Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı kaybettik

15/10/2008 · Kategori: Haber

Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı kaybettik

Geçirdiği rahatsızlık nedeniyle bir süredir tedavi gören şair Fazıl Hüsnü Dağlarca 91 yaşında yaşamını yitirdi. Dağlarca, kronik böbrek yetmezliği ve kateter enfeksiyon rahatsızlığı nedeniyle tedavi görüyordu. 26 Ağustos 1914'te İstanbul'da doğan Fazıl Hüsnü Dağlarca, 1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından "En iyi Türk Şairi" seçilmişti. Şair, 20 Ekim'de toprağa verilecek.

Cumhuriyet Haber Portalı

İstanbul- İstanbul'da vefat eden şair Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın cenazesinin, 20 Ekim'de Söğütlüçeşme Camisi'nde kılınacak namazın ardından toprağa verileceği bildirildi.

Kadıköy Belediyesi'nden yapılan yazılı açıklamada, Dağlarca'nın, tedavi gördüğü Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde antibiyotik tedavisine yanıt vermeyerek durumu ağırlaştığı için bu sabah yoğun bakıma alındığı belirtilerek, 95 yaşındaki şairin, kalp ve solunum yetmezliğinden hayatını kaybettiği ifade edildi.

Uzun yıllardır Kadıköy'de adının verildiği sokakta yaşayan Dağlarca'nın, böbreklerindeki problem nedeniyle Temmuz ayından beri diyaliz tedavisi gördüğü aktarılan açıklamada, şairin, Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk'ün girişimiyle önce Acıbadem Hastanesi'nde tedaviye alındığı ve daha sonra Başkent Üniversitesi Hastanesi'ne yatırıldığı anlatıldı.

Açıklamada, Dağlarca için 20 Ekim Pazartesi günü saat 11.00'de Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası'nda tören düzenleneceği ve şairin cenazesinin Söğütlüçeşme Camisi'nde öğle vakti kılınacak namazın ardından toprağa verileceği belirtildi. Dağlarca'nın, Ocak ayında, yaşadığı Mühürdar Caddesi'ndeki evi müze yapılması için Kadıköy Belediyesine bağışladığı ifade edilen açıklamada, şairin, kendisini ziyaret eden Belediye Başkanı Öztürk'e, evinin müzeye dönüştürülmesi için vasiyette bulunduğu kaydedildi.

Açıklamaya göre, Dağlarca, evini müzeye dönüştürme isteğini şöyle açıkladı:
''Ben İstanbul'un birçok yerinde ikamet ettim. Gezdim, gördüm, yaşadım, ama en çok Kadıköy'ü sevdim. Kadıköy eskiden de değerliydi, şimdi de. Eskiden daha çok dolaşırdım, ama şimdi yaşım dolayısıyla sokağa çıkamıyorum. Yıllardır içinde yaşadığım, şiirlerimi yazdığım evimin, ölümümden sonra yaşamaya devam etmesini istiyorum. Belediye Başkanımıza rica ettim, evimi alıp müze olarak düzenlesinler, ama yaşayan bir müze olmasını istiyorum. Bir bölümünde kitaplarım, eşyalarım sergilensin, bir kısmı da kafeterya gibi olsun. Gençler buraya gelip otursun, kitap okusun, bir şeyler içsinler.''

Açıklamada, Dağlarca'nın müze ve kafeterya olarak kullanılmasını istediği evinin adının da ''Dağlarca'dan Gökyüzü'' olmasını istediği ifade edilerek, ''Buraya gelenler, benim gökyüzüme baksınlar istiyorum'' dediği kaydedildi.

Açıklamada görüşlerine yer verilen Belediye Başkanı Öztürk, Dağlarca'nın hem Kadıköy'ün hem de Türk edebiyatının çok değerli bir çınarı olduğunu belirterek, ölümünden büyük üzüntü duyduğunu bildirdi.

Açıklamada, Öztürk, ''Evini, vasiyeti gereği istediği gibi müze haline getireceğiz. Ziyaretçileri, onun yaşadığı evin ortamını soluyarak şiirlerini okuyacaklar'' sözleri de yer aldı.

Altunizade'deki Başkent Üniversitesi İstanbul Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Kürşad Tokel, 94 yaşındaki şair Dağlarca'nın, kronik böbrek yetmezliği ve kateter enfeksiyon sebebiyle 28 Eylül 2008 tarihinde bir başka hastaneden hastanelerine getirildiğini belirtti.
O tarihten buyana hastanede tedavi altında bulunan Dağlarca'nın enfeksiyonun antibiyotiklere yanıt vermemesi sebebiyle bugün yoğun bakıma alındığını kaydeden Prof. Dr. Tokel, tüm müdahalelere rağmen durumu giderek kötüleşen Dağlarca'nın saat 16.50 itibariyle vefat ettiğini söyledi.


Başsağlığı mesajları

Cumhurbaşkanı Vekili ve TBMM Başkanı Köksal Toptan, Türk şiirinin uluslararası alanda tanınmasına büyük katkılarda bulunan Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın vefatının, edebiyat dünyası için büyük kayıp olduğunu belirtti.

Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın vefatı nedeniyle mesaj yayımlayan Toptan, ''Türk şiirinin büyük ustası Dağlarca'nın vefatından derin üzüntü duyduğunu'' ifade etti.

