Ergin Günçe(1938-1983)
15/9/2008 · Kategori: Siir
Ergin Günçe(1938-1983)
Mandolin
Eski bir mandolindi ölümdü anlatılan
Kır kahvesinde çocuklara çalardı
Temmuz örerken evini sarmaşıkla
Çan çiçekleri göğsünde kuru kalbi
Serilince bahçeye rakı sofrası
Kucağında mandolin, mandolin ve parmakları
Ne yalnızlık kalır ne aşk
Ne gizlice bildiği av şarkıları
Ay dudağında kuruduğu zaman
Ve ne zaman görse çocukları
Serin yaz geceleri penceresinden
Balkona akınca gölgesi
Saçlarında deniz ve uçuşan şapkası
Eski bir mandolindi ölümdü anlatılan
Şimdi kış ve uykusuz çocuklar
Uzak bir mandolin kulaklarında kalan
Olmak Ya Da Vurmak Öldürmek
Bir suç oluyorum ben de külümü karıştırınca
Kimleri, kimleri, kimleri vursam
Önce kendimden mi başlasam şakalaşmaya
Önce kendimden mi başlasam
Ben istesem Horoz gibi öterim
Alıngan ve içli çocuk olduğum için
Rahatlarım Bankanın camını kırsam
Sularım sonra atımı bir derede
Ne zaman ne zaman kırlara kaçsam
Ben istesem Kilidimi kırarım
Kumral bir Yaz peşimdedir, dolaşırım ben
Altı yaşında tütüne gittim, oğlak güttüm, çırak
Neler de çıkıyor eşelenince
İnsan büyüyor adam vurarak
Ben istesem Pusu bile kurarım
Duygulu ve sivri bir öğrenci oldum
Ateş okudum kitap yakarak
Artı-değer kavramını ve günlerce Matematik
Bıçaklar edindim Bursa'ya giderek
Benim şimşir Kazıklarım vardır
Ne zaman seni vursalar öcünü komam
İpekli dokunur gibi işliyor zaman
Öfke çiçeğim, av borum, işlek çıngırak
Bütün gün kan içinde yoğruluyorum
Yorulmam dersem Yalan olacak
Bir suç oluyorum ben de külümü karıştırınca
Kimleri, kimleri, kimleri vursam
Önce senden mi başlasam şakalaşmaya
Önce senden mi başlasam
Günlerden Eylül, Aylardan Ergin Günçe
Günlük şarabımız var maşrapa içindeKülde pişmiş patatesler ve eşsiz pilavzerdeDin kitaplarımız, putlarımız, telvelerimizYeleği de köstekli bir amca kahvesinde Suratı çilli günler, gölgesi uzun günlerİşte bir bağ bozumu, işte bir çıngıl üzümGökyüzüne yaslanıp saatimi kuruyorumKimsecikler duymasın bir Tanrı olduğumu İstersen bu Duayı bir Çınara söylerimBen kendi başımdaki en önemli şapkayımIslıkla her türlü marşı çalan bir ArapBazan bizim orada bir yokuştan iniyor İşte durumlar böyle ey Kandil SimitleriBir değirmen bu günler kalbimi öğütürümSerentiler kurarım ömrümü kuruturumHaritamda denizlerin yerleri değişiktir Günlük peynirinizi bize veriyorKızarmış bayat ekmek, suda kaynamış pirinçSen ne dersen de yeleği köstekli KahveDurup dururken Tanrımı seviyorum Günlerden Eylül aylardan Uzun EşekBir Tabanca çıkarıp kendimi vuruyorum. Türkiye Kadar Bir Çiçek
Soğuk suda çarpa çarpa yıkadımYüzümün niyeti bir aşk şiiri AyçiçeğiGümüş çiçeği, Kavun Karpuz MevsimiÇiğdem: yağmur sonu çiçeğiİlk cemreden sonra bulduğumuz çiçekler Gül güldür, Gül de güldürBen bu kadar anlarım bu işten Ekinler sarardı biçtik güz geldiEskiden sevdiğim kızlar çiçeğiÖpemedik birbirimizi işte bunun çiçeğiTay gibi dururdu tay gibi bir kız çiçeği Benim poliste kaydım varmış, hohho Poliste kaydı olmanın çiçeği Bir dâvet olan çiçekSüslerler eteklerini kikirdeyerekKaymakam evlerinde yastık çiçeğiDiz çiçeği. Türkçenin en ayıp kelimeleriDul, Baldız, Bizim GüveyiBacanak çiçeği, ayıp çiçekler Yüzünün ve taranmanın çiçekleriEntarin düzelirken açan çiçekBir dâvettir çiçek ve çok kere gidilemezİnsanın dairede işi vardır çünkü Amerikan polisinde bile fotoğrafım var, hah Hangi hırsızın polisi, hani ev sahibi İyisin sevgilim, aceleci ve sabırlıBelki de barışa bir savaşla varılırÇünkü işleten sevgiyiÖfkenin kurucu meclisidirTarihi hızlandırmanın çiçeği Senin saçlarında bir Macar kırmızı varEl yazması Kur'anlarve Benim yanaklardaki ÇerkeslikDaha bir sürü çiçekler Senin de bir kaydın bulunmalı loy İyisin, demek ki iyisin, sabırlı ve aceleci Kadınlar Mevlûdu, şerbet çiçeğiGeldibirakkuşkanadıylarevân ve benim uykumKi güzel çiçektir her zamanHâfız kadınların fingirdekleriTüccar, telsizciler, terlikçilerAklımda bir kasabanın çiçeğini tamamlarHamamı hergün turşu kokar Demek, düğünlerde böyle oynarlarGözleri duvarlara, tavana bakarKöylerin solgun aşk çiçeğiDüğün ne kadar uzundur, Sağdıç çiçekleriGüveyi pencereden bir silâh atarKızevi utanarak tarar sakalınıGöğe bir duman çiçeği salınır Kaydımız olsa da olmasa da sevgilim, ohho Kaç kere yıkadık birbirimizi Ayçiçeğiİş becermişlerin yüzündeki çiçekKurtuluş Savaşının kaşındaki çiçekAsyada kabaran ekmek çiçeğiBeş bin yaşından bir komutan Sen bu kadar yüreklisinİnce çekingenlik çiçeğiHa dediklerinde dağda olursunHa diyeceklerin ağzındaki çiçekUmudun çiçeğiTürkiye kadar bir çiçek Yüzünün niyeti bir aşk çiçeği Bir kalkışma yüreğindeki çiçek
Gencölmek
Ay mıdır kar mıdır pencerede
Boğulmuş çocukları martılara taşıyan
Kara köpek karşı kıyıda uluyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları altına
Nisan toprağı kalbimde ağarıyor
Bence o çocuk öyle gülmemeli
Şimdi bir kadın çay demlese
Bahçemdeki korkuluk nar ağacıdır
Erken ölmüş, iyi giydirilmiş
Sular soğuyor ovada duran ince gölgesinde
Büyük ateşler, kuytu köyler gibi
Alınlarına vişne çiçekleri yağan
O kızlar, delikanlılar ve lohusalar
Oyulmuş bir bebektirler ıhlamurdan
Kestane mangalları, masallar, talikalar
Ölüm alışsın artık bize
Bir dans gibi bahçemize gelsin
Gelsin otursun ılık minderimize
Ben o çocuk öyle gülmemeli
Ay kar gibidir pencerede

