YANILGI

17/5/2009 · Kategori: Siir

YANILGI

 

nasıl da yanılmışım

incindi delikanlı gönlüm

insan kılıklı biri

çiğnedi sevgi bahçelerini

gecelerden daha korkunç

daha karanlık dişleri

 

nasıl kötü olur insan böyle

nasıl kurur yapraklar

sabahlar yüreğinin dışında

insan bu belli olmaz

içinde neleri saklar

 

böylesine hain suratsız

incelikten uzak

küfre sığınmış zavallı

uçurmuş gönlünden kuşları

her yanı sevgisizlik

kurumuş sevginin dalı

 

Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 40)

Kızılırmak / Şiir / Hasan Hüseyin Korkmazgil

17/11/2008 · Kategori: Siir


halit çelenk'e 
saygılarımla 
 
 
 
 
.................................................. 
.................................................. 
VE DER Kİ KİTABIN ORTAYERİNDE 
BÜTÜN IRMAKLARI DÜNYANIN 
KIZILIRMAKTAN GEÇER 
.................................................. 
.................................................. 
 
 
 
 
KIZILIRMAK
 
 
Silâh ve şarkı 
ben bütün karanlıkları bunlarla yendim 
	doğacak çocuğumun kanında esen 
	emekçi karımın dimdik bakışlarında 
	ve çetelerin sipsivri uykusuzluğu 
		silâh ve şark 


benim bütün şarkılarım iri kuşlardır al ve şafakleyin 
ışıklı nehirler büyütür silâh seslerim tankaranlığında 
yekinir yürür orman 
	yekinir yürür toprak 
		yekinir yürür kalabalıklar 
			ve der ki kitabın ortayerinde 
				bütün ırmakları dünyanın 
					kızılırmaktan geçer 


vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım 
geçin sıcak ırmakları kuşlarım 
kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım 


	açtım kırkıncı kapıyı 
	gördüm ki atın önünde et 
		titrer biryerleri zamanın 
	kırdım kırkıncı kapıyı 
	gördüm ki itin önünde ot 
		ürperip durur hiç olmalardan 
	şakıdı kuş 
	yarıldı nar 
	delirdi ateş 
	ve başladı uğul uğul uğuldamağa 
		bütün ırmakları dünyanın 
				kızılırmak 
				kızılırmak 

güneşin ortasında insanlar kımıldaşır 
ve der ki şakıyan kuş 
	yarılan nar 
		deliren ateş: 
			zaman akıyor 
omuzlarında kalabalık nalkırıklarıyla 
anasonlu duyarlığında general nargilelerin 
bir damla kankurusu çok eski savaşlardan 
belki silâhların çürümedik biryerlerinde 
belki pişman bir ağzın acıyarak anlattıkları 
aşka benzer bir karışık kıtlık direnci 
boyunları kafataslı saray kahramanları 
yığınlara vatan diye kalan yoksunluk 



	ne de çok özlemişiz gökyüzüne kansız bakmayı! 


yıkık bir ud tiryakiliği antika cumbalarda 
kanaryalarında berberli bezginliği burjuvalığın 
bir polis burnu belki - dağdaki çarıksızın çarıksızlığı 
bir büyük vurgun düzeni - belki de bir lavrens 
	vurgunun soygunu nevyork'ta döllediği 
bir kucak sakal sanmak belki de marks'ı 
toprakları denizleri insanları ingilizlemek 
silâhlarla beklemek sömürge sofralarını 
	vaşington ağalarının pilâtin dişlerine 
taze bir kan gibisine gerinir güneşlerde 
saklar genişliğini şarapçasına 
altun tepsilerde çok büyük ölür yürek 
çok büyük hıncı kalır mayonezli kirenaların 
 
 
yanyana 
	birsofrada 
		sanfransisko ve c.i.a. 
			yâni çuval ve mızrak 
			notrdam'ın kargalarının güldüğü 
 
 
sakalları incili hümanizma satıcıları 
halep pazarlarından gecikmiş bir ikindi 
kışlalar öğlesonları asurbanipal 
	bir böcek ölüsünün geceyi kemirdiği 
tektanrılı çokyataklı ve çok çok acımaklı 
ikindi parklarında köpek ve kıral 
	altun ve brovningin karanlık egemenliği 


konuşun soytarılar 
çalgılar susun 
daha bitmedi açlar 
salınır o eski sularda cüzzam yalnızlığı kirliliklerin 
gözün gözü sömürdüğü topraklarda ayıp ve kara 
şimdi çoktaaan terekesi o serüven kahramanlığın 
o bezirgan mutluluk balık tutar şimdi mor kuytularda 
	

	ne de çok özlemişiz gökyüzünü kirşiz sevmeyi 

		kırdım kırkıncı kapıyı 
		kandım o pınarlardan 
		başladı ugul uğul uğuldamağa 
			bütün ırmakları dünyanın 
				kızılırmak 
				kızılırmak 
 
 
Sen ne cömert topraklarsın ey ortadoğu 
sen ne çok soyulansın ve hiç uyanmıyansın 


akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında 
kuytuların kuytularda ölüme döllenmesi 
sevişmenin soyutluğu ve çamurluğu 
duaların çamurluğu ve soyutluğu 
gökyüzüne insanca bakamamak 
                yâni hiçbir şey 
                yâni utanç ve lavanta 
                yâni mum 
çoktespihli bir ebabil ki uzar çöllerde 
uzatır baltazar bayramlarını petrol petrol 
uzatır köleliği âmin âmin 
	çeşmelerinden hâlâ şehname akan 
	şahlı seccadelerde acem ve anka 
	mezarlık toprak reformu - kölelerin eşelendiği 
	keskin bir ingiliz burnu - de ki abadan 
		ya da bir şah ve allah ve dolar üçlemesi 
			saat tam onikiye beş kala 
 
akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında 
soyubitmiş balıkların akvaryum bezginliği 
bir dilim ay 
	bir lokma arap 
		- gölgesini güneşten bile esirgeyen - 
			ve şakkulkamer bedeviliği 
			        yâni utanç ve lavanta 
			        yâni kirli ve kaçak 
			        yâni mum 
kalçaları, kadın pazarlarının - yok başka 
karanlık vatanseverliği kaçakçılığın - yok başka 
general nargilelerin madalya törenleri 
ve şeytan taşlaması petrol kırallarının - yok başka 
ezik ve utangaç 
bilgiç ve yoz 
mum 
	yâni demek istiyorum ki 
		sadakalı sosyalizm soytarılığı 
 
 
konuşun soytarılar 
çalgılar susun 
bekler güzel yarınlarını bu tutsak toprakların 
	çetelerin o sipsivri uykusuzluğu 


akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında 
neyin neye düşman olduğu belki de hiç bilinmeyen 
hergece bir düşük, sam radyosunda 
	hersabah bir komik âdem 
		bir hacıyatmaz 
ve komünistli bir kıralistan yunanistan'da 

hacının develeri gevişirken ay altında ortadoğu'da 
petrol ve çelik kırallarının gölgesinde bir istanbul akşamı 
                                  bizans ve kirli 
                                  türk ve yoksul 
                                  ve mâcun 
allaha ve devlete ve bilcümle gölgelere dualar eyliyerek 
biryanı yangın yıkım 
biryanı yoksul yetim 
biryanı dökülür pul pul 
deniz 
	altun 
		ve kristal karışımı halinde bir istanbul 
			uyanır köprüaltı uykularında 


elektıronik müzikli bir hicazkâr ud 
ve kızıl çağrısı açlığın 
o devletli tekliğinin kabuğunda bir hamal Ortadoğulu 
                                   sıla çalgını da 
                                   vatan yoksulu 
	               allaha inanır arapça 
	               yoksulluk çeker türkçe 
	               ve denizi sever çocukça 
	oraları söyler durmadan 
	oralarda yaşar bıkmadan 
	oralarda ölür istanbullarda 
 

kaktüs kemirenlerinden biri midir brezilya'nın 
yoksa nil'e tapan ve aç yatan bir fellah mıdır 
             kimbilir belki de rio'lu bir gecekondulu 
insan nerde başlar belli değil ki 
istanbulsuz gibi yaşıyarak istanbul'u 
vatansızlığını vatan diye güzelim gün ortasında 
            elektıronik müzikli bir hicazkâr ud 
            develeşip develeşip dönüşmesi gökdelenlere 
            yanki go hom'lu bir miting alaturka 
            betonarme balkonlarında emperyalizmin 
            ve kasıklarında maydarling amerika 
            yâni bütün devrimcilerin konakladığı 
            en çok özlediklerine düşman yaşıyan 
            bir gecikmiş kıral ve özgür köle 
            sürüyerek zincirlerini kaldırımlarda 
            ana avrat söverek soluna sosyalistine 
                    ve bir somun ekmek kaldırımlarda 
                    ve bir garip hamal kaldırımlarda 
                    ve bir vatanölüsü kaldırımlarda 
 
Ne bulmak içkilerde intiharlarda 
neye varmak birşeyleri durmadan çoğaltarak 
çiçek resimleri çizmek güneşli pencerelere 
ölüleri akreplerle çiyanlarla karıştırarak 
eski çamaşırları yenilemek dilencilerde 
bir eski oyuncaktan koca bir gençlik bulup çıkarmak 

kimbilir biz şimdi nelerin neresindeyiz 
alı neden moru neden kırmızıyı kimbilir neden severiz 


	bir kenti geri almak ve davul 
	bir kenti geri vermek ve davul 
	oynaşmak iskeletlerle altunlarla madalyalarla 
	dedeleri gümüşlere altunlara atlara oranlamak 
	bıkıp bıkıp yeniden başlamak sevişmelere 
	kimbilir biz şimdi nelerin neresindeyiz 
	alı neden moru neden kırmızıyı neden severiz 
					[kimbilir 
 
dal uyur daldasında yorgun dalların 
gece büyük büyük anlatır eskimişlerden 
su değil toprak değil 
		de ki acımışlıklar 
		de ki altun sözcükleri tükenmişliğin 
oturur direk direk 
götürür pazar pazar 
		ne ki yaşamak? 



		umduğum gel 
		sevdiğim gel 
		beklediğim gel 
		gel benim 
			kuşak kuşak 
				yoluna kurban olduğum 
 
Kırmızböceğini tanır mısınız? 

güneşin kıyısında kırmızböcekleriyiz 
bir, maviye çalar türkülerimiz 
	bir, kapkaraya 
kağnı uzaklığını bilir misiniz 
kırmızıbiber ve tuz
	bilir misiniz 
karlı karanlıkta yalnız 
		yapayalnız    
			ince ince ölmek 
			            bilir misiniz 
bugün bulgurun sonu 
	yarına dur bakalım 
                        öbürgün allah kerim 
                          bilir misiniz 
toprağın boynu bükük 
eller umarsız 
	ağam sen bilirsin 
		bilir misiniz 
hani derya içre olup da deryayı bilmeyen balıklar gibiyiz 
ve işte atombombalarıyla korunur açlığımız 
 
 
işlemeli mendil ve kurşun 
harmanyeriyiz hey bre 
            karakol kapısıyız 
                   imparatorluk kokar sefaletimiz 
soyula soyula çıplak 
güdüle güdüle sürü 
bütün halklar gibiyiz - biraz kuşdili 
                             biraz kahvefalı 
                             ve biraz da düş 
hapisâne avlusuyuz hey bre 
            cennet kuzularıyız 
	    helallaşır gibi bakarız dostların gözlerine 
severiz gülyağını 
    ve bir de aynaları 
	ve bir de aynalarda yiğitlik masallarını 
		sonra azıcık da sakızı 
		azıcık da uçkurhavalarını 
bıyık burup gazel çekeriz de tenhalarda menhalarda 
uzatırız boynumuzu elkapılarında 
                             sülünler gibi 

ve işte türkiyeliyiz 
hani derya içre olup da deryayı bilmeyen balıklar gibiyiz 
hamsiyiz karadeniz'de 
	çukurova'da pamuk 
		uzunyayla'da buğdayız 
			ege'de tütün 
sınırboylarında gözükara kaçakçılarız 
istanbul'da kadillaklı karaborsacı 
	ve doğu dağlarında koçero'larız 
eşsiz bir güzellikle çarpılmış gibi 
	uyumuşuz yoksulluğun körmemelerinde 
çalışkanız 
filozofuz 
dostuz 
bütün sömürülenler gibi ezik 
	bütün uyananlar gibi kızgın ve doluyuz 
seslenir yüzyıllar ötesinden pir sultan abdal'ımız 
                         'üstü kanköpüklü meşe seliyiz' 
etekleriz de kodaman soyguncuları ekmek kapılarında 
gözümüz gibi koruyup kolladığımız devletin silâhını 
			hey bre 
		yoksul - yetime doğrulturuz 

ve işte türkiyeliyiz 
ateşleriz de mandıraları fabrikaları 
	topal karıncayı melhemleyip salıveririz 
bir yaprak düşer bir yanbakış götürür biryerlerimizi 
kan sızar yeşillerden ak mendillere 
çıkarıp öcümüzü dağbaşlarına 
	ağıtlara ağıtlara dökeriz yüreğimizi 


saksıda çiçek 
kıraçta ceviz 
örtülerimizde nakış nakış sabır ve gözyaşı vardır bizim 


akıyorsak garip çaylar gibi incelerekten 
dokutuyorsak eğer sonbahar gibi 
	çok ağır olduğumuz içindir mandalar gibi 
		ve balıklar gibi çok kalabalık 
seviyorsak silâhı ve yoksulluğu 
susuyorsak kar altında toprakçasına 
bıçak kemiğe değmediği 
	güneş ufuktan doğmadığı 
		o tozkoparan fırtına 
		      kapımızı 
		      kırmadığı 
		      içindir 

vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım 
geçin sıcak ırmakları kuşlarım 
kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım 
 