Türk edebiyatının simge isimlerinden olan Dağlarca'nın Türkiye'nin yetiştirdiği en önemli şairlerinden biri olduğuna işaret eden Toptan, şunları kaydetti:

''Birbirinden eşsiz şiirleriyle milletimizin hafızasında derin izler bırakan Dağlarca, edebiyatımızın usta isimleri arasında her zaman saygıyla anılacak ve eserleriyle yaşayacak. Milli mücadelemizi anlattığı destansı şiirlerinin yanı sıra güzel Türkçemize verdiği önemle de herkese örnek olan bu büyük edebiyat çınarımız, gelecek nesilleri aydınlatmaya devam edecektir.
Büyük şairimiz Dağlarca, geleceğin teminatı çocuklara olan inancını, kaleme aldığı birbirinden güzel şiirleriyle ortaya koymuştur. Türk şiirinin uluslararası alanda tanınmasına büyük katkılarda bulunan Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın vefatı, edebiyat dünyamız için büyük kayıptır. Aramızdan ayrılan Merhum Dağlarca'ya Allah'tan rahmet; ailesine, yakınlarına, edebiyat dünyasına ve milletimize başsağlığı diliyorum.''i

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın vefatı ile ilgili olarak, "Milletimizin yetiştirdiği müstesna bir şair olan Dağlarca, eserleriyle ruh ve fikir dünyamızda silinmez izler bırakmıştır" dedi.

Erdoğan, Şair Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın vefatı dolayısıyla yayınladığı mesajda şunları belirtti:

"Edebiyatımızın yaşayan çınarı, büyük şair Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın vefatını büyük bir teessürle öğrenmiş bulunuyorum. Milletimizin yetiştirdiği müstesna bir şair olan Dağlarca, eserleriyle ruh ve fikir dünyamızda silinmez izler bırakmıştır. Fazıl Hüsnü Dağlarca, Türk şiirinin ve dilimizin gelişmesine önemli katkılarda bulunmuştur. Vefatı, dilimiz ve şiirimiz için büyük bir kayıptır; inanıyorum ki, şiire adadığı 91 yıllık ömrünün meyveleri olan eserleri, yaşamaya devam edecektir. Merhum şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca'ya Allah'tan rahmet, ailesine, edebiyat camiamıza ve milletimize başsağlığı dilerim."

Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın'da, Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın ölümü nedeniyle mesaj yayımladı.

TDK Başkanı Prof. Dr. Akalın da mesajında, ''Türk şiirinin önemli isimlerinden, Türkçenin ses bayrağı olan şairimiz Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı kaybetmenin derin üzüntüsü içerisindeyiz. Arı ve duru Türkçeyle yazdığı şiirleri sonsuza kadar Türkçenin ses bayrağı olarak dalgalanacaktır'' dedi.

Dağlarca'nın 1958 Türk Dil Kurumu Şiir Ödülü'nü aldığını ve TDK'nın Türk Dili dergisinde Dağlarca'nın şiirlerini yayımlamaktan onur duyduklarını belirten Akalın, Dağlarca'ya Tanrı'dan rahmet, tüm sevenlerine ve Türk ulusuna başsağlığı diledi.

 

 

Fazıl Hüsnü Dağlarca

26 Ağustos 1914 tarihinde İstanbul'da dünyaya gelen Dağlarca, ilk öğrenimini Konya, Kayseri, Adana ve Kozan'da, orta öğrenimini Tarsus ve Adana'daki ortaokullardan sonra girdiği Kuleli Askeri Lisesi'nde tamamladı.

1935 yılında piyade subayı olarak doğu ve orta Anadolu'nun, Trakya'nın pek çok yerini dolaşan Dağlarca, ordudaki hizmeti 15 yılı doldurunca ön yüzbaşı rütbesiyle 1950'de askerlikten ayrıldı.

1952-1960 yılları arasında iş müfettişi olarak İstanbul'da çalışan Dağlarca, buradan ayrıldıktan sonra İstanbul Aksaray'da kitabevini açtı ve yayımcılığa başladı.

4 yıl ''Türkçe'' isimli aylık dergiyi çıkaran ve ilk yazısı 1927'de Yeni Adana Gazetesi'nde yayımlanan bir hikaye olan Dağlarca, İstanbul Dergisi'nde 1933'te çıkan ''Yavaşlayan Ömür'' adlı şiiriyle adını duyurmaya başladı.

Varlık, Kültür Haftası, Yücel, Aile, İnkılapçı Gençlik, Yeditepe ve Türk Dili dergilerinde şiirleri yayımlanan Dağlarca, 1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından ''En iyi Türk Şairi'' seçildi.

Toplumculuğunun temelinde insana ve insan hayatına saygı yatan Dağlarca, çok yazan ve üreten bir şair kimliğiyle, bağımsız kalarak hiçbir şairden etkilenmemiş, hiçbir akımın etkisinde kalmayarak şiirlerini yazmıştı.

Şair, sanat anlayışını "Sanat eseri hem bir saat gibi içinde bulunduğumuz zamanı, hem de bir pusula gibi gidilmesi gereken yönü işaret etmelidir." cümlesiyle özetlerdi.

Cumhuriyet; 15 Ekim 2008

7. İzmir Türkçe Günleri

11/10/2008 · Kategori: Haber

7. İzmir Türkçe Günleri

7. İzmir Türkçe Günleri
19-26 Eylül 2008
19 Eylül Cuma,
Özel Çamlaraltı Lisesi, Dil İşliği
22-23 Eylül Pazartesi/Salı,
Okul etkinlikleri
24-25 Eylül Çarşamba/Perşembe,
Salon etkinlikleri

26 Eylül Cuma, Ankara
(Anıtkabir/ Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi)

Düzenleyenler: Konak Belediyesi, Dil Derneği

 Dil Devrimi 76, Dil Derneği 21 Yaşında
 

Düzenleme Kurulu: Mehmet Yunak (Başkan Yrd.), Hidayet Karakuş, Halim Yazıcı, Ayla Sert, Ceyhan Kayhan, Y. Bekir Yurdakul, Mavisel
Yener, Gürsel Gezen, Saime Bircan, Düriye Ayyıldız

Yazman:
Hülya Işlak


Düzenleme Kurulu basın toplantısında.
 

