivas, Çorum katliamları, 1 Mayıs 77, Abdi İpekçi'nin öldürülmesi, İpekçi'nin katilinin hapishaneden kaçırılması, 16 Mart Katliamı iddianamede aynı anlayışla yer alıyor. Dolayısıyla "hayırcı sol"un bu iddiası tamamen uyduruk.

"Hayır"cı cephenin bir diğer iddiası da, işkencelerden bahsedilen bölümün, eski bir ülkücü ve daha sonra BBP genel başkanlığı yapan Muhsin Yazıcıoğlu'nun ifadesi ile başlaması. Hayırcılar bu bölümde sanki sadece Muhsin Yazıcıoğlu'nun ifadesi varmış gibi söyleniyorlar. Oysa aynı bölümde, ÖDP'li Oğuzhan Müftüoğlu, EMEP'li Mustafa Yalçıner, Sosyalist Parti'li Mustafa Kahya'nın ifadeleri de yer alıyor.

Sosyalistler yıllardır Maraş, Sivas, Çorum katliamlarının, 16 Mart'ın, 1 Mayıs 77'nin hesabının sorulmasını istediler. İşte sorulmaya başlandı. 'İşkencecilerden hesap sorulsun' dedik ve işte sorulmaya başlandı...

Kısacası "hayırcı cephe"nin bütün tezleri çürük. Çürük mazeretlerle referandumdaki hatalarının üstünü kapatmaya çalışıyorlar. Ama bu, boşuna bir çaba.

Referandumda "hayır" demek yanlıştı ve bugün yanlış olduğu çok daha açık ve net anlaşılır hâlde.

12 Eylül'ün yargılanması, Evren ve Tahsinkaya'nın yargı önüne çıkması ile tamamlanabilir mi? Hayır.

12 Eylül'de işlenen insanlık suçları saymakla bitecek gibi değil. Bütün bunların hesabı sorulmalıdır. Bunun için "12 Eylül yargılansın" talebini yükseltmeye devam edeceğiz.

"Hayırcılar", 'bir de 12 Eylül'ün ekonomik yanı var' diyorlar. Doğru, 12 Eylül yeni liberalizmin Türkiye'de uygulanmasının kapılarını ardına kadar açtı ama bunu bir mahkeme ile yargılamak mümkün değil. Yeni liberalizme karşı mücadele önemlidir ve bu konuda da mücadele ettik ve edeceğiz...

Evren ve Tahsinkaya'nın yargılanması ve aynı günlerde Başbuğ'un sorgulanarak tutuklanması son derece önemli gelişmeler. Sosyalistler uzun süredir darbelere karşı sokaklarda mücadele ettiler. Darbelere karşı onbinlerin katıldığı sayısız yürüyüş ve gösteri gerçekleşti. 12 Eylül ve diğer darbeler için 'Vicdan Mahkemeleri' kuruldu, çok sayıda insan bu mahkemelere katıldı. Onlarca gösteride "İlker Başbuğ çeneni kapa" sloganı atıldı. Ve şimdi kazandık...

İsterdik ki, 12 Eylülcülerin yargılanmasını sağlayan darbe karşıtı gösterilerimize, referandumda 'Yetmez ama, Evet' diyen politikamıza solun daha fazla kesimleri katılmış olsun. Ama halâ daha geç değil; 'yetersiz demek', ya da 'hiç ses çıkarmadan oturmak' yerine, sol bizimle birlikte darbelere karşı, 12 Eylülün daha kapsamlı yargılanması için kampanya yapar.

Toplumun büyük çoğunluğu, emekçiler, darbelere karşı, 12 Eylülcülerin yargılanmasını istiyor. Emekçilerin çağrısı birlik. Yani özgürlükler için mücadele birliği...

       Doğan Tarkan

 

12 Eylül mağduru imamlar: "Artık gözümüz açık gitmeyeceğiz"

 

1982'de Kenan Evren'in anayasasına yüzde 90 hayır diyen Bingöl'deki 84 imam sürgün edilmişti. O imamlardan ikisi yıllar sonra konuştu. Kenan Evren'in yargılanmasını "rüya" olarak nitelendiren İmam Abdullah Akdeniz ve Selahattin Baki "Artık gözümüz açık gitmeyeceğiz" dedi.

7 Kasım 1982 günü yapılan halk oylamasında Türkiye genelinde darbe anayasasına 'evet' oyları %91.37 'hayır' oyları %8.63 olurken Bingöl'de tam tersi olmuştu. Bingöllülerin %90'ının darbe anayasasına 'hayır' demesinin sorumlusu olarak görülen 13'ü Solhan'da toplam 84 imam generaller tarafından sürgüne gönderilmişti.