Anasının karnını tekmelediğinde temmuz 
kocaman ve çoook akıllı bir balıktı uzayda 
                             proton -1 uydusu sovyetler'in 
                             ve çelik bir kelebekti mariner-4 
                                         ensekökünde merih'in 
şeftali emzikteydi bursa'da 
pamuk çiçekte 
	çukurova'da 
ve yeşil bir buluttu buğday 
	konya'da 
		sivas'ta 
			siverek'te 

ozan ozanca söylüyordu dünyanın geleceğini 
işçi grevce 
adını bile bilmediğimiz birileri vardı dünyanın bir- 
		                             [yerlerinde 
                             örneğin Singapur'da 
                             tahran'da belki 
                             belki de kordoba'da 
karakas'da mı desem katanga'da mı 
yoksa roma'da mı ankara'da mı 
birileri biryerlerde durmadan yontuyordu 
         barışı mermer mermer 
         öfkeyi demir demir 
         sevgiyi tunç tunç 
              doyumsuz günler aşkına 
 

ölmek birşey değil dostlar 
	hergün ölmek güç 
açlık 
	o başka ölüm 
açlık korkusu 
	beter 
ne atom ne hidrojen ne yangın 
dağları dümdüz etmeğe - dostlar 
                            aç çocukların çığlığı yeter 
proton-1 
mariner-4 
güzel 
   akıllı 
      büyük 
yıldız kaymaları masallar getirirken gecelerime 
yangından kaçar gibi bölük bölük 
         sırtı yorganlı emekçileri cömert ülkemin 
              göçüyorlardı vatan vatan 
                  viyana üzerinden 
                  adenover almanyasına 
              'allı turnam bizim ile gidersen 
              şeker söyle kaymak söyle bal söyle' 
söyle ki iyi vursun hınzır vurguncu 
tüyübitmediği soysun tefeci 
eskiden gemilere bindirip bindirip zencileri 
allı turnam geçersen ırgat pazarlarından 
zincirli topraklardan hacizli kapılardan 
hastane önlerinden geçersen allı turnam 


insan bazan ölümden de güçlü olabiliyor 
birşeylerin gidişinden ve hiç dönmeyişinden 

sabahları yorumlamak güç değil 
yoksulluğu yorumlamak güç değil 
nasılsa bir başka yorumlamak hep aynı sabahları 
		esmer ve uzak 
	inmeli antenlerin ardında şaşkın 
ve grevler döverken komprador marka demokrasinin 
 				[duvarlarını 
yedirip yüreklerini korkularına 
	bir köledüzenin uşağı efendisi 
		cebi dolarlısı da 
			sırtı bitlisi 
tekmeler gibi güneşi çocukların gözbebeklerinde 
	        'arefe gününde bayram ayında' 
	        vurdular emekçilerin kongresini 
	kördüler 
	karaydılar 
	çiçeksizdiler 
		ve gelip bir karanlıktan 
			gidiyorlardı bir karanlığa 
 
Benim karamsarlığım belki de bir demet gül - sevdiğim 
içimin büyük büyük aklığından geliyor belki de karam- 
			                            [sarlığım 


kocaman ve çoook akıllı bir balıkken uzayda 
	proton -1 uydusu sovyetler'in 
	ve kondukonacakken luna'lar 
		tatlı bir öpücük gibi ay'a 
dilenmek benim ülkemde 
      işsizlik benim ülkemde 
      ve şeytan taşlamak yasak değildi benim ülkemde 
	baböf'ü okumak yasak 
paspas yapıldı demirinden giyotinin 
direktuvar bir ölü söz lârus'ta 
oysa bizim buralarda 
	kelepçe yapılıyor hâlâ 
	pitekantıropüs babanın günahsız baltasından 


kopmuş toprağından kanayarak 
		kanayarak 
saçılmış yollara türkü türkü 
ışık ne 
    vatan nerde 
          ne ki kutsallık! 


kentlerin varoşlarında sanki kurt sürüleri 
tanrıya filan değil 
          allı morlu ışıklara dönük yüzleri 
konuşur elleri ekmek ekmek 
                takırdar çeneleri 
ölüm yakın  
	lokman uzak 
anlamak yasak değildi benim ülkemde 
			anlatmak yasak 
adına grev diyorlardı 
	adına gecekondu 
bir şey dolaşıyordu aramızda seslisoluklu 
yaşıyorduk onu biz - dinine allahına kitabına dek
yaşıyorduk yağmurda yaprak gibi her zerremizde 
ölmek yasak değildi yoluna onun 
                    adını koymak yasak 
tutmuş troya atları subaşlarını 
          madalyalı seyisleri emperyalizmin 
ak taşın üzerinde iki damla kan 
                  biri memet 
                  öbürü memet 
                  'arayerde bu kan nedir 
			dost dost dost' 
görmek yasak değildi benim ülkemde 
		göstermek yasak 

ben ki uçan kuşu kıskanırdım oyun çağımda 
nehirleri yağmurları selleri kıskanırdım 
buluttan gemilerimle aşardım duymadığım denizleri 
yıldızlardan yıldızlara kurulu hamağımda 
	mapusâne türküleri söylerdim geceleri 
bir uzak sel sesiydi o kaygan günlerimde ekmek kavgası 
dünyamda renkler ve böcek sesleriyle bir öyle cümbüş 
en hırçın yıldızları en uysal kavaklara işlemek yaprak 
					[yaprak 
yaralı bir serçenin gözlerinde bir evren ölüp ağlamak 
ve bütün haziranları bir tek gülle açmak hersabah 


o tedirgin ellerin bakışları hâlâ sofralarımda 
hâlâ çizik çizik kanar kaygusu o ekmeksiz akşamlarımın 
yok artık, dost yüzlü ağaçlarım, gurbet kanatlı gemilerim 
						[yok 
gömüldü gitti kervanlarım o çıtır çıtır ağustos gecelerinde 


bir dilim güneş koyup bir dilim yoksul sevince 
aşk büyütmek 
	gecelerce gecelerce özlemeklerden 
bölündüm ayrılıklara parça parça 
dağıldım yeryüzüne çığlık çığlık 
şimdi patron yüzlü sabahlardayım 
şimdi direk direk direnmek 
  
gel benim sevdiceğim 
gel benim umducağım 
beklediğim gel 
gel de bitsin 
        kuşak kuşak 
            yoluna kurban olduğum 
 
binip binip bulutlara ulaştım yıldızlara da 
	kıtalardan kıtalara el sallıyamadım 
		el sallıyamadım 
                 turnalar bile geçip gitti türkülerimden 
                 ben kaldım buralarda 
ben işte kaldım buralarda ey dost 
kırmızıkuşlar 
     kırmızıkuşlar 
        diye diye avuttum 
	hırçın çocuklarımı 
em, em 
	diye diye ağladıkça 
		ağladıkça 
			masmavi çocuklarım 
				hep işte böyle 

insan bazan ölümden de güçlü olabiliyor 
anaç bir ağaç gibi dinleniyor kaygularım şimdi güneşte 
aldanmak ne kolay 
                  ne temiz 
                     ne ilkel 
		allahım! 
kalabalıklarla sevmek güzel günleri 
			ne denli güç 
			ne denli güç 
				allahım! 
  
uzay 
o masallaranası yıldızlı karanlığım 
		karanlığım benim! 
o şafak tarlalarının ekmeğe dönüşmesi 
sarıçiçek vakti ölmek ekinler arasında ve şafakleyin 
        bıldırcınlar ve yıldızlar ve tanyeli eşliğinde 
birşeyleri bulmak ve varamamak 
vakur bir ağaç gibi kucaklamak evreni ve şafakleyin 
	            alfa 
             	beta 
	             gama 
                  	ve aynştayn 
	yâni biraz daha iflası korkularımızın 
		insan denilenin karanlık kurtuluşu 
	bir ceviz yaprağı denli basit ve ilkel 
	     karışık mı karışık bir ceviz yaprağı gibi 


nezaman kaldırsam başımı geceleyin 
ne denli çok anlamağa çalışsam 
	gökyüzü bir yapraktı unutulmuş 
	    not defterinden aynştayn'ın 

ne sanat sanat için şarlatanlığı 
                      ne savaş için savaş 
çoktan anlaşıldı hey bekleroğlu 
                         taşın taş olmadığı 
		   ateşin ateş 
şimdi deprem çizgileri yığınların gözbebeklerinde 
şimdi yumruk çiçekleri o sömürge ülkeler 
aşamazken kel dağları kel dağları düşlerde bile 
geçtim sesduvarlarını sesduvarlarını düşlerde gibi 
yedi başlı beyler besledim yüreğimden yedirerek 
vurdum sonra başlarını beylerin efendilerin 
yok benim tanrılarla kişilerle hiçbir alışverişim 
ben artık, düzenlerle boğuşan bir gerçek devim 
öyle bir dünyayım ki ben-hep özlenmiş hiç yaşanmamış 
insan ve emekten geçer ekvatorum benim 
kendim çizerim sabahlarımı-yok benim sabahçıbaşım 
yok benim lüpçübaşım yok benim hötçübaşım 
                       yok 
                            yok 
                                 yok! 

Elbet bir bildiği var bu haçaturyan'ın 
bir bildiği vardı elbet erzurumlu hançerbarı'nın 
arjantin pampalarında uykusuz çetecilerin 
	benim kurtuluş anıtlarımda mermi yüklü ananın 
	lumumba'nın kanının 
	kanayan viyetnam'ın    . 
		kurşunlu duvarlara doğan günlerin 
		    kalabalık acıların 
		    bıçakaçmaz ağızların 
			bir bildiği vardı elbet 
			bir bildiği var 
			bir bildiği olacak elbet 

hiç yalan söylemedi kalın çizgilerle susuşu yoksulluğun 
hiç yalan söylemedi gözlerde zulüm 
    ve çıplak uykularında zengin düşleri milyonların 
              hiç yalan söylemedi 

hiç yalan söylemedi bu ozan 
elbet bir bildiği var bu kayguların 
birikip birikip durmadan biryerlerde 
acıların öfkelerin birikip biryerlerde 
yekinmesi yatanların ve yürümesi 
akması küçüklerin ve katılması 
yıkması birşeylerin 
	ve yıkılması 
	    yıkılıp yapılması 
hiç yalan söylemedi bu ozan 
işte karton kaleleri kapitalizmin 
işte gözün göze düşman olduğu 
		işte elin ele düşman 
ve işte benim 
    yeryüzünde güller gibi açılan devrimlerim 


kamboçya'da kalkan kamçı 
	şaklar çukurova'da belimde benim 
istanbul'da verilmeyen hak 
		durdurur dakota'nın volanlarını 
ve der ki öpüp kaldırdığım ekmek 
     - beni böyle yerdenyere çalan şey - 
             nevyork'ta bitmişse grev 
             ben burda bil ki grev gözcüsüyümdür 
  
benim gözlediğim 
gel benim yürekyağım 
gel benim 
          kuşak kuşak 
yoluna kurban olduğum 
                        gel! 


Of ooofff, koca gürültülü devrimsiler yutturmacalar 
cilalar civeleklikler yalancılıklar 
karagünlü saraylı soytarılıklar of! 
soygunların gölgesinde sosyete adaleti 
bre hitlerkırması kurtköpekleri 
	il duçe döküntüsü yandançarklılar 
		bre arapsaçı sadakalı sosyalistler eh! 
 
 
elif lâm mim vav he ye 
direkler arası kubbe 
a be ce de ve ye ze 
kadillak marka bir hecindeve 
saraylardan saraylara aktarılarak 
	eldenele ceptencebe aktarılarak 
		- yürü bre kahpe devran! - 
kanarmş savaşlarla kıtlıklarla yoksunluklarla 
bir gözünde nevyork 
	bir gözünde moskova 
gevişir tespih tespih 
dökülür dua dua 
	ayışıklı sularında 
                                      ortadoğu'nun 
of ooofff, koca gürültülü devrimsiler yutturmacalar 
allamalar pullamalar törpülemeler 
karagünlü saraylı soytarılıklar of! 