Ana İzlek: “Türkçe Düşünmek” (Konuşma ve söyleşilerde ağırlıklı olarak işlendi.)
Savsöz:
“Düşün Türkçe Düşün!”
(Konuklara, okullarda gençlere bu bağlamda seslenildi.)

Neden Türkçe Günleri?
1.
Türkiye kamuoyunun dikkatini, günlük yaşamda ve Türkçede artarak süren bozulma ve kirlenmeye çekmek... Öğretim dilinin Türkçe olması; eğitim, bilim, sanatta Türkçenin etkinliğinin artırılması çalışmalarına katkıda bulunmak...
2.
Türkçenin doğru, özenli, iyi kullanılması çabalarını çoğaltmak, benzeri çalışmalara destek olmak... Türkçeye saygının; yaşama, bütün değerlerimize, emeğe saygı oluşunu yeniden vurgulamak...
3.
Türkçenin coşkun akan ırmağından daha geniş kesimleri haberli kılmak...
4.
Türkçenin kimi sorunlarını tartışmak; yapılabilecekleri araştırmak, bu alandaki çaba ve önerileri ortaya çıkarmak, duyurmak ve yaygınlaştırmak...

Sayılarla Türkçe Günleri
2001’de başladı. Gelişerek, geliştirilerek ulaştı 7. yıla. Dil Derneği’nin 21, Dil Devriminin 76. yılı dolayısıyla İzmir etkinlikleri 6 günü kapsadı. 7. İzmir Türkçe Günleri, 76. Yıl Onur Ödüllerinin de verildiği Ankara etkinlikleriyle birleştirilerek Ankara’da noktalandı.
 

M. İskender Özturanlı’nın Yokluğu
Dil Derneği
’nin İzmir’den üç kurucu üyesi arasında yer alan; Ankara’da 76. Yıl Onur Ödülü ve İzmir’de Türkçeye Emek Ödülü’nü vermeye hazırlandığımız; hukukçu, aydın, düşünür, eylem adamı ve yazar M. İskender Özturanlı 1 Eylül’de aramızdan ayrıldı.

Emek Ödülü, İzmir’de eşi Tülin Özturanlı’ya sunuldu. 76. Yıl Onur Ödülü’nü, Ankara’da, oğlu Mustafa Özturanlı aldı.

 

Konuklarımız
İzmir etkinliklerimizde 42 yazın-sanat ve bilim insanı, öğretmen, müzisyen, basın emekçisi konuk oldu. Sahne etkinliklerinde, Özel Çamlaraltı Lisesi ve Özel Çakabey Okulları’nın 50’yi aşkın öğrencisi yer aldı. Etkinliğin genel sunumunu TRT İzmir Radyosu spikeri İffet Diler yaptı. Öteki sunumlarda Şengül Kıran, Y. Bekir Yurdakul görev aldı.
 
 

    Ayşegül Yüksel, Sevda Şener, Afşar Timuçin,
Y.Bekir Yurdakul, A.Muzaffer Tunçağ öğrencilerle.  

İzmir dışından konuklar (11 kişi): Prof. Dr. Ayşegül Yüksel (Ankara), Dinçer Sümer (Ankara), Hülya Küçükaras (Ankara, Dil Derneği Genel Yazmanı), Nizamettin Uğur (Ankara), Prof. Dr. Sevda Şener (Ankara), Doç. Dr. Hasan Erkek (Eskişehir), Prof. Dr. Afşar Timuçin (İstanbul), Prof. Dr. Aydın Köksal (Ankara), Erkan Oyal (İstanbul), Hikmet Çetinkaya (İstanbul), Yusuf Çotuksöken (İstanbul).

İzmir'den katılımcılar ve konuklar (31 kişi): Ahmet Günbaş, Berin Taşan, Birsen Ferahlı, Birsen Kırbaş (Manisa), Dinçer Sezgin, Düriye Ayyıldız, Engin Dirikal, Funda Koray, Gürsel Gezen, H. Ender Bilge (klasik gitar), Halim Yazıcı, Hamdullah Köseoğlu (Tire), Hayri Oğuz, Hidayet Karakuş, Hüseyin Yemen (klasik gitar), Hüseyin Yurttaş, İffet Diler, M. İskender Özturanlı (Urla), Mavisel Yener, Misket Dikmen, Murat Can Canbay, Prof. Dr. Murat Tuncay, Mustafa Korkmaz Dinçer, Muzaffer İzgü, Oğuz Tümbaş, Saime Bircan, Prof. Dr. Semiramis Yağcıoğlu, Şengül Kıran, Turgay Gönenç, Y. Bekir Yurdakul, Zeliha Akçagüner.


7. İzmir Türkçe Günleri'nin konukları Türkçe Taşı'nda.

Armağan Kitaplarımız
Okul etkinliklerinde çocuklarımıza, etkinliğe konuk olan yazarlarımızın kitapları (toplam 600 kitap), Konak Belediye Başkanı A. Muzaffer Tunçağ’ın armağanı olarak dağıtıldı. Salon etkinlikleri süresince konuklara “Şiirlerle Atatürk’ü Anlamak” ve “Türkçenin Kurtuluş Savaşı” adlı yapıtlar armağan edildi.

Okul Etkinliklerimiz
Okul etkinliklerimiz kapsamında dört okulda on iki yazarımızın katıldığı “Düşün Türkçe Düşün” başlıklı söyleşiler gerçekleştirdik.