Star gazetesine konuşan 12 Eylül mağduru imamlardan Solhanlı İmam Abdullah Akdeniz, darbenin en sert döneminde gerçekleşen referendum sonrası başına gelenleri şöyle anlattı:

"Anayasa oylamasından sonra imamları ücra köylere sürdüler. Solhan'dakileri Kığı'ya verdiler. Orası dini yönden zayıf ve kozmopolit bir yerdi. Bize dahafazla kızdıkları için oraya verdiler. Yolu olmayan ücra köylere sürgün ettiler. Beni Dallıca köyüne verdiler. 4 sene kaldım. Köylüler bizi bağırlarına bastı. Bizi gönderenler devreye girip 'bunlara yüz vermeyin' dediler.

"Resmi gerekçe 'devlete karşı gelmek' ve 'siyasette bulunma' gösterildi. Oysa hiçbir siyasi parti ile bağımız yoktu. Bu gerekçe de 2 ay sonra geldi. Yani önce sürgün edildik, sonra gerekçeyi gönderdiler.

Eşim kalp hastası olduğu için Solhan'da bıraktım. Tam teşekküllü hastaneye yakın olması gerekiyordu. Hanım da çok sıkıntı çekti. Ben sürgündeyken eşim vefat etti. Darbecilere ceza verseler, rütbelerini alsalar, kimse darbeye yeltenemez. Bunlar 12 Eylül referandumu sayesinde oldu. Evren ve Şahinkaya'dan davacı olmayacağım. Çünkü, sıkıntıları Allah rızası ve memleket için yaşadım. Ben asıl öbür tarafta davacı olacağım."

Bugünleri hayal bile edemezdik

Sürgün olan 84 imamdan biri olan Selahattin Baki de "Bize hiçbir gerekçe söylemeden 'sürüldünüz' dediler. Büyük çileler çektik. Kışın yolu olmayan bir dağ köyüne metrelerce karaltında yürüyerek, içinde atlet-gömlek olan bir çanta ile gittim. Hasta olan tek oğlumu doktora götüremedim. Bugünleri hayal bile edemezdik. Ben asıl hakkımı kıyamette arayacağım. Ama dünya gözü ile bu dünyada da cezalandırılacaklarını gördüğümüz için çok sevinçliyiz. Kanadım olsa uçacağım sevincimden. Mahkemenin önüne çıkıp el pençe durmaları bile çok büyük bir olay. 12 Eylül Anayasası için köyümden memurlar hariç tek bir oy bile çıkmadı. 12 Eylül referandumunda da çok anlattık. Bu sefer memurlar bile 'evet' oyu verdi" dedi.

 

 

 

12 Eylül'ün korkunç işkencelerini anlattı

 

78'liler Derneği Başkanı Celalettin Can, dün Habertürk TV'de katıldığı programda 12 Eylül darbesi günlerinde gördüğü korkunç işkenceleri anlattı. Can'ın anlattıkları 650 bin kişinin başına geldi. Hâlâ "12 Eylül davası önemsiz" diyenler, Kenan Evren'in yargılanmasından üzüntü duyanlar korkunç işkenceleri unutmamızı istiyor.

Dün akşam Habertürk'de bir programa katılan Celalettin Can darbe sırasında yaşadıklarını şöyle anlattı:

"Gürkaynak'ta bir köy evinde bir grup asker tarafından arkadaşlarımla beraber göz altına alındım. Gözlatına alındıktan sonra çok ağır işkence gördüm. Köy meydanında bana İstiklal Marşı söyletmek istediler, kendi değerlerime hakaret etmemi istediler. Sonra beni bir jipe koydular ve kimi zaman sürükleyerek Akçadağ jandarma karakoluna götürdüler."

Elektrik verdiler

"Daha sonra bizi Malatya Merkez Komutanlığı'ndan istediler. Gittiğimizde bir komutan geldi ve "Bunu zincire vurun" dediler. Beni zincire vurdular, ciğerlerini sökeceğiz senin dediler. Sonra beni eski havaalanına götürdüler. Vücudumun bir çok organına elektrik verdiler. Askıya aldılar ve sürekli kırbaçladılar."

12 gün tecavüz ettiler

"Bir bayanı getirdiler ve onu soymaya başladılar ve beni başka bir odaya aldılar. Daha sonra on oniki gün o bayana tecavüz ettiler. Ben bunu yan taraftan duydum. sonra 12 gün sonra bayanı bırakırken "Koministlerde namus ta varmış, bakireymiş, sen hemşiresin diktirirsin dediler" şeklinde bir açıklamada bulundu."

72
0
0
Yorum Yaz