Yorul ey gayrı 
akma ey su! 
ey benim yaratan tedirginliğim tutsak yanım dinmeyen 
                                                                       [sızım ey! 
çıkarıp çıkarıp yeniden çıkarmak bu dağı bu doruğa 
	yorul ey gayrı 
	akma ey su! 



durup durup kaygulanmak gibi birşey bu bizim sularla 
				[akıp gitmelerimiz 
sonsuz bir tren penceresinden savrulan güvercinleriz 
	çok buruk çok buruk bir şarap diyorum sıkın bağları 
	ben hiç ölmediğimi yaşamak istiyorum 
	orman seviyorsam kimbilir dallara düşmanlığımı 
	bayat bir başdönmesi - susmamak diye birşey 
	kantutar beni yoksa - kantutmak diye birşey 
	bırakma beni bırakma beni - çıldırırım diye birşey 
	oysa düştüm develeri - düşlerimde uçaklar şimdi 
	düşlerde başlayınca devrim - ne anladınız? 
	devrim diye birşey - bir gecekondu tenceresinde 
	demek ki önce devrim - ne anladınız? 
	ve ölmek vazgeçilmez bir alışkanlıksa 
		yorul ey gayrı 
	             akma ey su! 
  
çiçekler bırakınca renklerini biçimlerini 
resimler sakal salınca yaldızlı albümlerde 
eski bir türkü gibi bakışlarından belli 
bitkilerin sürüp giden yeşillerinden belli 
kalırız gündengüne yaşlanan sözcüklerde 
bir akşam saatinde günbatımında 
gözgöze gelmelerde ve içkiye yenilmelerde 
bülbüllerin öte öte bitiremedikleri 
kana benzer kan değil kan gibi korkunç ve karanlık 
kalırız birşeylerde ve kimbilir tanrımsılarda 
belki de çocukların hiç bitmeyen oyunlarında 

ve ölmek vazgeçilmez bir alışkanlıksa 

gülersin - menekşeler olur sesin - bırakıp gitmek 
gözlerine bakınca balıklar cıvıldaşmak - bırakıp gitmek 

bir avuç bulut içmek masmavi güvertelerde 
ağlamak tekil değil - ne anladınız?- bırakıp gitmek 
kalırız birşeylerde ve kimbilir tanrımsılarda 

böcekti karanfildi kemandı bonaparttı 
	anarşistti burjuvaydı polisti kenediydi 
		yoksuldu zengindi kıraldı soytarıydı 
			soğuktu sıcaktı ılımandı of 
		                değil işte bu değil 
		                       topunun sülâlesini! 
 
adamı tutup götürüyorlar      
geceyi burnundan getiriyorlar 
bütün kırbaçları bütün kelepçeleri bütün alçaklıkları 
adamı vurup öldürüyorlar 

geceyi bir daha yaşamak kolay 
adamı bir daha öldürmek zor 
siz bu tutanaktan ne anladınız 
öldürmek diye birşey - ne anladınız 
suçsuzdu diyorum - ne anladınız 
sefaleti yok etmek adamın düşü 
güzel günler düşünmek işi 
diyorlar bu kokan balığın başı 
tevfik fikret diyor devenin başı 
kime yüklemeli bu iğrenç suçu 
kime yüklemeli bu iğrenç suçu 
kime yüklemeli bu iğrenç suçu 
  
 
Benim karamsarlığım belki de bir demet gül - sevdiğim 
içimin büyük büyük aklığından geliyor belki de karam- 
		                                          [sarlığım 


biz ki 
	petrolü kavuçuğu kahvesi ve kakaosuyla 
	ve kastro'su zapata'sı amado'suyla 
	sıcak ve kıvrak bir şarkı gibi düşünürüz 
			atlantikaşırı bağımsızlığı 
biz ki bir vaşington sineği kondurup bir zenci dağa 
            kanlı bir çocuk başı buluruz viyetnam'dan 
ve bazan 
	öyle bir sızıyla sarsılır ki antenlerimiz 
	   sivaslı bir bağlamadan 
	   afrikalı bir tamtamdan 
		daha ilkel ve yalınkat kalır 
		o ipek öfkesiyle leonid kogan 

beni ısırdı 
	- bilirim - 
		18'lerdemondros'larda 
demokrat suratlıydı 
		bilirim 
			bezirgan dişli 
hâlâ damlıyor kanım 
	viyetnam'da kırılan dişlerinden 
ve hâlâ aç dolaşıyor başkent caddelerinde 
		kurtuluş savaşı kahramanlarım 
	çoğunun çoktan söndü ödü ocağı 
	            kalmadı çoğundan bir nişan bile 
işte bundandır ki benim 
            birtürlü gülemiyor 
		gülemiyor 
			gülemiyor işte türkülerim 
 
 
 
 
of ooofff 
ne de çok seviyorum harita okumayı! 
sakarya sivas erzurum 
	madrid seul havana 
		hepsini hepsini anlıyorum 
alev alev budistleriyle saygon 
linkoln'ün mezartaşı vaşington 
ve süzgün gözlü kompradorlarıma kurtuluş istanbulu 


			anlamak hem kolay 
			hem kolay değil 
 
ne ölüm 
ne aşk 
ne de işsizlik 
            ve ne de deniz deniz kabarması yüreğin 
ne içki 
ne çiçek 
ne dostluk 
            ve ne de akşam saatleri dişi kentlerin 
insan bir anda bütün bir evreni birden yaşıyor 
             kan sıçrayınca bağımsızlık bayraklarına 
 
Birgün çıkıp geldiler - anlamsız yüzlerini ve gülüşlerini - 
tüketimartıklarım üretimorganlarını ve eski külotlarını - 
çikletlerini çukulatalarmı getirip bıraktılar - tiklerini mi- 
miklerini çiğliklerini - gençkızların düşlerini getirip bırak- 
tılar - hergün hergün yeniden getirip bıraktılar - iplerini 
oltalarını konservekutularmı - süttozlarmı soyalarını sa- 
lemlerini - kısırlıkhaplarmı madalyalarını tasmalarını - 
bayraklarını bayrakyırtmalarını sövmelerini - anamıza 
bacımıza çocuğumuza - en çok önem verdiğimiz şeyle- 
rimize - üretimorganlarını ve tüketimartıklarım kullana- 
rak - tanrının ve isa'nın ve bizimkilerin izniyle - atlarını 
seyislerini çombelerini - tıraşlarını ve dişlerini getirip bı- 
raktılar - hergün hergün yeniden getirip bıraktılar - son- 
ra güzel güzel anlaşmaları - sonra güzel güzel sözleş- 
meleri - sonra güzel güzel paylaşmaları - asılmış- 
ların ve asılacakların izniyle - vedurmadan durmadan
baltazar bayramlarını - sonra güzel güzel savaş uçakla- 
rını - radarları rampaları atombombalarmı - denizaltı de- 
nizüstü birşeylerini - bilinçaltı bilinçüstü herşeylerini - 
piekslerini bitekslerini bitpazarlarını - eroinlerini kokain- 
lerini getirip bıraktılar - hergün hergün yeniden getirip 
bıraktılar-  
             ve sonra çekilip gitmediler gemilerine 
             ve sonra çekilip gitmediler gemilerine 
             ve sonra çekilip gitmediler gemilerine 
                     ve artık okadar çok şey getirdiler ki 
                     ve artık okadar çok şey getirdiler ki 
                     ve artık okadar çok şey getirdiler ki 
                            bağımsızlığa yer kalmadı ülkemde 
 
 
acılar ey acılar 
işsizlik acısı 
özgürlük acısı 
bağımsızlık acısı ey 
ve ey mızmız acılara direnmenin yoksul kahramanlığı 
                               ey hergün ölüm 
                               ey hergün ölüm 
toplanın 
birleşin 
bir olun 
            acıların şâhı gibi gelin üstüme 
                           gelin 
	        ve bitsin şu iş 
 
 
 
seninle gelecek - çâre yok 
seninle bu tatlılık ey büyük acı 
 	gök incir nasıl ballanırsa acılardan 
	acı koruk nasıl bulursa balların en sarhoşunu 
			o işte o! 
		gel benim darmadağın direncim 
		gücüm 
		     emeğim 
			çilem gel 
		gel benim büyük acım 
		     gel ve bitir şu işi! 
		kalaylardan mı gelirsin bolivya'lardan 
		rio'nun favelalarmdan mı 
		ispanya'dan mı viyetnam'dan mı 
		zonguldak kömürlerinden mi gelirsin 
			çukurova'lardan mı 
		yellerle mi gelirsin ateşlerle mi 
		uçarak mı koşarak mı yırtınarak mı 
			gel işte gel gayrı 
			gel 
			    gel 
			gel de bitir şu işi 

elbet bir bildiği var bu çocukların 
kolay değil öyle genç ölmek 
yeşil bir yaprak gibi yüreği 
	koparıp ateşe atmak 
		pek öyle kolay değil 
hem öyle bir ağaç ki şu yaşamak denilen şey 
	her bahar yeniden yeniden tomurcuklanır da 
	             yalnız bir bahar çiçeklenir 
             	      a benim gülüm! 


elbet bir bildiği var şu benim bilenmiş bıçak gibi 
				[yüzümün 

yaşamak 
	bir köpek gibi tekmelenerek 
yaşamak 
	öpülüp okşanıp kaldırılarak 



ne donkarlosun domuz ahırı 
	ne senatör makdoların oda uşağı 
		ne de hacıfışfışın kurban etidir 
demokrasi 
	demokrasi denilen o haspanın - a benim gülüm 
		lordlar kamarasına açılmaz kapısı 
beşikteki bebeler bile biliyor bunu artık 
biliyor ve unutmuyorlar 
	insan kanıyla işlediğini 
		o teksas tipi demokrasinin 
 
elbet bir bildiği var şu benim bilenmiş bıçak gibi   
				[yüzümün 
elbet kolay değil öyle genç ölmek 


kore bir kan lekesidir 
	akşamlarımızda sızlayan 
bir kopuk koldur hiroşima 
		uçaklar geçtikçe çırpınan 
orda 
	uzakdoğu'da 
		gencecik yürekler gibi seğrîşir her bahar 
			barış güvercinleri hiroşima çocuklarının 
burda 
	benim ülkemde 
		titreşip durur yeni barış güvercinleri 

insan karıştırıyor bazan 
		ölmek mi yaşamak 
		yoksa yaşamak mı ölmek 


bir karanfil takmak yakaya 
belki de bir orkide 
bir baloya gitmek 
              gitmemek 
bir kumar partisi belki de 
onlarca hep birdir a benim gülüm 
onlarca hep aynı değerde 
	afrika'da kaplan ve zenci avıyla 
		bir atom savaşı ve toptan ölüm 


çocuklar büyümesin 
	     büyümesin 
	tomurcuklar açmasın 
                                 açmasın 
	     ve sularca akmasın o en güzel şey 
yaşlılar yaşamasın 
		yaşamasın 
	ocaklar tütmesin 
		       tütmesin 
ve yuvalar, gülüm benim 
	gülmesin gülmesin 
çapraz iki çizgi ak bulutlara 
gâvur gözlü kargaları emperyalizmin 
			amerikan bitpazarlarında 
  
dünya bir genişleyip alabildiğine 
		daralıyor birden eliçi kadar 
ve dolar 
    madalyalı bir yular gibi geçmiş boyunlarına 
ne güvercinin göğsündeki gökkuşağını görür gözleri 
ne karakarıncanın güneşe günaydınını 
ne de sevişir gibi işlemenin güzelliği titretir yüreklerini 
kongo bir açık bonodur 
            belçikalı banker brodel'in kasasında  
ve mister gülbenkyan'ın purosunda 
             enfes bir tütündür havana 
duymazlar çeliğin mavi kahkahasını 
tomurcukta çatlayan gücü görmezler gülüm 
satarlar bir akşam içkisine 
                o cânım ülkelerin 
                        narçiçeği yarınlarını 

satarlar gülüm 
memedi memede vurdurup memedin tarla sınırında 
memedin karahaberini satarlar memedin memedine 
ve karagün 
   - hangi karagün? - 
	gelip çatınca davul davul 
yavruyu memeden koparır gibi 
	koparırlar işleyen elleri işlerinden 
	sokarlar ateşten ateşe gülüm 
	soygun düzeninde göbek atarlar 
ne sevinç 
ne kıvanç 
ne güven 
bize onlardan kalan 
		bir avuç yorgun umut 
		   zincirde bir vatan 
		        ve kanrevan türkülerdir 
  