Vasıf Çınar İlköğretim Okulu (Gürçeşme), Hürriyet Anadolu Lisesi (Mezarlıkbaşı), Nazire Merzeci İlköğretim Okulu (Bozyaka), Çınarlı Anadolu Meslek Lisesi (Çınarlı) öğrencileriyle yaptığımız söyleşilerde gençlere yazarlarımızın kitapları armağan edildi.


Yazarlarımız Muzaffer İzgü, Hamdullah Köseoğlu ve Hidayet Karakuş,
Vasıf Çınar İlköğretim Okulunda.


İzmir Özel Çamlaraltı Lisesi
dersliklerinde, çeşitli okulların 4-12. sınıflarından 50’yi aşkın öğrencinin yer aldığı Dil İşliği çalışmaları yaptık. Dil İşliği, şiir-öykü-deneme-konuşma dallarında, Hidayet Karakuş, İffet Diler, Mavisel Yener, Y. Bekir Yurdakul’un katılımıyla gerçekleştirildi. İşlikte ortaya çıkan metinlerden, işlik yönlendiricilerinin seçtiği örnekler, Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi’nde, salon etkinlikleri kapsamında öğrencilerce seslendirildi.

Dil Yürüyüşü
Konak Alanı Saat Kulesi’nden başlayan yürüyüş Ege Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi yanındaki Türkçe Taşı anıtının önünde tamamlandı.
Dil Yürüyüşü’nde; Düzenleme Kurulu, Dil Derneği üyeleri, konuklar, dilseverlerin yanı sıra Özel Çamlaraltı Lisesi Bandosu eşliğinde Atatürk Lisesi, Küçükyalı Anadolu Meslek ve Kız Meslek Lisesi, Buca 30 Ağustos İlköğretim Okulu, Özel Çakabey Okulları, Özel Çamlaraltı Lisesi, Özel Yöneliş İlköğretim Okulu, Güzelbahçe Özel Piri Reis İlköğretim okulu öğrenci, öğretmen ve yöneticilerinden oluşan yaklaşık 270 kişi yer aldı.
 


Salon Etkinliklerimiz

24-25 Eylülde gerçekleştirdiğimiz, öğrencilerin yanı sıra dilseverlerin de ilgiyle izlediği salon etkinliklerimiz, Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi’ndeydi.

Sergi: İzmir Özel Çamlaraltı Lisesi öğrencilerinin, etkinlik için özel olarak hazırladığı resim-karikatür sergisi 24-25 Eylülde Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi’nde izlendi.

Sahne Gösterileri:
“Çeşmebaşı Balesi”

Sunan: Özel Çamlaraltı İlköğretim Okulu

“Eyvah Türkçem!”
Sunan: Özel Çakabey İlköğretim Okulu


Dilimizin Emekçilerine Saygı:
Ali Püsküllüoğlu, Arslan Kaynardağ, Fethi Naci, İsmet Zeki Eyuboğlu, M. İskender Özturanlı, Mehmet H. Doğan, Nermi Uygur
üyelerimizce hazırlanan özel sunumlarla anıldı.

76. Yıl Özel Etkinliği:   Dil Bayramının Ankara etkinlikleri kapsamında Türkçemiz için içtenlikle emek veren İzmir’deki beş kişiye; A. Muzaffer Tunçağ, M. İskender Özturanlı, Muzaffer İzgü, N. Berin Taşan, Prof. Dr. Özdemir Nutku’ya “76. Yıl Onur Ödülleri” verildi.

Söyleşiler: “Türkçe Düşünmek” izleğinde beş ayrı oturum yer aldı.

1. Oturum: “Düşün Yazın Türkçe”
Konuşmacılar: Prof. Afşar Timuçin,
Prof. Semiramis Yağcıoğlu
;
Yöneten: Hikmet Çetinkaya

2. Oturum: “Düşün Tiyatro Türkçe”/Konuşmacılar: Prof. Ayşegül Yüksel, Hasan Erkek, Prof. Sevda Şener; Yöneten: Prof. Murat Tuncay
3. Oturum: “Düşün Türkçe Düşün”/Konuşmacılar: Yusuf Çotuksöken, Dinçer Sümer
4. Oturum: “Düşün Konuş Türkçe”/Konuşmacılar: Erkan Oyal, Funda Koray, Misket Dikmen, Murat Can Canbay; Yöneten: Mustafa Korkmaz Dinçer
5. Oturum: “Düşün Bilişim Türkçe”/Konuşmacılar: Prof. Aydın Köksal, Nizamettin Uğur; Yöneten: Hülya Küçükaras

Okuma Tiyatrosu: “Maviydi Bisikletim” Sunan: Dinçer Sümer

7. İzmir Türkçeye Emek Ödülleri
Etkinliklerin yedinci yılında İzmir Türkçeye Emek Ödülleri de sahiplerini buldu.

Ödülü, “Dil” dalında Prof. Dr. Afşar Timuçin, “Yazın” dalında Nezihe Meriç, “Konuşma” dalında Çetin Tekindor’a; İzmir Özel Ödülü’nü ise 1 Eylül 2008’de yitirdiğimiz, saygıyla andığımız M. İskender Özturanlı’ya sunduk. Genç Emek Özel Ödülü’ne ise bu yıl İzmir Özel Çamlaraltı Lisesi değer görüldü.


Afşar Timuçin, ödülünü
Mustafa Korkmaz Dinçer'den aldı.


M. İskender Özturanlı'nın ödülünü
eşi Tülin Özturanlı'ya Dinçer Sümer sundu.

Etkinliklerimizde yer alan okullara katılım belgelerini
A. Muzaffer Tunçağ ve Hülya Küçükaras verdiler.


