‘Öteki Defterler’, Piraye’nin sandığından çıka

8/10/2008 · Kategori: Edebiyat Arastirmalari

08/10/2008
Bir defter al, her gün duyduklarını yaz...
Yasin Kayırtar
‘Öteki Defterler’, Piraye’nin sandığından çıkan, Nâzım Hikmet’in bugüne kadar yayınlanmamış eserlerinin yer aldığı defterlerden hazırlandı
Yaşadığı yıllar da dahil ölümünden bugüne dek edebiyata kazandırdığı eserleri, politik kimliği ve yaşamıyla hiç “gündemden” düşmedi Nâzım Hikmet. Türlü nedenleri vardır tabii bunun. Kimi zaman bir etkinlikte şiirini okuduğu için liseli bir genç gözaltına alındı, kimi zaman da iktidar partisi hiç olmadık bir şekilde meclis’ten Nâzım’ın şiiiriyle seslendi.
Kuşkusuz bunun gibi onlarca şey sayılabilir, Nâzım’ın genç-yaşlı her kuşaktan insanın sürekli gündeminde olmasıyla ilgili. Hayalini kurduğu dünyaya giden yolda, ürettiği eserlerini kişiliğine kimlik yapmış Nâzım Hikmet’in gücü elbette ki eserlerinden gelmektedir. Okuyucusunu her zaman heyecanlandırmıştır Nâzım. Aşklarıyla, mapushane günleriyle merak edilmiş, yaşamıyla eserleri bir arada incelenmiştir. Geçtiğimiz aylarda Nâzım’ın hiç yayınlanmamış bir şiiri yayınlandı. Nâzım Hikmet severlerini çokça heyecanlandıran bu şiirden kısa bir süre sonra da Piraye’nin sandığından çıkan “Öteki Defterler” kitabı yayınlandı. Okuyucunun bir kez daha heyecanlanmasının nedenlerinden birisi de, karşılaşılan şeyin yeni bir eser olması ve yeni olanın canlılık hissi uyandırmasından herhalde. Nâzım Hikmet sanki yaşıyormuşçasına, insanlık için yeniden güzel sözler sarf ediyormuş hissini yaratmasından kaynaklanıyor. “...Bir defter al her gün duyduklarını yaz. Eminim ki onlar da mektupların kadar güzel olacaktır” sözünü defterin bir köşesine iliştiren Piraye, Nâzım’ı ‘38’li yıllarda cezaevinde her ziyaret edişinde ona bir defter götürmüş. Dönerken de dolu defterlerle dönmüş. Herhalde kişisel yazışmalarının da defterdeki ağırlığını düşünerek bu zamana kadar Piraye defterleri sandığından çıkarmamış. Yapı kredi Yayınları’ndan çıkan “Öteki Defterler” kitabının ortaya çıkış öyküsünü ve kitabın içeriğini kitabın editörlerinden Murat Yalçın’la konuştuk.

Geçtiğimiz aylarda Nâzım Hikmet’in yayınlanmamış bir şiiri yayınlanmıştı. Bu şiirin ardından geçtiğimiz günlerde yayınlanan ‘Öteki Defterler’ kitabı da Nâzım Hikmet’in sevenlerini heyecanlandırdı. Bu kitabın serüvenini öğrenebilir miyiz?
Memet Fuat arşivini düzenleyen Yeşim Bilge hanım bir gün bir çanta defterle geldi yayınevine. Defterler Nâzım’ın 1938 yılında İstanbul’da tutukluyken hapishanede yazdığı yazılardan oluşan defterlerdi. Defterler, Mehmet Fuat arşivindeki Nâzım’ın Piraye’ye yazdığı mektupların korunduğu sandıkta bulunmuştu. Tabii bu yeni bulunmuş bir defter değil. Sonuçta Mehmet Fuat’ın yıllardır elinin altında olan defterlerdi. Fakat Mehmet Fuat bugüne kadar yayınlamamış ya da yayınlamayı düşünmemiş. Sebebini bilemiyoruz. Bu defterleri bize getirdiğinde yayınlanabilir olup olmadığını anlamak istedi. Biz de defterleri okuduk, inceledik ve kafamızda bir kitap projesi belirdi ve bunun Nâzım’ın yeni bir eseri olduğunu anladık, yayınlamaya karar verdik.
Nâzım Hikmet’in cezaevinde yazdığı birçok yazı, makale cezaevinde olduğu dönemlerde çeşitli dergilerde yayınlanmıştı. ‘Öteki Defterler’ kitabının daha önce hiç yayınlanmadığını nasıl tespit ettiniz?
Yayınlanmış ya da yarım kalmış yazılarının hemen hepsi kitaplaştırıldığı için öncelikle onlardan kontrol ettik. Daha önce yayınlanmış mı ya da bilinen bir romanının müsfettesi mi diye kontrol ettik. Sonuçta Nâzım’ın diğer romanlarına çok rahat eklemlenebilecek yapısı olan, yarım kalmış olmasına rağmen yarım kalmış olduğunu bilmesek, hiç de okunurken okuruna yarım kalmış duygusu vermeyen yapıtlardır. O yüzden gönül rahatlığıyla yayınlayabildik.