İncecik boyunlu kıraç karpuzu 
	dışı yeşil yeşil 
	içi kırmızı 
yuvarlana yuvarlana geçer bulutlar 
meler yanık yanık bağlı bir kuzu 
nah şuramda koskocaman dağ benim 
nah şuramda ipincecik bir sızı 
ceylanları ceylan gibi çizmem ben 
		çizersem hilâl boyunlu 
çiçekleri çiçek gibi çizmem ben 
		çizersem nakış nakış 
akarım ince ince de olurum nehir nehir 
kavgaları kavga gibi çizmem ben 
                               çizersem türkü türkü 
yazmışlar benim için kocaman kitaplara 
                                    dışı yeşil yeşil de 
                                    içi kırmızı 


neylerim ben kitapları kocaman kitapları 
efendim okusun benim, canım efendim 
o kuştüyü salonlarda, canım efendim 
okusun da büyüsün benim efendim 
okusun da biliversin aklımdan geçenleri 
ben işte hep böyle azgelişmişim 
yâni ben çünkü evet azgelişmişim 
evet çünkü hayır fakat ben işte azgelişmişim 
çokçalışmış azgelişmiş ve işte yoksul düşmüş 
cephelerde mapuslarda aslanım aman 
kıtlıklarda kıyımlarda kurbanım aman 
seçimlerde sayımlarda ben varım aman 
kerpiçlerde küllüklerde hayranım aman 
şenliklerde şölenlerde ben yokum aman 
  
ben işte hernedense azgelişmişim 
çokçalışmış azgelişmiş ve işte yoksul düşmüş 
demiri de kömürü de sökerim aman 
buğdayı da pirinci de ekerim aman 
çilem budur benim işte çekerim aman 
evet çünkü hayhay fakat ben işte azgelişmişim 
yâni ben çünkü evet hayır fakat azgelişmişim 
ölüm kalım kıtlık kıyım ben varım aman 
bayramlarda seyranlarda ben yokum aman 
soygunlara vurgunlara hayranım aman 
vatan millet allah patron kurbanım aman 
kalabalık ve karanlık türküyüm aman 

benim için demişler ki kocaman kitaplarda 
                                             dışı yeşil yeşil de 
                                                      içi kırmızı 
neylerim ben kitapları kocaman kitapları 
efendim okusun benim, cânım efendim 
okusun da biliversin aklımdan geçenleri 
okusun da açıversin gözünün şafağını 
turnalar çizeyim gurbetlerime 
ağıtlar düzeyim yiğitlerime 
kelepçeler vurulsun bileklerime 
okusun da büyüsün benim efendim 
yumuşacık salonlarda cânım efendim 
 
ve der ki şakıyan kuş 
	yarılan nar 
		deliren ateş 
bu ne çapraz gidiş hey bekleroğlu 
	uşak matti seyretmez de breht'i 
	efendisi puntila'sı seyreder 
bu ne çapraz gidiş hey bekleroğlu 
	volga mahkûmları'na mahkûmlar değil 
	aristokrat salonlarda efendiler içlenir 


damarı pir sultan damarı 
damarı robson damarı 
gelir uğul uğul yeraltı nehirlerinden 
                    gelir ve bulur yüreğimizi 
                   damarı kavga damarı 
bu ne biçim düzen hey bekleroğlu 
öfkesi sesinden büyük 
        sesi ününden kocaman ruhi su'yu 
şu benim her dalı bin dert açan çıra-çakmak ülkemde 
şu benim yürekleri çıra-çakmak tutuşanlarım değil 
                                    istanbul 
                                    sosyetesi 
                                    alkışlar 
		'gelin canlar bir olalım 
		tevekkel tu taalâllah' 


vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım 
geçin sıcak ırmakları kuşlarım 
kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım 
  
Ay doğar bedir bedir 
yel eser ılgıt ılgıt 
sırıtır sıram sıram elkapıları 
	elkapıları da kölelik kapıları
		kul olur yiğit 

ay doğar hilâl hilâl     
gün doğar devrim devrim 
sırıtır sıram sıram elkapıları 
		elkapıları da kölelik kapıları
			kurtulur yiğit 


yeşili çin'den gelir bu kahkahanın 
		kırmızısı afrika'lardan 
ve dünya dünya olur diyorum hey bekleroğlu 
		yaşamak yaşamak 
gün gelir biz de görürüz yedi rengini deryaların 
gün gelir biz de ölürüz hey bekleroğlu 
		yaşamak gibi güzel 
süzüp süzüp güneşi bereketlerden 
		çin'den hindistan'dan amerika'dan 
		taze bir kan gibi dolaşırız biz de bu yeryüzünü 
 
 
vatan topraksa eğer 
ormansa nehirse mâdense vatan 
işçiyse köylüyse aydınsa vatan 
	yâni yapıp yaratmaksa herşeyi yenibaştan 
		sevmeyi yenibaştan 
		alkışı yenibaştan 
	bir hesabı vardır bunun sorulur 
	bu hesabı soracaklar bulunur 
		akgün karagünden öcünü alır birgün 
ürker altunlu yiğitliğin senin ey bunak düzen 
ürker bu yağma saltanatın 
	o kanlı karanlıktan kopup gelen bebeğin 
		güneş renkli ilk çığlığından 
lenin'ler olur bu çığlık hey bekleroğlu 
     marks'lar mao'lar mevlâna'lar 
          mustafa kemaller olur hey bekleroğlu 
                galile'ler gagarin'ler adsız ustalar 
                     ve sen olursun işte hey bekleroğlu 
                           kıtlıklarda 
                                kıranlarda 
                                     kurtuluşlarda 

uyan ey köşem bucağım 
kırıkkolum iğriboynum sağırkapım dilsizim 
vaktidir direnmenin 
vaktidir şimdi 
karalasın göbeğinde güzel gün 
karalasın göbeğinde mutluluk 
karataş çatladıçatlıyacak 

proton -1 
mariner - 4 
	anamın aksütü gibi biliyorum ki 
	aynı kafadan doğma 
	aynı ellerden çıkmadır 
	     ve aynı amaçlarla dönmeseler de uzayda 
	          anamın aksütü gibi biliyorum ki 
	              bir mariner işçisi de özlemektedir 
			                                     [barışı 
			 en az bir proton işçisinin sevdiği 
				                        [kadar 
Silâh ve şarkı 
ben bütün karanlıkları bunlarla yendim 
sesimde benim 
	iki yumruk gibi yanyana dövüşüyorlar 
		spartaküslerle viyetkonglar 
yüreğimde benim 
	ette bıçak gibi yatıyor 
yarım kalan şarkıları yiğitlerimin 
öfkemde benim 
	çok dallı bir ağaçtır özlemek 
		doymadan gidenlerimin gözbebeklerinden 

yürüdüm üstüne üstüne bunca yıl 
geçtim dikenlitellerini yasakların bir bir 

tavında demir 
	tavında toprak 
		ve tavında yürek gibi kabarık 
			ve alıngan 
dokundum ateşli kabuğuna güzelin 
			iyinin 
			      gerçeğin 
		soyundum kötülüklerden çırçıplak 


dünyanın tepesinde bir avuç hışır 
karga kanat çırpsa uykuları karışır 
yağmalanmış emeklerden gelir soylulukları 
	yağmalanmış özgürlüklerden 
	dinleri imanları vurgun kelepir 
toprağın memeleri 
       altun ışıltılı kumları kıyıların 
	emeğin çiçekleri 
	       hep onlar için   
hep onlar için takvimlerin mutlu günleri 
içimizin karanlığı 
soframızın öksüzlüğü 
hiç gülmemesi yüzlerimizin 
	      hep onlar için 
adları morgan da osman da filân da olsa 
isacı da olsalar muhammetçi de 
iki dallas domuzu gibi benzerler birbirlerine 
            karagünler için kaldırırlar kadehlerini 
                    adanalı bir toprak ağasıyla 
                            detroit'li bir otomobil fabrikatörü 

dünyanın tepesinde bir avuç hışır 
dinleri imanları vurgun kelepir 
şarkılarda bile istemezler güzel günleri 
ve bacakları çörçil zaferi çizerken havalarda musolini'nin 
                    öter faşizm düdücükleri 
		yanki go hom çaçaca 
		maydarling amerika 
		maydarling amerika 

Bir oğlum olacak adı temmuz 
uykusuz 
	korkusuz 
	    beter mi beter 
ben beynimi satarak yaşıyorum 
o benden proleter 
 
bir oğlum olacak adı temmuz 
karataşın göbeğinde aşk 
karataşın göbeğinde barış 
karataş çatladıçatlıyacak 
bende bitmeyen kavga 
	onda yeniden başlıyacak 


bir oğlum olacak adı temmuz 
öfkede benden fırtına 
           sevgide deniz 
ne samanyollarının ulu kervanları susuzluğumun 
ne kutupşafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin 
temmuz gibi sıcak ve bereketli 
	          temmuz gibi uçsuzbucaksız 
 


bir oğlum olacak adı temmuz 
dilinde en güzel sesi türkçemin 
	kulağı en yiğit şarkılarla delik 
korkak bir merakla değil yıldızlı karanlığı 
	vivaldi'yi dinler gibi okuyup anlıyacak 
ve belki de sütdişleri sürerken balaban bir bursa şef- 
			                         [talisine 
	ay'dan kendi sesini dinliyecek 
	vahşi bir çiçek gibi açılmış gözleriyle  
  
ben ki yalınayak bastım kızgın dişlerine açlığın 
	iri bir çizme gibi balkanlar'a basarken faşizm 
		dağlarda silâh atmayı sevdim 
ben ki silâh taşıdım gizli gizli 
	dünyanın bütün devrimlerine 
boşuna dönmüyor bu rotatifler 
boşuna bağırmıyor bu kara 
boşuna dinlemiyor bu korku kapımızı 
anamın aksütü gibi biliyorum ki 
	doyumsuz günlere doğacak temmuz 
		doyumsuz günler görecek 
hani şu hep andıkça sızlatan yüreğimizi 
hani şu hep dalıp dalıp gittiğimiz andıkça 
beklediğimiz beklediğimiz beklediğimiz 
	ve tam görecekken göçüp gittiğimiz günler 
				      [gibi günler 
		ama mutlaka 


karataşın göbeğinde aşk 
karataşın göbeğinde barış 
karataş çatladıçatlıyacak 
ben direndim yorulmadım 
	o yorulup yıkılmıyacak 


vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım 
geçin sıcak ırmakları kuşlarım 
kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım 
 
 
ankara/temmuz 1965 
 
Hasan Hüseyin
 
 
 
“mayonezli kirena” : ikinci dünya savaşı günlerinde, bazı ülkelerde 
emperyalist ordu komutanlarına tepsi içinde sunulan çocuk ölüsü. 

“şakkulkamer” : ay’ın yarılması, çatlaması, ay’daki gölgeler 
muhammed’in mucize gösterip, ay’ı yardığı, çatlattığı biçiminde 
dinsel bir inancın doğmasına yolaçmıştır. 



 
Köprüye Varınca Köprü Yıkıldı - Hasan Hüseyin



 

Ergin Günçe(1938-1983)

15/9/2008 · Kategori: Siir

Ergin Günçe(1938-1983)

 

Mandolin

Eski bir mandolindi ölümdü anlatılan 
Kır kahvesinde çocuklara çalardı 
Temmuz örerken evini sarmaşıkla 

Çan çiçekleri göğsünde kuru kalbi 
Serilince bahçeye rakı sofrası 
Kucağında mandolin, mandolin ve parmakları 

Ne yalnızlık kalır ne aşk 
Ne gizlice bildiği av şarkıları 
Ay dudağında kuruduğu zaman 
Ve ne zaman görse çocukları 

Serin yaz geceleri penceresinden 
Balkona akınca gölgesi 
Saçlarında deniz ve uçuşan şapkası 
Eski bir mandolindi ölümdü anlatılan 

Şimdi kış ve uykusuz çocuklar 
Uzak bir mandolin kulaklarında kalan

 

 

 

Olmak Ya Da Vurmak Öldürmek

Bir suç oluyorum ben de külümü karıştırınca 
Kimleri, kimleri, kimleri vursam 
Önce kendimden mi başlasam şakalaşmaya 
Önce kendimden mi başlasam 

Ben istesem Horoz gibi öterim 

Alıngan ve içli çocuk olduğum için 
Rahatlarım Bankanın camını kırsam 
Sularım sonra atımı bir derede 
Ne zaman ne zaman kırlara kaçsam 

Ben istesem Kilidimi kırarım 

Kumral bir Yaz peşimdedir, dolaşırım ben 
Altı yaşında tütüne gittim, oğlak güttüm, çırak 
Neler de çıkıyor eşelenince 
İnsan büyüyor adam vurarak 

Ben istesem Pusu bile kurarım 

Duygulu ve sivri bir öğrenci oldum 
Ateş okudum kitap yakarak 
Artı-değer kavramını ve günlerce Matematik 
Bıçaklar edindim Bursa'ya giderek 

Benim şimşir Kazıklarım vardır 

Ne zaman seni vursalar öcünü komam 
İpekli dokunur gibi işliyor zaman 
Öfke çiçeğim, av borum, işlek çıngırak 
Bütün gün kan içinde yoğruluyorum 

Yorulmam dersem Yalan olacak 

Bir suç oluyorum ben de külümü karıştırınca 
Kimleri, kimleri, kimleri vursam 
Önce senden mi başlasam şakalaşmaya 
Önce senden mi başlasam 

 

 

 

Günlerden Eylül, Aylardan Ergin Günçe

 

Günlük şarabımız var maşrapa içinde
Külde pişmiş patatesler ve eşsiz pilavzerde
Din kitaplarımız, putlarımız, telvelerimiz
Yeleği de köstekli bir amca kahvesinde
 
Suratı çilli günler, gölgesi uzun günler
İşte bir bağ bozumu, işte bir çıngıl üzüm
Gökyüzüne yaslanıp saatimi kuruyorum
Kimsecikler duymasın bir Tanrı olduğumu
 
İstersen bu Duayı bir Çınara söylerim
Ben kendi başımdaki en önemli şapkayım
Islıkla her türlü marşı çalan bir Arap
Bazan bizim orada bir yokuştan iniyor
 
İşte durumlar böyle ey Kandil Simitleri
Bir değirmen bu günler kalbimi öğütürüm
Serentiler kurarım ömrümü kuruturum
Haritamda denizlerin yerleri değişiktir
 
Günlük peynirinizi bize veriyor
Kızarmış bayat ekmek, suda kaynamış pirinç
Sen ne dersen de yeleği köstekli Kahve
Durup dururken Tanrımı seviyorum
 
Günlerden Eylül aylardan Uzun Eşek
Bir Tabanca çıkarıp kendimi vuruyorum.
 