Sonuç Bildirgesi: Düşün Türkçe Düşün!

İzmir Konak Belediyesi ile Dil Derneği’nin ortaklaşa düzenlediği 7. İzmir Türkçe Günleri, her yıl olduğu gibi Türkçenin sahipsiz olmadığı, Dil Devriminin bayrağının hep yükseklerde tutulacağı vurgusunu taşıdı. Etkinliğimizin İzmir’deki son günü olan 25 Eylülde sonuç bildirgemizi İffet Diler seslendirdi.
 (Sonuç Bildirgesi için tıklayınız.)
 


Etkinliğimizin izlencesi aşağıdaki sayfada yer almaktadır.

7. İzmir Türkçe Günleri İzlencesi

20/9/2008 · Kategori: Haber

7. İzmir Türkçe Günleri İzlencesi

7. İZMİR TÜRKÇE GÜNLERİ
19-26 Eylül 2008

Düzenleyenler: Konak Belediyesi, Dil Derneği

Ana İzlek: “Türkçe Düşünmek”
Savsöz:Düşün Türkçe Düşün”

 

19 Eylül Cuma

Yer: Özel Çamlaraltı Lisesi

10.00    Etkinlik: Basın Toplantısı
 

11.00    Etkinlik: Dil İşliği
            Açılış Seslenişleri:

                       Konak Belediye Başkanı A. Muzaffer Tunçağ
                      
Dil Derneği İzmir Temsilcisi Y. Bekir Yurdakul
                      
Özel Çamlaraltı Koleji Yönetim Kurulu Başkanı
Engin Dirikal

          
Yönetenler: Hidayet Karakuş, İffet Diler, Mavisel Yener, Y. Bekir Yurdakul
          
Katılımcılar: İlk ve ortaöğretim okullarının 4–12. sınıflarından gençler
          
Sunan: Şengül Kıran
 

22 Eylül Pazartesi

10.00    Yer: Vasıf Çınar İlköğretim Okulu (Gürçeşme)
            Etkinlik: Söyleşi “Düşün Türkçe Düşün”
           
Konuşmacılar: Hamdullah Köseoğlu, Hidayet Karakuş, Muzaffer İzgü
 

14.00    Yer: Hürriyet Anadolu Lisesi (Mezarlıkbaşı)
            Etkinlik: Söyleşi “Düşün Türkçe Düşün”
           
Konuşmacılar: Halim Yazıcı, Hüseyin Yurttaş, Oğuz Tümbaş
 

23 Eylül Salı

10.00    Yer: Nazire Merzeci İlköğretim Okulu (Bozyaka)
            Etkinlik: Söyleşi “Düşün Türkçe Düşün”
           
Konuşmacılar: Ahmet Günbaş, Mavisel Yener, Y. Bekir Yurdakul
 

14.00    Yer: Çınarlı Anadolu Meslek Lisesi (Çınarlı)
             Etkinlik: Söyleşi “Düşün Türkçe Düşün”
            
Konuşmacılar: Berin Taşan, Dinçer Sezgin, Zeliha Akçagüner
 

24 Eylül Çarşamba
Yer: Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi


12.00   
Etkinlik: Sergi
          
 Düzenleyen: Özel Çamlaraltı Lisesi

12.15    Etkinlik: Açış Konuşmaları
                      
Konak Belediye Başkanı A. Muzaffer Tunçağ
                       Dil Derneği Genel Yazmanı Hülya Küçükaras
                      
Dil Derneği İzmir Temsilcisi Y. Bekir Yurdakul

12.35    Dilimizin Emekçileri/ Fethi Naci… Anısına Saygıyla…
            Sunan: Birsen Ferahlı
 

12.40    Etkinlik: Küçük Dinleti
            H. Ender Bilge, Hüseyin Yemen; klasik gitar
 

13.00    Dilimizin Emekçileri/ Mehmet H. Doğan… Anısına Saygıyla…
            Sunan: Düriye Ayyıldız

13.05    Etkinlik: Sahne Gösterisi “Çeşmebaşı Balesi”
            Sunan: Özel Çamlaraltı İlköğretim Okulu
           
Hazırlayan: Ayda Ruhselman
           
Beste: Ferit Tüzün
           
Dans Düzeni: Dame Ninette Valois

13.30    1. Oturum: “Düşün Yazın Türkçe”
           
Konuşmacılar: Prof. Afşar Timuçin, Füsun Akatlı, Prof. Semiramis Yağcıoğlu
           
Yöneten: Hikmet Çetinkaya

15.15    Ara

15.30    Dilimizin Emekçileri/ İsmet Zeki Eyuboğlu… Anısına Saygıyla…
            Sunan: Gürsel Gezen

15.35    Etkinlik: Sahne Gösterisi “Eyvah Türkçem!”
           
Sunan: Özel Çakabey İlköğretim Okulu

16.00    2. Oturum: “Düşün Tiyatro Türkçe”
           
Konuşmacılar: Prof. Ayşegül Yüksel, Hasan Erkek, Prof. Sevda Şener
           
Yöneten: Prof. Murat Tuncay

25 Eylül Perşembe
Yer: Konak Alanı Saat Kulesi

09.30   
Etkinlik: “Yürüyüş için toplanma” 

10.00    Etkinlik: Dil Yürüyüşü (Saat Kulesi’nden Türkçe Taşı’na…)
           
Katılanlar: Düzenleme Kurulu, konuklar, dilseverler, öğrenciler…

            Özel Çamlaraltı Lisesi Bandosu
            Atatürk Lisesi, Küçükyalı Anadolu Meslek ve Kız Meslek Lisesi,
            30 Ağustos İlköğretim Okulu (Buca), Özel Çakabey Okulları,
            Özel Çamlaraltı Lisesi, Özel Yöneliş İlköğretim Okulu