Nâzım Hikmet’in birçok eseri yayınlanmışken, hiç yayınlanmamış bir eserinin Piraye’ye ait sandıktan çıkması insanı çok heyecanlandıran bir şey. Acaba sandıkta başka şeyler var mı?
Sandığın kendisi de ilginç aslında. Nâzım bu sandığı hapishanedeyken kendi elleriyle yapmış. Ve içerisindekiler de Piraye’ye ait defterler. Kuşkusuz Nâzım’ın birçok yerde arşivi var. Moskova’da var, Piraye’de var. Zaman zaman böyle yeni defterlerin kağıtların, yayınlanabilecek, belki kitap hacminde değilse bile herhangi bir eserine eklemlenebilecek çalışmaları çıkabiliyor. Ya da daha çok şiir müsvetteleri çıkıyor. Örneğin Nâzım’ın Türkiye’de hiç yayınlanmamış bir tiyatro eseri var şu anda. Moskova’da oynanmış, çok ünlü olmuş bir oyun. Hatta Brecht’e de vermiş oyunu. Ama Türkçe yayınlanmamış. 1988’de Mehmet Fuat yayınlamayı düşünmüş fakat yayınlayamamış. Mesela önümüzdeki yıl, oyunları cildine ekleyebileceğimiz bir oyun olarak düşünülebilir.

Nâzım Hikmet’in diğer kitaplarından farklı olarak ‘Öteki Defterler’de yer alan Nâzım ve Piraye’nin yazdığı mektupların el yazılarıyla olan örnekleri de basılmış. Bu okuyucuya yeni bir kitap vurgusu yapmak için midir?
Sonuçta Nâzım’ın hayattayken tamamlayıp yayınladığı bir eserden söz etmiyoruz. Baştan beri defterlerde olduğu gibi Piraye’yle olan ilişkisini hep vurgulamak istedik. Çünkü Piraye’nin bir mektubu var, kitabın başına da koyduk onu, o mektuptaki sözü Nâzım bütün defterlerin başına almış. Onu göstermek istedik. Dolayısıyla Nâzım’ın Piraye’ye ait kıldığı mektuplarının bir parçası gibi gördüğü defterler bunlar. O yüzden hem Nâzım’ın el yazısını göstermek, hem de hapishanedeyken kitap kapağı gibi yaptığı karalamaların görülmesi belki de yazarın halet-i ruhuyesini göstermesi bakımından önemli. Sonuçta hapishane ortamında kurduğu metinler bunlar.

Kitabın editörlerinden birisi olarak neler hissettiniz kitapla karşılaştığınızda?
Bir defa Nâzım’ın el yazılarıyla, defterleriyle haşır neşir olmak benim için heyecan verici oldu tabii. Ayrıca metinleri de beni çok heyecanlandırdı. Özellikle “Orası” romanında ürpertici sahneler var. Hapishane ortamındaki insanların, katillerin, kaçakçıların hayat hikayeleri çok acıtıcı. “Zeytin ve Üzüm Adası” romanı doğa tasvirleri bakımından beni çok etkiledi. Nâzım’ın şiirinde, edebiyatında kaleminde olan gücü bu yarım kalmış eserlerde de görmek beni heyecanlandırdı. Onların yayımında aracı olan kişi olmak da beni ayrıca mutlu etti tabii.
Yayıma hazırlarken dönemin dili, ağzı ve üslubuna çok dikkat ettik. Bu üslup Nâzım’ın el yazısına da yansımıştı. Bu üsluba olabildiğince dokunmadan sadece imlasını, noktalamasını güncelledik. (İstanbul/EVRENSEL)