 
 
 

Türkiye Kadar Bir Çiçek

 
Soğuk suda çarpa çarpa yıkadım
Yüzümün niyeti bir aşk şiiri
 
Ayçiçeği
Gümüş çiçeği, Kavun Karpuz Mevsimi
Çiğdem: yağmur sonu çiçeği
İlk cemreden sonra bulduğumuz çiçekler
 
Gül güldür, Gül de güldür
Ben bu kadar anlarım bu işten
 
Ekinler sarardı biçtik güz geldi
Eskiden sevdiğim kızlar çiçeği
Öpemedik birbirimizi işte bunun çiçeği
Tay gibi dururdu tay gibi bir kız çiçeği
 
               Benim poliste kaydım varmış, hohho
               Poliste kaydı olmanın çiçeği
 
Bir dâvet olan çiçek
Süslerler eteklerini kikirdeyerek
Kaymakam evlerinde yastık çiçeği
Diz çiçeği. Türkçenin en ayıp kelimeleri
Dul, Baldız, Bizim Güveyi
Bacanak çiçeği, ayıp çiçekler
 
Yüzünün ve taranmanın çiçekleri
Entarin düzelirken açan çiçek
Bir dâvettir çiçek ve çok kere gidilemez
İnsanın dairede işi vardır çünkü
 
               Amerikan polisinde bile fotoğrafım var, hah
               Hangi hırsızın polisi, hani ev sahibi
 
İyisin sevgilim, aceleci ve sabırlı
Belki de barışa bir savaşla varılır
Çünkü işleten sevgiyi
Öfkenin kurucu meclisidir
Tarihi hızlandırmanın çiçeği
 
Senin saçlarında bir Macar kırmızı var
El yazması Kur'anlar
ve Benim yanaklardaki Çerkeslik
Daha bir sürü çiçekler
 
               Senin de bir kaydın bulunmalı loy
               İyisin, demek ki iyisin, sabırlı ve aceleci
 
Kadınlar Mevlûdu, şerbet çiçeği
Geldibirakkuşkanadıylarevân ve benim uykum
Ki güzel çiçektir her zaman
Hâfız kadınların fingirdekleri
Tüccar, telsizciler, terlikçiler
Aklımda bir kasabanın çiçeğini tamamlar
Hamamı hergün turşu kokar
 
Demek, düğünlerde böyle oynarlar
Gözleri duvarlara, tavana bakar
Köylerin solgun aşk çiçeği
Düğün ne kadar uzundur, Sağdıç çiçekleri
Güveyi pencereden bir silâh atar
Kızevi utanarak tarar sakalını
Göğe bir duman çiçeği salınır
 
               Kaydımız olsa da olmasa da sevgilim, ohho
               Kaç kere yıkadık birbirimizi
 
Ayçiçeği
İş becermişlerin yüzündeki çiçek
Kurtuluş Savaşının kaşındaki çiçek
Asyada kabaran ekmek çiçeği
Beş bin yaşından bir komutan
 
Sen bu kadar yüreklisin
İnce çekingenlik çiçeği
Ha dediklerinde dağda olursun
Ha diyeceklerin ağzındaki çiçek
Umudun çiçeği
Türkiye kadar bir çiçek
 
               Yüzünün niyeti bir aşk çiçeği
               Bir kalkışma yüreğindeki çiçek

 

 

Gencölmek

 

 

Ay mıdır kar mıdır pencerede

Boğulmuş çocukları martılara taşıyan

Kara köpek karşı kıyıda uluyor

Bence o çocuk öyle gülmemeli

 

Atları çayıra saldım diş kamaştıran erik ağaçları altına

Nisan toprağı kalbimde ağarıyor

Bence o çocuk öyle gülmemeli

Şimdi bir kadın çay demlese

 

Bahçemdeki korkuluk nar ağacıdır

Erken ölmüş, iyi giydirilmiş

Sular soğuyor ovada duran ince gölgesinde

Büyük ateşler, kuytu köyler gibi

 

Alınlarına vişne çiçekleri yağan

O kızlar, delikanlılar ve lohusalar

Oyulmuş bir bebektirler ıhlamurdan

Kestane mangalları, masallar, talikalar

 

Ölüm alışsın artık bize

Bir dans gibi bahçemize gelsin

Gelsin otursun ılık minderimize

 

Ben o çocuk öyle gülmemeli

Ay kar gibidir pencerede

KIZILIRMAK /ŞİİR / HASAN HÜSEYİN

8/6/2008 · Kategori: Siir

 

halit çelenk'e
saygılarımla




..................................................
..................................................
VE DER Kİ KİTABIN ORTAYERİNDE
BÜTÜN IRMAKLARI DÜNYANIN
KIZILIRMAKTAN GEÇER
..................................................
..................................................




KIZILIRMAK

    Silâh ve şarkı  ben bütün karanlıkları bunlarla yendim  	doğacak çocuğumun kanında esen  	emekçi karımın dimdik bakışlarında  	ve çetelerin sipsivri uykusuzluğu  		silâh ve şark    benim bütün şarkılarım iri kuşlardır al ve şafakleyin  ışıklı nehirler büyütür silâh seslerim tankaranlığında  yekinir yürür orman  	yekinir yürür toprak  		yekinir yürür kalabalıklar  			ve der ki kitabın ortayerinde  				bütün ırmakları dünyanın  					kızılırmaktan geçer    vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım  geçin sıcak ırmakları kuşlarım  kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım    	açtım kırkıncı kapıyı  	gördüm ki atın önünde et  		titrer biryerleri zamanın  	kırdım kırkıncı kapıyı  	gördüm ki itin önünde ot  		ürperip durur hiç olmalardan  	şakıdı kuş  	yarıldı nar  	delirdi ateş  	ve başladı uğul uğul uğuldamağa  		bütün ırmakları dünyanın  				kızılırmak  				kızılırmak   güneşin ortasında insanlar kımıldaşır  ve der ki şakıyan kuş  	yarılan nar  		deliren ateş:  			zaman akıyor  omuzlarında kalabalık nalkırıklarıyla  anasonlu duyarlığında general nargilelerin  bir damla kankurusu çok eski savaşlardan  belki silâhların çürümedik biryerlerinde  belki pişman bir ağzın acıyarak anlattıkları  aşka benzer bir karışık kıtlık direnci  boyunları kafataslı saray kahramanları  yığınlara vatan diye kalan yoksunluk     	ne de çok özlemişiz gökyüzüne kansız bakmayı!    yıkık bir ud tiryakiliği antika cumbalarda  kanaryalarında berberli bezginliği burjuvalığın  bir polis burnu belki - dağdaki çarıksızın çarıksızlığı  bir büyük vurgun düzeni - belki de bir lavrens  	vurgunun soygunu nevyork'ta döllediği  bir kucak sakal sanmak belki de marks'ı  toprakları denizleri insanları ingilizlemek  silâhlarla beklemek sömürge sofralarını  	vaşington ağalarının pilâtin dişlerine  taze bir kan gibisine gerinir güneşlerde  saklar genişliğini şarapçasına  altun tepsilerde çok büyük ölür yürek  çok büyük hıncı kalır mayonezli kirenaların      yanyana  	birsofrada  		sanfransisko ve c.i.a.  			yâni çuval ve mızrak  			notrdam'ın kargalarının güldüğü  
 