10.45    Yer: Türkçe Taşı (Konak EÜ Atatürk Kültür Merkezi yanı)
            Etkinlik: Ödül Töreni
            Sunan: Y. Bekir Yurdakul

Yer: Konak Belediyesi Dr. Selahattin Akçiçek Eşrefpaşa Kültür Merkezi

12.30    Dilimizin Emekçileri/ Arslan Kaynardağ… Anısına Saygıyla…

            Sunan: Hayri Oğuz
 

12.35    Etkinlik: Okuma Tiyatrosu “Maviydi Bisikletim”
           
Sunan: Dinçer Sümer

13.20    3. Oturum: “Düşün Türkçe Düşün”
           
Konuşmacılar: M. İskender Özturanlı, Nezihe Meriç, Turgay Gönenç
           
Yöneten: Yusuf Çotuksöken

14.30    Ara

14.45    Dilimizin Emekçileri/ Ali Püsküllüoğlu… Anısına Saygıyla…
            Sunan: Saime Bircan

14.50    4. Oturum: “Düşün Konuş Türkçe”
           
Konuşmacılar: Erkan Oyal, Funda Koray, Misket Dikmen, Murat Can Canbay
           
Yöneten: Mustafa Korkmaz Dinçer

16.35    Dilimizin Emekçileri/ Nermi Uygur… Anısına Saygıyla
            Sunan: Birsen Kırbaş

16.40    5. Oturum: “Düşün Bilişim Türkçe”
           
Konuşmacılar: Prof. Aydın Köksal, Nizamettin Uğur
           
Yöneten: Hülya Küçükaras

26 Eylül Cuma
Ankara'da 76. Dil Bayramını kutluyoruz.

SERRA YILMAZ: İYİMSER OLMAMI GEREKTİRECEK MUHALEFET YOK

19/8/2008 · Kategori: Haber

SERRA YILMAZ: İYİMSER OLMAMI GEREKTİRECEK MUHALEFET YOK
00:15 17 Ağustos 2008
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Sanat hayatında sesiyle, oyunculuğuyla ve fikriyle bir duayen oldu. Rahat tavırları ve samimi yaklaşımıyla içtenliğini kanıtladı. Ferzan Özpetek filmlerinin kahramanı desek, siz de Serra Yılmaz diyeceksiniz. Sanat hayatına Şehir Tiyatroları"nda başlayan Yılmaz, Fransa’da Université de Caen, psikoloji bölümünden mezun oldu. Dostlar Tiyatrosu’nda yer aldı. ‘Parmaklıklar Ardında’ adlı diziyle herkesin Hayriye ablası oldu Serra Yılmaz. Yıllar önce Papa 16. Benedict’in Türkiye ziyaretinde çeviri yapmasıyla göze battı. Çok konuşuldu ama Yılmaz için sıradan bir işti. “Ben işimi yaptım” diyor sohbetimiz sırasında. Bir pazar söyleşisi için Cihangir’deki evine konuk oluyoruz. Yüzündeki gülümsemesi bir an eksik olmuyor Serra Yılmaz’ın. “Şak şakçı bir sanattan yana değilim. Sanat zaten aykırılık, uyumsuzluktur.” diyor biraz öfkeli biraz da sitemli.

» Türkiye’den birçok kişi sizin yurt dışında yaşadığınızı sanıyor. Aslında hiç yaşamadınız değil mi?

Yurt dışında hiç yaşamadım, bu çok yerleşmiş bir ön yargı aslında. Herkes yurtdışında yaşadığımı zannediyor haklısınız. Ben de de sürekli olarak yaşamadığımı söylüyorum. Bence birçok kişi “eğer ben de imkânlar olsaydı ben de yaşardım” gibi alttan alta bir ön yargı taşıyor ve dolayısıyla da böyle düşünüyor.

» Eğitiminizi Fransa’da yaptınız ama...

Evet ben bütün eğitimimi Fransızca yaptım. İtalya’da kalmadım zaten. Fransa da kaldım.

» Tercihinizi Fransa’dan yana neden kullanmadınız?

Ulus devlet lafıyla açıklamayayım, Türkiye değil de İstanbul farklı benim için. İstanbul’u seviyorum.

» Gelelim sinemaya, siz yıllarınızı bu işe verdiniz. Ekranda, sinemada bilindik bir karaktersiniz. Eski sinema geleneği bugün yerini koruyamadı. Elbette değişime ayak uydurdu ama bir takım değerleri de yok ettiğini düşünüyor musunuz bu değişimin?

Dünya değişiyor sinema da değişecek. Sinemanın İtalyan neo-liberalizminin bugün olması mümkün değil. Yılmaz Güney sineması dediğimiz şey İtalyan Neo-liberalizmini taşıyan bir şeydi. Daha gerçekçi, kendi toplumsal sorunlarına eğilen bir sinema vardı. Tabii Türkiye o dönemlerde kırsal bir ülke olduğu için kırsal kesimin sorunları ekrana yansıyordu. Oluşmamış bir burjuvazinin batı kopyası bir takım hikâyeler de vardı bu ayrı bir şey ama sinema da ister istemez o günden bugüne değişim gösterdi. Ama bugün hâlâ yani benzer demeyeceğim ama bu tür kaygıları olan bir sürü filmler de var. Yok sayamayız.

» Bir hayli az...

Zaten Türkiye’de kaç tane film yapılıyor ki?

» Son yıllarda bir patlama yaşandı gibi... Türk sineması adından bir hayli söz ettirdi...

Sayısal olarak prodüksiyonda çok büyük bir artış yok. Seyircinin niteliği değişiyor sadece. Seyirci Türk filmine gider oluyor, en büyük gişe hasılatı Türk filmleri oluyor ve yabancı filmler dahi çok hasılat elde etmiyor.

» Neye bağlıyorsunuz?

Birincisi ulusal sinema merkezi yok, sinemayı doğrudan destekleyici, -önemli düzeyde destekleyici- yani bir film bugün bilmem kaç milyara yapılıyorsa sizde tutup 10 milyon veriyorsanız filmciye bu bir destek değil. Bu neredeyse bir sadaka. Netice itibariyle gerçek anlamda destek veren bir kurumun olmaması, mesleğin örgütlü olmaması, teknik ekip için söylüyorum çünkü ilk önce örgütlenen teknik kadrolardır, oyuncular dünyanın hiçbir yerinde doğru dürüst örgütlenip ağırlığını koyamamışlardır, çünkü çok bireyciler. Bir çok şeyi birbirine açıklamaktan da çekinirler. Hiç kimse aldığı parayı ötekine söylemek istemez. Genelde sinema da teknik ekibin kazanımlarından yararlanır oyuncular. Ama böyle bir durum söz konusu değil tabii. Türkiye’de hâlâ orman kanunları geçerli, bir sürü şey de olduğu gibi. Yani Tuzla tersanesinde olanlara baktığınızda trajik olan durum aslında bu toplumun ne açıda olduğunun bir özeti. Tersanede o düzeyde olan toplum sinemada da bu düzeyde. Buna çok şaşırmamak gerekiyor.

» Tüm bunları düzeltmek içinde gayret yok galiba..

Yok, kimsenin öyle bir derdi de yok. Bir şeyleri değiştirmek için sanatçıların çok fazla örgütlü olması da gerekmiyor. Sanatçı netice itibariyle toplumun eleştirel bakışı olmakla yükümlü. Bunu örgütlü olmadan da yapabilirsiniz. Duruşunuzla yaparsınız, ifade edersiniz. İlla oyuncuların bir sendikada olması gerekmez. Öyle bir duyarlılığı varsa bireysel olarak da bir yerde kalabilir.  Kaldı ki az önce söylediğim gibi zor, sanatçıları örgütlemek.

» Bir sinema oyuncusu olarak dizilerde görüyoruz sizi. Özellikle de sosyal içerikli filmlerde... Dizilere hangi pencereden bakıyorsunuz?

Sadece para kaynağı olsaydı seçici olmazdım. Yani dizi yapacağım diye düşündüğümde yapacağım dizininde farklı olmasını isterim. ‘Parmaklılıklar Ardında’ gerçekten bugüne kadar yapılan tekliflerden farklı bir senaryoydu, senaryoyu beğendim ve kabul etim.

» ‘Parmaklıklar Ardında’ aslında Türkiye’nin cezaevi koşullarını bir yanıyla gösteriyor. Gardiyanların ve polisin yaklaşımı açıkça veriliyor. Sizi şaşırtan durum oldu mu hiç?

Beni hayrete düşüren şeyler oldu tabii. Bunlardan biri çok izleyici olmasına rağmen dizide olan hiçbir şey bir tartışma yaratmadı. Mesela ben ötanazi yaptığı için hapishanede olan bir hemşireyi oynuyorum, insanlar seyrediyorlar sadece. Bazı şeylerin tepki uyandıracağını zannediyordum ama bizdeki toplum çok tuhaf. İnsanların nerede alınacağını ve nerede alınmayacağını anlamak mümkün değil. Mesela ‘Hamam’ filminden sonra hamamcılar ayaklandı. “Biz eşcinsel değiliz” diye. ‘Doktor Erol Bey’ diye bir klip vardı, hemşireler oynuyordu. O zaman da hemşireler ayaklandı. Böyle tuhaf bir üstüne alınma, alınganlık ruhu var. Bende bu dizide de, hapishanede olanlardan gardiyanlar ve polisler üstüne alınsınlar istiyorum. Ama hiç kimse üstüne alınmadı ya da bu normal düzendir diye algıladı.

» Sokakta da mı karşılaşmadınız peki tepkilerle?

Ben Eminönü’nde çekim yaparken bir tane genç adam yaklaştı. Dedi ki “sizin diziyi izliyorum, bende Bayrampaşa’da jandarmaydım.” Ben de eyvah şimdi eleştirecek, biz bu kadar kötü değiliz diye düşündüm. Ama “çok beğeniyoruz diziyi” dedi ve gitti. Kabulleniyorlar. Evet insanlar hapishanede eziyet görürler, dayak yerler, bu hiç tepki uyandırmadı. Ben olsaydım tepkimi gösterirdim. Ben gardiyanım, infaz memuruyum böyle mi davranıyorum mahkûmlara demiyor. Bu gayet kabul edilen bir şey demek ki.

» Alışılmışlık sanırım...

Korkarım ki öyle. En kötü olan şey şu: İçselleşiyor. Mesela yan kesici, yan kesicilik yapmaya başladığında kural olarak karakola düştüğünde dayak yiyeceğini biliyor ve bunu kabullendiğinden dayak da yese, falakaya da yatırılsa bunun için ayrıca bir talep de bulunmuyor. Neredeyse mesleğin bir parçası gibi görüyor dayak atanları. Bu kadar içselleşmiş olması zaten korkunç.

» Bu içselleştirme nereye doğru götürüyor?