 
sakalları incili hümanizma satıcıları  halep pazarlarından gecikmiş bir ikindi  kışlalar öğlesonları asurbanipal  	bir böcek ölüsünün geceyi kemirdiği  tektanrılı çokyataklı ve çok çok acımaklı  ikindi parklarında köpek ve kıral  	altun ve brovningin karanlık egemenliği    konuşun soytarılar  çalgılar susun  daha bitmedi açlar  salınır o eski sularda cüzzam yalnızlığı kirliliklerin  gözün gözü sömürdüğü topraklarda ayıp ve kara  şimdi çoktaaan terekesi o serüven kahramanlığın  o bezirgan mutluluk balık tutar şimdi mor kuytularda  	  	ne de çok özlemişiz gökyüzünü kirşiz sevmeyi   		kırdım kırkıncı kapıyı  		kandım o pınarlardan  		başladı ugul uğul uğuldamağa  			bütün ırmakları dünyanın  				kızılırmak  				kızılırmak      Sen ne cömert topraklarsın ey ortadoğu  sen ne çok soyulansın ve hiç uyanmıyansın    akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında  kuytuların kuytularda ölüme döllenmesi  sevişmenin soyutluğu ve çamurluğu  duaların çamurluğu ve soyutluğu  gökyüzüne insanca bakamamak                  yâni hiçbir şey                  yâni utanç ve lavanta                  yâni mum  çoktespihli bir ebabil ki uzar çöllerde  uzatır baltazar bayramlarını petrol petrol  uzatır köleliği âmin âmin  	çeşmelerinden hâlâ şehname akan  	şahlı seccadelerde acem ve anka  	mezarlık toprak reformu - kölelerin eşelendiği  	keskin bir ingiliz burnu - de ki abadan  		ya da bir şah ve allah ve dolar üçlemesi  			saat tam onikiye beş kala    akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında  soyubitmiş balıkların akvaryum bezginliği  bir dilim ay  	bir lokma arap  		- gölgesini güneşten bile esirgeyen -  			ve şakkulkamer bedeviliği  			        yâni utanç ve lavanta  			        yâni kirli ve kaçak  			        yâni mum  kalçaları, kadın pazarlarının - yok başka  karanlık vatanseverliği kaçakçılığın - yok başka  general nargilelerin madalya törenleri  ve şeytan taşlaması petrol kırallarının - yok başka  ezik ve utangaç  bilgiç ve yoz  mum  	yâni demek istiyorum ki  		sadakalı sosyalizm soytarılığı      konuşun soytarılar  çalgılar susun  bekler güzel yarınlarını bu tutsak toprakların  	çetelerin o sipsivri uykusuzluğu    akdeniz'de mor bir deniz burjuva gitarlarında  neyin neye düşman olduğu belki de hiç bilinmeyen  hergece bir düşük, sam radyosunda  	hersabah bir komik âdem  		bir hacıyatmaz  ve komünistli bir kıralistan yunanistan'da   hacının develeri gevişirken ay altında ortadoğu'da  petrol ve çelik kırallarının gölgesinde bir istanbul akşamı                                    bizans ve kirli                                    türk ve yoksul                                    ve mâcun  allaha ve devlete ve bilcümle gölgelere dualar eyliyerek  biryanı yangın yıkım  biryanı yoksul yetim  biryanı dökülür pul pul  deniz  	altun  		ve kristal karışımı halinde bir istanbul  			uyanır köprüaltı uykularında    elektıronik müzikli bir hicazkâr ud  ve kızıl çağrısı açlığın  o devletli tekliğinin kabuğunda bir hamal Ortadoğulu                                     sıla çalgını da                                     vatan yoksulu  	               allaha inanır arapça  	               yoksulluk çeker türkçe  	               ve denizi sever çocukça  	oraları söyler durmadan  	oralarda yaşar bıkmadan  	oralarda ölür istanbullarda     kaktüs kemirenlerinden biri midir brezilya'nın  yoksa nil'e tapan ve aç yatan bir fellah mıdır               kimbilir belki de rio'lu bir gecekondulu  insan nerde başlar belli değil ki  istanbulsuz gibi yaşıyarak istanbul'u  vatansızlığını vatan diye güzelim gün ortasında              elektıronik müzikli bir hicazkâr ud              develeşip develeşip dönüşmesi gökdelenlere              yanki go hom'lu bir miting alaturka              betonarme balkonlarında emperyalizmin              ve kasıklarında maydarling amerika              yâni bütün devrimcilerin konakladığı              en çok özlediklerine düşman yaşıyan              bir gecikmiş kıral ve özgür köle              sürüyerek zincirlerini kaldırımlarda              ana avrat söverek soluna sosyalistine                      ve bir somun ekmek kaldırımlarda                      ve bir garip hamal kaldırımlarda                      ve bir vatanölüsü kaldırımlarda    Ne bulmak içkilerde intiharlarda  neye varmak birşeyleri durmadan çoğaltarak  çiçek resimleri çizmek güneşli pencerelere  ölüleri akreplerle çiyanlarla karıştırarak  eski çamaşırları yenilemek dilencilerde  bir eski oyuncaktan koca bir gençlik bulup çıkarmak   kimbilir biz şimdi nelerin neresindeyiz  alı neden moru neden kırmızıyı kimbilir neden severiz    	bir kenti geri almak ve davul  	bir kenti geri vermek ve davul  	oynaşmak iskeletlerle altunlarla madalyalarla  	dedeleri gümüşlere altunlara atlara oranlamak  	bıkıp bıkıp yeniden başlamak sevişmelere  	kimbilir biz şimdi nelerin neresindeyiz  	alı neden moru neden kırmızıyı neden severiz  					[kimbilir    dal uyur daldasında yorgun dalların  gece büyük büyük anlatır eskimişlerden  su değil toprak değil  		de ki acımışlıklar  		de ki altun sözcükleri tükenmişliğin  oturur direk direk  götürür pazar pazar  		ne ki yaşamak?     		umduğum gel  		sevdiğim gel  		beklediğim gel  		gel benim  			kuşak kuşak  				yoluna kurban olduğum    Kırmızböceğini tanır mısınız?   güneşin kıyısında kırmızböcekleriyiz  bir, maviye çalar türkülerimiz  	bir, kapkaraya  kağnı uzaklığını bilir misiniz  kırmızıbiber ve tuz 	bilir misiniz  karlı karanlıkta yalnız  		yapayalnız     			ince ince ölmek  			            bilir misiniz  bugün bulgurun sonu  	yarına dur bakalım                          öbürgün allah kerim                            bilir misiniz  toprağın boynu bükük  eller umarsız  	ağam sen bilirsin  		bilir misiniz  hani derya içre olup da deryayı bilmeyen balıklar gibiyiz  ve işte atombombalarıyla korunur açlığımız      işlemeli mendil ve kurşun  harmanyeriyiz hey bre              karakol kapısıyız                     imparatorluk kokar sefaletimiz  soyula soyula çıplak  güdüle güdüle sürü  bütün halklar gibiyiz - biraz kuşdili                               biraz kahvefalı                               ve biraz da düş  hapisâne avlusuyuz hey bre              cennet kuzularıyız  	    helallaşır gibi bakarız dostların gözlerine  severiz gülyağını      ve bir de aynaları  	ve bir de aynalarda yiğitlik masallarını  		sonra azıcık da sakızı  		azıcık da uçkurhavalarını  bıyık burup gazel çekeriz de tenhalarda menhalarda  uzatırız boynumuzu elkapılarında                               sülünler gibi   ve işte türkiyeliyiz  hani derya içre olup da deryayı bilmeyen balıklar gibiyiz  hamsiyiz karadeniz'de  	çukurova'da pamuk  		uzunyayla'da buğdayız  			ege'de tütün  sınırboylarında gözükara kaçakçılarız  istanbul'da kadillaklı karaborsacı  	ve doğu dağlarında koçero'larız  eşsiz bir güzellikle çarpılmış gibi  	uyumuşuz yoksulluğun körmemelerinde  çalışkanız  filozofuz  dostuz  bütün sömürülenler gibi ezik  	bütün uyananlar gibi kızgın ve doluyuz  seslenir yüzyıllar ötesinden pir sultan abdal'ımız                           'üstü kanköpüklü meşe seliyiz'  etekleriz de kodaman soyguncuları ekmek kapılarında  gözümüz gibi koruyup kolladığımız devletin silâhını  			hey bre  		yoksul - yetime doğrulturuz   ve işte türkiyeliyiz  ateşleriz de mandıraları fabrikaları  	topal karıncayı melhemleyip salıveririz  bir yaprak düşer bir yanbakış götürür biryerlerimizi  kan sızar yeşillerden ak mendillere  çıkarıp öcümüzü dağbaşlarına  	ağıtlara ağıtlara dökeriz yüreğimizi    saksıda çiçek  kıraçta ceviz  örtülerimizde nakış nakış sabır ve gözyaşı vardır bizim    akıyorsak garip çaylar gibi incelerekten  dokutuyorsak eğer sonbahar gibi  	çok ağır olduğumuz içindir mandalar gibi  		ve balıklar gibi çok kalabalık  seviyorsak silâhı ve yoksulluğu  susuyorsak kar altında toprakçasına  bıçak kemiğe değmediği  	güneş ufuktan doğmadığı  		o tozkoparan fırtına  		      kapımızı  		      kırmadığı  		      içindir   vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım  geçin sıcak ırmakları kuşlarım  kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım     Anasının karnını tekmelediğinde temmuz  kocaman ve çoook akıllı bir balıktı uzayda                               proton -1 uydusu sovyetler'in                               ve çelik bir kelebekti mariner-4                                           ensekökünde merih'in  şeftali emzikteydi bursa'da  pamuk çiçekte  	çukurova'da  ve yeşil bir buluttu buğday  	konya'da  		sivas'ta  			siverek'te   ozan ozanca söylüyordu dünyanın geleceğini  işçi grevce  adını bile bilmediğimiz birileri vardı dünyanın bir-  		                             [yerlerinde                               örneğin Singapur'da                               tahran'da belki                               belki de kordoba'da  karakas'da mı desem katanga'da mı  yoksa roma'da mı ankara'da mı  birileri biryerlerde durmadan yontuyordu           barışı mermer mermer           öfkeyi demir demir           sevgiyi tunç tunç                doyumsuz günler aşkına     ölmek birşey değil dostlar  	hergün ölmek güç  açlık  	o başka ölüm  açlık korkusu  	beter  ne atom ne hidrojen ne yangın  dağları dümdüz etmeğe - dostlar                              aç çocukların çığlığı yeter  proton-1  mariner-4  güzel     akıllı        büyük  yıldız kaymaları masallar getirirken gecelerime  yangından kaçar gibi bölük bölük           sırtı yorganlı emekçileri cömert ülkemin                göçüyorlardı vatan vatan                    viyana üzerinden                    adenover almanyasına                'allı turnam bizim ile gidersen                şeker söyle kaymak söyle bal söyle'  söyle ki iyi vursun hınzır vurguncu  tüyübitmediği soysun tefeci  eskiden gemilere bindirip bindirip zencileri  allı turnam geçersen ırgat pazarlarından  zincirli topraklardan hacizli kapılardan  hastane önlerinden geçersen allı turnam    insan bazan ölümden de güçlü olabiliyor  birşeylerin gidişinden ve hiç dönmeyişinden   sabahları yorumlamak güç değil  yoksulluğu yorumlamak güç değil  nasılsa bir başka yorumlamak hep aynı sabahları  		esmer ve uzak  	inmeli antenlerin ardında şaşkın  ve grevler döverken komprador marka demokrasinin   				[duvarlarını  yedirip yüreklerini korkularına  	bir köledüzenin uşağı efendisi  		cebi dolarlısı da  			sırtı bitlisi  tekmeler gibi güneşi çocukların gözbebeklerinde  	        'arefe gününde bayram ayında'  	        vurdular emekçilerin kongresini  	kördüler  	karaydılar  	çiçeksizdiler  		ve gelip bir karanlıktan  			gidiyorlardı bir karanlığa    Benim karamsarlığım belki de bir demet gül - sevdiğim  içimin büyük büyük aklığından geliyor belki de karam-  			                            [sarlığım    kocaman ve çoook akıllı bir balıkken uzayda  	proton -1 uydusu sovyetler'in  	ve kondukonacakken luna'lar  		tatlı bir öpücük gibi ay'a  dilenmek benim ülkemde        işsizlik benim ülkemde        ve şeytan taşlamak yasak değildi benim ülkemde  	baböf'ü okumak yasak  paspas yapıldı demirinden giyotinin  direktuvar bir ölü söz lârus'ta  oysa bizim buralarda  	kelepçe yapılıyor hâlâ  	pitekantıropüs babanın günahsız baltasından    kopmuş toprağından kanayarak  		kanayarak  saçılmış yollara türkü türkü  ışık ne      vatan nerde            ne ki kutsallık!    