İyi bir yere götürmediği belli. Zaten sindirilmiş bir toplum bizim ülkemiz. Çok tepki veren bir toplum hiç olmadı. Çok sindirilmiş... Çok rahatsız edici şeyler olmadığı sürece gayet rahatlar.

» Bir yanda tepkisizlik bir yandan da tahammülsüzlük var ama...

Bu birbiriyle çelişkili şeyler değil.  En azından ben çeliştiğini düşünmüyorum. Bütün farklılıklara düşman bizim ülkemizdeki toplum. Sanıyorum o anlamda Osmanlı da bir farklılık var. Osmanlı’dan geçiş çok tuhaf bir geçiş olduğundan bu kadar milliyetçi, tahammülsüz ve farklılıkları kabul etmeyen bir toplum olduk. “Benim gibi düşünmüyorsun sen ölmelisin” diyor. Özeti bu. Bu 12 Eylül’den çok daha öncesine gidiyor. 12 Eylül netice itibariyle bir çeşit billurlaşması, yoğunlaşmasıdır bu olanların. Çok daha önce başlamış bir takım politikalar var. 6-7 Eylül olaylarını düşünün, 1954’de oldu. Bir takım şeylerin kökleri çok daha eskiye dayanıyor.

» Peki bugün?

Dünya açısından umutlu değilim. Ne toplumsal açıdan ne çevre açısından. Ben geleceği çok da umut dolu göremiyorum. Karamsar olduğumu düşünebilirsiniz ama gerçekten şu karşıdaki manzaraya baktığımda karamsar olmamam mümkün değil. Ne kadar korkunç beton ve çimento yığını var. Bence Türkiye’deki nüfusa betonun tamamen yasaklanması lazım. Yasaklardan pek yana değilim ama beton konusunda yasak olmasını çok isterdim. Kuzguncuk korusunu da tırtıklamaya başladılar. Yerel yönetim hep bir kâr, çıkar peşinde nasıl iyimser olayım ki? Ayrıca iyimser olmamı gerektirecek bir muhalefet yok, başka bir parti yok. Tabii ki hiçbir şekilde iyimser değilim. O kadar pervasız, o kadar kıymet bilmez insanların elinde ki yerel yönetimler, dolayısıyla ne umudum olabilir ki?

 

Şak şakçı bir sanattan yana hiç olmadım

» "Parmaklılar Ardında" adlı dizide kendi tecrübelerinizin faydası oldu mu? Çünkü 90"lı yıllarda Avrupa Konseyi"nin işkenceyi önleme raporuna tercümanlık yaptınız.

Tabii ki. Ben o cezaevlerini rahatça gezmiş, insanlarla konuşmuş biriyim. Onların dertlerini yabancı dile aktarmış biriyim. Dolayısıyla benim bayağı bir fikrim var cezaevleri ile ilgili. F tipleride dahil buna. Ben kendi kanaatime sahibim. Bu neticede bir diziydi ve gerçeği birebir yansıtması da gerekmiyor.

» Peki koğuş sisteminden F tiplerine geçildi. Bu süreci yakından takip eden biri olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Koğuş düzenin hem iyi hem de kötü yanı var. Koğuş düzenin sosyal bir yanı var bunu görmek lazım. İzolasyon getirmiyor. Fakat sakıncası zaman zaman belirli siyasal grupların hakimiyeti altına giriyordu. O zaman o hayata katılmak istemeyenler açısından sıkıntı oluyordu.

Netice itibariyle Avrupa"nın önerdiği bir tiptir ama uygulaması farklıdır. Bizde f tipi Avrupa önerisi diye ilan edildi ama içerde uygulanan Avrupa önermesine uymuyor. Çok izole ediyorlar bu da elbette doğru değil.

» Sanatın eleştirel olması gerektiği aşikar. Peki Devlet tiyatrosu ya da devlet sanatçısı sıfatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence sanat eleştirmek zorunda. Şak şakçı bir sanattan yana değilim. Sanat zaten aykırılık, uyumsuzluktur. Onun için benim açımdan bakıldığında devlet tiyatrosu lafı korkunçtu. Devlet tiyatrosu olmaz ulusal tiyatro olabilir. Ne bu ordu mu? Devlet Tiyatrosu! Devlet sanatçısı! Tam anlamıyla görmedim, gösterme yarabbi türü bir şey. Katiyen öyle bir şey olmak istemem.

 

Serra Yılmaz kimdir?

1954 İstanbul doğumlu. Sainte Pulchérie, Saint Benoit mezunu. Caen Üniversitesi (Fransa) Psikoloji Fakültesi"ni bitirdi. Robert Abirached"den tiyatro eğitimi aldı. 1977-1979 arasında Genco Erkal Dostlar Tiyatrosu"nda görev aldı. 1983"te `Şekerpare" ile sinemaya adım attı. O günden sonra birçok yerli ve yabancı filmde ve oyunda rol aldı. Yıllarca İstanbul Şehir Tiyatroları"nda oyunculuk, yönetmenlik ve Genel Sanat Yönetmenliği yaptı. Aynı zamanda konferans tercümanı olarak çalışıyor. Aldığı ödüllerden bazıları; Harem Suare, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu; Antalya film şenliği, 1999, Harem Suare, En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu; İstanbul Film Festivali, 2002, 9, En İyi Kadın Oyuncu; Sadri Alışık Ödülleri, 2003, 9, En İyi Kadın Oyuncu. Oynadığı filmlerden bazıları: Cahil Periler, Karşı Pencere, Tersine Dünya, Ağır Roman, Anayurt Oteli, Gönlümdeki Köşk Olmasa, 9, Harem Suare.
Gülşen İŞERİ

« Önceki ::