kentlerin varoşlarında sanki kurt sürüleri  tanrıya filan değil            allı morlu ışıklara dönük yüzleri  konuşur elleri ekmek ekmek                  takırdar çeneleri  ölüm yakın   	lokman uzak  anlamak yasak değildi benim ülkemde  			anlatmak yasak  adına grev diyorlardı  	adına gecekondu  bir şey dolaşıyordu aramızda seslisoluklu  yaşıyorduk onu biz - dinine allahına kitabına dek yaşıyorduk yağmurda yaprak gibi her zerremizde  ölmek yasak değildi yoluna onun                      adını koymak yasak  tutmuş troya atları subaşlarını            madalyalı seyisleri emperyalizmin  ak taşın üzerinde iki damla kan                    biri memet                    öbürü memet                    'arayerde bu kan nedir  			dost dost dost'  görmek yasak değildi benim ülkemde  		göstermek yasak   ben ki uçan kuşu kıskanırdım oyun çağımda  nehirleri yağmurları selleri kıskanırdım  buluttan gemilerimle aşardım duymadığım denizleri  yıldızlardan yıldızlara kurulu hamağımda  	mapusâne türküleri söylerdim geceleri  bir uzak sel sesiydi o kaygan günlerimde ekmek kavgası  dünyamda renkler ve böcek sesleriyle bir öyle cümbüş  en hırçın yıldızları en uysal kavaklara işlemek yaprak  					[yaprak  yaralı bir serçenin gözlerinde bir evren ölüp ağlamak  ve bütün haziranları bir tek gülle açmak hersabah    o tedirgin ellerin bakışları hâlâ sofralarımda  hâlâ çizik çizik kanar kaygusu o ekmeksiz akşamlarımın  yok artık, dost yüzlü ağaçlarım, gurbet kanatlı gemilerim  						[yok  gömüldü gitti kervanlarım o çıtır çıtır ağustos gecelerinde    bir dilim güneş koyup bir dilim yoksul sevince  aşk büyütmek  	gecelerce gecelerce özlemeklerden  bölündüm ayrılıklara parça parça  dağıldım yeryüzüne çığlık çığlık  şimdi patron yüzlü sabahlardayım  şimdi direk direk direnmek     gel benim sevdiceğim  gel benim umducağım  beklediğim gel  gel de bitsin          kuşak kuşak              yoluna kurban olduğum    binip binip bulutlara ulaştım yıldızlara da  	kıtalardan kıtalara el sallıyamadım  		el sallıyamadım                   turnalar bile geçip gitti türkülerimden                   ben kaldım buralarda  ben işte kaldım buralarda ey dost  kırmızıkuşlar       kırmızıkuşlar          diye diye avuttum  	hırçın çocuklarımı  em, em  	diye diye ağladıkça  		ağladıkça  			masmavi çocuklarım  				hep işte böyle   insan bazan ölümden de güçlü olabiliyor  anaç bir ağaç gibi dinleniyor kaygularım şimdi güneşte  aldanmak ne kolay                    ne temiz                       ne ilkel  		allahım!  kalabalıklarla sevmek güzel günleri  			ne denli güç  			ne denli güç  				allahım!     uzay  o masallaranası yıldızlı karanlığım  		karanlığım benim!  o şafak tarlalarının ekmeğe dönüşmesi  sarıçiçek vakti ölmek ekinler arasında ve şafakleyin          bıldırcınlar ve yıldızlar ve tanyeli eşliğinde  birşeyleri bulmak ve varamamak  vakur bir ağaç gibi kucaklamak evreni ve şafakleyin  	            alfa               	beta  	             gama                    	ve aynştayn  	yâni biraz daha iflası korkularımızın  		insan denilenin karanlık kurtuluşu  	bir ceviz yaprağı denli basit ve ilkel  	     karışık mı karışık bir ceviz yaprağı gibi    nezaman kaldırsam başımı geceleyin  ne denli çok anlamağa çalışsam  	gökyüzü bir yapraktı unutulmuş  	    not defterinden aynştayn'ın   ne sanat sanat için şarlatanlığı                        ne savaş için savaş  çoktan anlaşıldı hey bekleroğlu                           taşın taş olmadığı  		   ateşin ateş  şimdi deprem çizgileri yığınların gözbebeklerinde  şimdi yumruk çiçekleri o sömürge ülkeler  aşamazken kel dağları kel dağları düşlerde bile  geçtim sesduvarlarını sesduvarlarını düşlerde gibi  yedi başlı beyler besledim yüreğimden yedirerek  vurdum sonra başlarını beylerin efendilerin  yok benim tanrılarla kişilerle hiçbir alışverişim  ben artık, düzenlerle boğuşan bir gerçek devim  öyle bir dünyayım ki ben-hep özlenmiş hiç yaşanmamış  insan ve emekten geçer ekvatorum benim  kendim çizerim sabahlarımı-yok benim sabahçıbaşım  yok benim lüpçübaşım yok benim hötçübaşım                         yok                              yok                                   yok!   Elbet bir bildiği var bu haçaturyan'ın  bir bildiği vardı elbet erzurumlu hançerbarı'nın  arjantin pampalarında uykusuz çetecilerin  	benim kurtuluş anıtlarımda mermi yüklü ananın  	lumumba'nın kanının  	kanayan viyetnam'ın    .  		kurşunlu duvarlara doğan günlerin  		    kalabalık acıların  		    bıçakaçmaz ağızların  			bir bildiği vardı elbet  			bir bildiği var  			bir bildiği olacak elbet   hiç yalan söylemedi kalın çizgilerle susuşu yoksulluğun  hiç yalan söylemedi gözlerde zulüm      ve çıplak uykularında zengin düşleri milyonların                hiç yalan söylemedi   hiç yalan söylemedi bu ozan  elbet bir bildiği var bu kayguların  birikip birikip durmadan biryerlerde  acıların öfkelerin birikip biryerlerde  yekinmesi yatanların ve yürümesi  akması küçüklerin ve katılması  yıkması birşeylerin  	ve yıkılması  	    yıkılıp yapılması  hiç yalan söylemedi bu ozan  işte karton kaleleri kapitalizmin  işte gözün göze düşman olduğu  		işte elin ele düşman  ve işte benim      yeryüzünde güller gibi açılan devrimlerim    kamboçya'da kalkan kamçı  	şaklar çukurova'da belimde benim  istanbul'da verilmeyen hak  		durdurur dakota'nın volanlarını  ve der ki öpüp kaldırdığım ekmek       - beni böyle yerdenyere çalan şey -               nevyork'ta bitmişse grev               ben burda bil ki grev gözcüsüyümdür     benim gözlediğim  gel benim yürekyağım  gel benim            kuşak kuşak  yoluna kurban olduğum                          gel!    Of ooofff, koca gürültülü devrimsiler yutturmacalar  cilalar civeleklikler yalancılıklar  karagünlü saraylı soytarılıklar of!  soygunların gölgesinde sosyete adaleti  bre hitlerkırması kurtköpekleri  	il duçe döküntüsü yandançarklılar  		bre arapsaçı sadakalı sosyalistler eh!      elif lâm mim vav he ye  direkler arası kubbe  a be ce de ve ye ze  kadillak marka bir hecindeve  saraylardan saraylara aktarılarak  	eldenele ceptencebe aktarılarak  		- yürü bre kahpe devran! -  kanarmş savaşlarla kıtlıklarla yoksunluklarla  bir gözünde nevyork  	bir gözünde moskova  gevişir tespih tespih  dökülür dua dua  	ayışıklı sularında                                        ortadoğu'nun  of ooofff, koca gürültülü devrimsiler yutturmacalar  allamalar pullamalar törpülemeler  karagünlü saraylı soytarılıklar of!    Yorul ey gayrı  akma ey su!  ey benim yaratan tedirginliğim tutsak yanım dinmeyen                                                                         [sızım ey!  çıkarıp çıkarıp yeniden çıkarmak bu dağı bu doruğa  	yorul ey gayrı  	akma ey su!     durup durup kaygulanmak gibi birşey bu bizim sularla  				[akıp gitmelerimiz  sonsuz bir tren penceresinden savrulan güvercinleriz  	çok buruk çok buruk bir şarap diyorum sıkın bağları  	ben hiç ölmediğimi yaşamak istiyorum  	orman seviyorsam kimbilir dallara düşmanlığımı  	bayat bir başdönmesi - susmamak diye birşey  	kantutar beni yoksa - kantutmak diye birşey  	bırakma beni bırakma beni - çıldırırım diye birşey  	oysa düştüm develeri - düşlerimde uçaklar şimdi  	düşlerde başlayınca devrim - ne anladınız?  	devrim diye birşey - bir gecekondu tenceresinde  	demek ki önce devrim - ne anladınız?  	ve ölmek vazgeçilmez bir alışkanlıksa  		yorul ey gayrı  	             akma ey su!     çiçekler bırakınca renklerini biçimlerini  resimler sakal salınca yaldızlı albümlerde  eski bir türkü gibi bakışlarından belli  bitkilerin sürüp giden yeşillerinden belli  kalırız gündengüne yaşlanan sözcüklerde  bir akşam saatinde günbatımında  gözgöze gelmelerde ve içkiye yenilmelerde  bülbüllerin öte öte bitiremedikleri  kana benzer kan değil kan gibi korkunç ve karanlık  kalırız birşeylerde ve kimbilir tanrımsılarda  belki de çocukların hiç bitmeyen oyunlarında   ve ölmek vazgeçilmez bir alışkanlıksa   gülersin - menekşeler olur sesin - bırakıp gitmek  gözlerine bakınca balıklar cıvıldaşmak - bırakıp gitmek   bir avuç bulut içmek masmavi güvertelerde  ağlamak tekil değil - ne anladınız?- bırakıp gitmek  kalırız birşeylerde ve kimbilir tanrımsılarda   böcekti karanfildi kemandı bonaparttı  	anarşistti burjuvaydı polisti kenediydi  		yoksuldu zengindi kıraldı soytarıydı  			soğuktu sıcaktı ılımandı of  		                değil işte bu değil  		                       topunun sülâlesini!    adamı tutup götürüyorlar       geceyi burnundan getiriyorlar  bütün kırbaçları bütün kelepçeleri bütün alçaklıkları  adamı vurup öldürüyorlar   geceyi bir daha yaşamak kolay  adamı bir daha öldürmek zor  siz bu tutanaktan ne anladınız  öldürmek diye birşey - ne anladınız  suçsuzdu diyorum - ne anladınız  sefaleti yok etmek adamın düşü  güzel günler düşünmek işi  diyorlar bu kokan balığın başı  tevfik fikret diyor devenin başı  kime yüklemeli bu iğrenç suçu  kime yüklemeli bu iğrenç suçu  kime yüklemeli bu iğrenç suçu       Benim karamsarlığım belki de bir demet gül - sevdiğim  içimin büyük büyük aklığından geliyor belki de karam-  		                                          [sarlığım    biz ki  	petrolü kavuçuğu kahvesi ve kakaosuyla  	ve kastro'su zapata'sı amado'suyla  	sıcak ve kıvrak bir şarkı gibi düşünürüz  			atlantikaşırı bağımsızlığı  biz ki bir vaşington sineği kondurup bir zenci dağa              kanlı bir çocuk başı buluruz viyetnam'dan  ve bazan  	öyle bir sızıyla sarsılır ki antenlerimiz  	   sivaslı bir bağlamadan  	   afrikalı bir tamtamdan  		daha ilkel ve yalınkat kalır  		o ipek öfkesiyle leonid kogan   beni ısırdı  	- bilirim -  		18'lerdemondros'larda  demokrat suratlıydı  		bilirim  			bezirgan dişli  hâlâ damlıyor kanım  	viyetnam'da kırılan dişlerinden  ve hâlâ aç dolaşıyor başkent caddelerinde  		kurtuluş savaşı kahramanlarım  	çoğunun çoktan söndü ödü ocağı  	            kalmadı çoğundan bir nişan bile  işte bundandır ki benim              birtürlü gülemiyor  		gülemiyor  			gülemiyor işte türkülerim          of ooofff  ne de çok seviyorum harita okumayı!  sakarya sivas erzurum  	madrid seul havana  		hepsini hepsini anlıyorum  alev alev budistleriyle saygon  linkoln'ün mezartaşı vaşington  ve süzgün gözlü kompradorlarıma kurtuluş istanbulu    			anlamak hem kolay  			hem kolay değil    ne ölüm  ne aşk  ne de işsizlik              ve ne de deniz deniz kabarması yüreğin  ne içki  ne çiçek  ne dostluk              ve ne de akşam saatleri dişi kentlerin  insan bir anda bütün bir evreni birden yaşıyor               kan sıçrayınca bağımsızlık bayraklarına    Birgün çıkıp geldiler - anlamsız yüzlerini ve gülüşlerini -  tüketimartıklarım üretimorganlarını ve eski külotlarını -  çikletlerini çukulatalarmı getirip bıraktılar - tiklerini mi-  miklerini çiğliklerini - gençkızların düşlerini getirip bırak-  tılar - hergün hergün yeniden getirip bıraktılar - iplerini  oltalarını konservekutularmı - süttozlarmı soyalarını sa-  lemlerini - kısırlıkhaplarmı madalyalarını tasmalarını -  bayraklarını bayrakyırtmalarını sövmelerini - anamıza  bacımıza çocuğumuza - en çok önem verdiğimiz şeyle-  rimize - üretimorganlarını ve tüketimartıklarım kullana-  rak - tanrının ve isa'nın ve bizimkilerin izniyle - atlarını  seyislerini çombelerini - tıraşlarını ve dişlerini getirip bı-  raktılar - hergün hergün yeniden getirip bıraktılar - son-  ra güzel güzel anlaşmaları - sonra güzel güzel sözleş-  meleri - sonra güzel güzel paylaşmaları - asılmış-  ların ve asılacakların izniyle - vedurmadan durmadan baltazar bayramlarını - sonra güzel güzel savaş uçakla-  rını - radarları rampaları atombombalarmı - denizaltı de-  nizüstü birşeylerini - bilinçaltı bilinçüstü herşeylerini -  piekslerini bitekslerini bitpazarlarını - eroinlerini kokain-  lerini getirip bıraktılar - hergün hergün yeniden getirip  bıraktılar-                ve sonra çekilip gitmediler gemilerine               ve sonra çekilip gitmediler gemilerine               ve sonra çekilip gitmediler gemilerine                       ve artık okadar çok şey getirdiler ki                       ve artık okadar çok şey getirdiler ki                       ve artık okadar çok şey getirdiler ki                              bağımsızlığa yer kalmadı ülkemde      acılar ey acılar  işsizlik acısı  özgürlük acısı  bağımsızlık acısı ey  ve ey mızmız acılara direnmenin yoksul kahramanlığı                                 ey hergün ölüm                                 ey hergün ölüm  toplanın  birleşin  bir olun              acıların şÃ¢hı gibi gelin üstüme                             gelin  	        ve bitsin şu iş        seninle gelecek - çâre yok  seninle bu tatlılık ey büyük acı   	gök incir nasıl ballanırsa acılardan  	acı koruk nasıl bulursa balların en sarhoşunu  			o işte o!  		gel benim darmadağın direncim  		gücüm  		     emeğim  			çilem gel  		gel benim büyük acım  		     gel ve bitir şu işi!  		kalaylardan mı gelirsin bolivya'lardan  		rio'nun favelalarmdan mı  		ispanya'dan mı viyetnam'dan mı  		zonguldak kömürlerinden mi gelirsin  			çukurova'lardan mı  		yellerle mi gelirsin ateşlerle mi  		uçarak mı koşarak mı yırtınarak mı  			gel işte gel gayrı  			gel  			    gel  			gel de bitir şu işi   elbet bir bildiği var bu çocukların  kolay değil öyle genç ölmek  yeşil bir yaprak gibi yüreği  	koparıp ateşe atmak  		pek öyle kolay değil  hem öyle bir ağaç ki şu yaşamak denilen şey  	her bahar yeniden yeniden tomurcuklanır da  	             yalnız bir bahar çiçeklenir               	      a benim gülüm!    elbet bir bildiği var şu benim bilenmiş bıçak gibi  				[yüzümün   yaşamak  	bir köpek gibi tekmelenerek  yaşamak  	öpülüp okşanıp kaldırılarak     ne donkarlosun domuz ahırı  	ne senatör makdoların oda uşağı  		ne de hacıfışfışın kurban etidir  demokrasi  	demokrasi denilen o haspanın - a benim gülüm  		lordlar kamarasına açılmaz kapısı  beşikteki bebeler bile biliyor bunu artık  biliyor ve unutmuyorlar  	insan kanıyla işlediğini  		o teksas tipi demokrasinin    elbet bir bildiği var şu benim bilenmiş bıçak gibi    				[yüzümün  elbet kolay değil öyle genç ölmek    kore bir kan lekesidir  	akşamlarımızda sızlayan  bir kopuk koldur hiroşima  		uçaklar geçtikçe çırpınan  orda  	uzakdoğu'da  		gencecik yürekler gibi seğrîşir her bahar  			barış güvercinleri hiroşima çocuklarının  burda  	benim ülkemde  		titreşip durur yeni barış güvercinleri   insan karıştırıyor bazan  		ölmek mi yaşamak  		yoksa yaşamak mı ölmek    bir karanfil takmak yakaya  belki de bir orkide  bir baloya gitmek                gitmemek  bir kumar partisi belki de  onlarca hep birdir a benim gülüm  onlarca hep aynı değerde  	afrika'da kaplan ve zenci avıyla  		bir atom savaşı ve toptan ölüm    çocuklar büyümesin  	     büyümesin  	tomurcuklar açmasın                                   açmasın  	     ve sularca akmasın o en güzel şey  yaşlılar yaşamasın  		yaşamasın  	ocaklar tütmesin  		       tütmesin  ve yuvalar, gülüm benim  	gülmesin gülmesin  çapraz iki çizgi ak bulutlara  gâvur gözlü kargaları emperyalizmin  			amerikan bitpazarlarında     dünya bir genişleyip alabildiğine  		daralıyor birden eliçi kadar  ve dolar      madalyalı bir yular gibi geçmiş boyunlarına  ne güvercinin göğsündeki gökkuşağını görür gözleri  ne karakarıncanın güneşe günaydınını  ne de sevişir gibi işlemenin güzelliği titretir yüreklerini  kongo bir açık bonodur              belçikalı banker brodel'in kasasında   ve mister gülbenkyan'ın purosunda               enfes bir tütündür havana  duymazlar çeliğin mavi kahkahasını  tomurcukta çatlayan gücü görmezler gülüm  satarlar bir akşam içkisine                  o cânım ülkelerin                          narçiçeği yarınlarını   satarlar gülüm  memedi memede vurdurup memedin tarla sınırında  memedin karahaberini satarlar memedin memedine  ve karagün     - hangi karagün? -  	gelip çatınca davul davul  yavruyu memeden koparır gibi  	koparırlar işleyen elleri işlerinden  	sokarlar ateşten ateşe gülüm  	soygun düzeninde göbek atarlar  ne sevinç  ne kıvanç  ne güven  bize onlardan kalan  		bir avuç yorgun umut  		   zincirde bir vatan  		        ve kanrevan türkülerdir     İncecik boyunlu kıraç karpuzu  	dışı yeşil yeşil  	içi kırmızı  yuvarlana yuvarlana geçer bulutlar  meler yanık yanık bağlı bir kuzu  nah şuramda koskocaman dağ benim  nah şuramda ipincecik bir sızı  ceylanları ceylan gibi çizmem ben  		çizersem hilâl boyunlu  çiçekleri çiçek gibi çizmem ben  		çizersem nakış nakış  akarım ince ince de olurum nehir nehir  kavgaları kavga gibi çizmem ben                                 çizersem türkü türkü  yazmışlar benim için kocaman kitaplara                                      dışı yeşil yeşil de                                      içi kırmızı    neylerim ben kitapları kocaman kitapları  efendim okusun benim, canım efendim  o kuştüyü salonlarda, canım efendim  okusun da büyüsün benim efendim  okusun da biliversin aklımdan geçenleri  ben işte hep böyle azgelişmişim  yâni ben çünkü evet azgelişmişim  evet çünkü hayır fakat ben işte azgelişmişim  çokçalışmış azgelişmiş ve işte yoksul düşmüş  cephelerde mapuslarda aslanım aman  kıtlıklarda kıyımlarda kurbanım aman  seçimlerde sayımlarda ben varım aman  kerpiçlerde küllüklerde hayranım aman  şenliklerde şölenlerde ben yokum aman     ben işte hernedense azgelişmişim  çokçalışmış azgelişmiş ve işte yoksul düşmüş  demiri de kömürü de sökerim aman  buğdayı da pirinci de ekerim aman  çilem budur benim işte çekerim aman  evet çünkü hayhay fakat ben işte azgelişmişim  yâni ben çünkü evet hayır fakat azgelişmişim  ölüm kalım kıtlık kıyım ben varım aman  bayramlarda seyranlarda ben yokum aman  soygunlara vurgunlara hayranım aman  vatan millet allah patron kurbanım aman  kalabalık ve karanlık türküyüm aman   benim için demişler ki kocaman kitaplarda                                               dışı yeşil yeşil de                                                        içi kırmızı  neylerim ben kitapları kocaman kitapları  efendim okusun benim, cânım efendim  okusun da biliversin aklımdan geçenleri  okusun da açıversin gözünün şafağını  turnalar çizeyim gurbetlerime  ağıtlar düzeyim yiğitlerime  kelepçeler vurulsun bileklerime  okusun da büyüsün benim efendim  yumuşacık salonlarda cânım efendim    ve der ki şakıyan kuş  	yarılan nar  		deliren ateş  bu ne çapraz gidiş hey bekleroğlu  	uşak matti seyretmez de breht'i  	efendisi puntila'sı seyreder  bu ne çapraz gidiş hey bekleroğlu  	volga mahkûmları'na mahkûmlar değil  	aristokrat salonlarda efendiler içlenir    damarı pir sultan damarı  damarı robson damarı  gelir uğul uğul yeraltı nehirlerinden                      gelir ve bulur yüreğimizi                     damarı kavga damarı  bu ne biçim düzen hey bekleroğlu  öfkesi sesinden büyük          sesi ününden kocaman ruhi su'yu  şu benim her dalı bin dert açan çıra-çakmak ülkemde  şu benim yürekleri çıra-çakmak tutuşanlarım değil                                      istanbul                                      sosyetesi                                      alkışlar  		'gelin canlar bir olalım  		tevekkel tu taalâllah'    vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım  geçin sıcak ırmakları kuşlarım  kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım     Ay doğar bedir bedir  yel eser ılgıt ılgıt  sırıtır sıram sıram elkapıları  	elkapıları da kölelik kapıları 		kul olur yiğit   ay doğar hilâl hilâl      gün doğar devrim devrim  sırıtır sıram sıram elkapıları  		elkapıları da kölelik kapıları 			kurtulur yiğit    yeşili çin'den gelir bu kahkahanın  		kırmızısı afrika'lardan  ve dünya dünya olur diyorum hey bekleroğlu  		yaşamak yaşamak  gün gelir biz de görürüz yedi rengini deryaların  gün gelir biz de ölürüz hey bekleroğlu  		yaşamak gibi güzel  süzüp süzüp güneşi bereketlerden  		çin'den hindistan'dan amerika'dan  		taze bir kan gibi dolaşırız biz de bu yeryüzünü      vatan topraksa eğer  ormansa nehirse mâdense vatan  işçiyse köylüyse aydınsa vatan  	yâni yapıp yaratmaksa herşeyi yenibaştan  		sevmeyi yenibaştan  		alkışı yenibaştan  	bir hesabı vardır bunun sorulur  	bu hesabı soracaklar bulunur  		akgün karagünden öcünü alır birgün  ürker altunlu yiğitliğin senin ey bunak düzen  ürker bu yağma saltanatın  	o kanlı karanlıktan kopup gelen bebeğin  		güneş renkli ilk çığlığından  lenin'ler olur bu çığlık hey bekleroğlu       marks'lar mao'lar mevlâna'lar            mustafa kemaller olur hey bekleroğlu                  galile'ler gagarin'ler adsız ustalar                       ve sen olursun işte hey bekleroğlu                             kıtlıklarda                                  kıranlarda                                       kurtuluşlarda   uyan ey köşem bucağım  kırıkkolum iğriboynum sağırkapım dilsizim  vaktidir direnmenin  vaktidir şimdi  karalasın göbeğinde güzel gün  karalasın göbeğinde mutluluk  karataş çatladıçatlıyacak   proton -1  mariner - 4  	anamın aksütü gibi biliyorum ki  	aynı kafadan doğma  	aynı ellerden çıkmadır  	     ve aynı amaçlarla dönmeseler de uzayda  	          anamın aksütü gibi biliyorum ki  	              bir mariner işçisi de özlemektedir  			                                     [barışı  			 en az bir proton işçisinin sevdiği  				                        [kadar  Silâh ve şarkı  ben bütün karanlıkları bunlarla yendim  sesimde benim  	iki yumruk gibi yanyana dövüşüyorlar  		spartaküslerle viyetkonglar  yüreğimde benim  	ette bıçak gibi yatıyor  yarım kalan şarkıları yiğitlerimin  öfkemde benim  	çok dallı bir ağaçtır özlemek  		doymadan gidenlerimin gözbebeklerinden   yürüdüm üstüne üstüne bunca yıl  geçtim dikenlitellerini yasakların bir bir   tavında demir  	tavında toprak  		ve tavında yürek gibi kabarık  			ve alıngan  dokundum ateşli kabuğuna güzelin  			iyinin  			      gerçeğin  		soyundum kötülüklerden çırçıplak    dünyanın tepesinde bir avuç hışır  karga kanat çırpsa uykuları karışır  yağmalanmış emeklerden gelir soylulukları  	yağmalanmış özgürlüklerden  	dinleri imanları vurgun kelepir  toprağın memeleri         altun ışıltılı kumları kıyıların  	emeğin çiçekleri  	       hep onlar için    hep onlar için takvimlerin mutlu günleri  içimizin karanlığı  soframızın öksüzlüğü  hiç gülmemesi yüzlerimizin  	      hep onlar için  adları morgan da osman da filân da olsa  isacı da olsalar muhammetçi de  iki dallas domuzu gibi benzerler birbirlerine              karagünler için kaldırırlar kadehlerini                      adanalı bir toprak ağasıyla                              detroit'li bir otomobil fabrikatörü   dünyanın tepesinde bir avuç hışır  dinleri imanları vurgun kelepir  şarkılarda bile istemezler güzel günleri  ve bacakları çörçil zaferi çizerken havalarda musolini'nin                      öter faşizm düdücükleri  		yanki go hom çaçaca  		maydarling amerika  		maydarling amerika   Bir oğlum olacak adı temmuz  uykusuz  	korkusuz  	    beter mi beter  ben beynimi satarak yaşıyorum  o benden proleter    bir oğlum olacak adı temmuz  karataşın göbeğinde aşk  karataşın göbeğinde barış  karataş çatladıçatlıyacak  bende bitmeyen kavga  	onda yeniden başlıyacak    bir oğlum olacak adı temmuz  öfkede benden fırtına             sevgide deniz  ne samanyollarının ulu kervanları susuzluğumun  ne kutupşafaklarında tanrılaşması ilkelliğimin  temmuz gibi sıcak ve bereketli  	          temmuz gibi uçsuzbucaksız      bir oğlum olacak adı temmuz  dilinde en güzel sesi türkçemin  	kulağı en yiğit şarkılarla delik  korkak bir merakla değil yıldızlı karanlığı  	vivaldi'yi dinler gibi okuyup anlıyacak  ve belki de sütdişleri sürerken balaban bir bursa şef-  			                         [talisine  	ay'dan kendi sesini dinliyecek  	vahşi bir çiçek gibi açılmış gözleriyle      ben ki yalınayak bastım kızgın dişlerine açlığın  	iri bir çizme gibi balkanlar'a basarken faşizm  		dağlarda silâh atmayı sevdim  ben ki silâh taşıdım gizli gizli  	dünyanın bütün devrimlerine  boşuna dönmüyor bu rotatifler  boşuna bağırmıyor bu kara  boşuna dinlemiyor bu korku kapımızı  anamın aksütü gibi biliyorum ki  	doyumsuz günlere doğacak temmuz  		doyumsuz günler görecek  hani şu hep andıkça sızlatan yüreğimizi  hani şu hep dalıp dalıp gittiğimiz andıkça  beklediğimiz beklediğimiz beklediğimiz  	ve tam görecekken göçüp gittiğimiz günler  				      [gibi günler  		ama mutlaka    karataşın göbeğinde aşk  karataşın göbeğinde barış  karataş çatladıçatlıyacak  ben direndim yorulmadım  	o yorulup yıkılmıyacak    vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım  geçin sıcak ırmakları kuşlarım  kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım    
 
ankara/temmuz 1965    Hasan Hüseyin 
      â??mayonezli kirenaâ? : ikinci dünya savaşı günlerinde, bazı ülkelerde  emperyalist ordu komutanlarına tepsi içinde sunulan çocuk ölüsü.   â??şakkulkamerâ? : ayâ??ın yarılması, çatlaması, ayâ??daki gölgeler  muhammedâ??in mucize gösterip, ayâ??ı yardığı, çatlattığı biçiminde  dinsel bir inancın doğmasına yolaçmıştır.     
 
Köprüye Varınca Köprü Yıkıldı - Hasan Hüseyin

 

« Önceki ::