05 05 2014

Ankara Uluslararası Film Festivali

Ankara Uluslararası Film Festivali 5-15 Haziran 2014 “KISA” VE “BELGESEL” YARIŞMA FİLMLERİ BELLİ OLDU Halkbank Ana Sponsorluğunda ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığının destekleri ile gerçekleşecek, Ankara Uluslararası Film Festivali’nde “Belgesel” ve “Kısa Film” bölümlerinde yarışacak filmler belli oldu. Dünya Kitle İletişimi Araştırma Vakfı tarafından düzenlenen ve bu yıl 25.si yapılacak festivalde yarışacak filmler ön jüriler tarafından belirlendi. Festivalin “Belgesel” ve “Kısa Film” bölümlerine önceki yıllara göre bu yıl daha yoğun bir başvuru yapıldı. Ön Jüriler, başvuran filmleri, anlatımsal özellikleri, teknik yeterlilikleri ve konularındaki özgünlükleri çerçevesinde değerlendirerek yarışmaya katılmaya değer buldu. KISA FİLM YARIŞMASI “Ulusal Kısa Film” yarışmasına, “Kurmaca” dalında 100 film, “Deneysel” dalında 21 film, “Canlandırma” dalında 16 film olmak üzere toplam 137 kısa film başvurdu. Sibel Tekin, Barış Konor ve Serdar Aygün'den oluşan ön jüri, bunların arasından 57’sini yarışma için seçti. Ön elemeyi geçerek yarışmaya hak kazanan filmler şöyle belirlendi: KURMACA: Patika / Onur Yağız Veda / Mehmet Şafak Türel Adem'in Hikayesi / Sinan Sertel Tabu / Mehmet İrfanoğlu Kapsül / Yakup Tekintangaç Pepûk /Özkan Küçük Suret / Cüneyt Karakuş Bir Maç Günlüğü / Deniz Özden Sadece Tek Bir Gün / Tunç Şahin Sükût Suikasti / Sertaç Selvi, Murat Onur Öner Çaput / ... Devamı

25 05 2013

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Roman Zamandizini (1872

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Roman Zamandizini (1872 1999) / Kronoloji Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 1 (1872- 1929)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 2 (1930- 1939)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 3 (1940- 1949)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 4 (1950- 1959) / Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 5 (1960- 1969)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 6 (1970- 1979) / ALi ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini Taslağı 7 (1980- 1989)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini -Taslak- 8 (1990- 1999) / Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini -Taslak- 9 (2000- 2006)... ...Kaynak : alsahnet.blogcu.com Devamı

21 05 2013

‘Savaş’ ve ‘sorular’ Mirati Madak / DURSUN ERKILIÇ

‘Savaş’ ve ‘sorular’ Mirati Madak / DURSUN ERKILIÇ |  görsel 1

‘Savaş’ ve ‘sorular’Mirati Madak DURSUN ERKILIÇ Gazi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nden sınıf arkadaşım olan Kastamonu Üniversitesi okutmanlarından Mirati Madak kalemi, kelamı sağlamlardandır. Şiir kitabı hazırlığında olduğundan yazdığı şiirleri okuyarak (sağolsun) görüşümü alır. Yazdığı son şiirin adı ‘sorular’. ‘Sorular’ı okuyunca, gündemdeki ‘âkıl’ güruh, ‘çözüm’ ya da ‘barış’ sürecine dönük eylem ve söylemlerle olumlu-olumsuz yönde örtüştüğünü gördüm. Hatta Suriye’de yaşananlarla… “Gönderde benim ‘savaş’ şiiri ile senin ‘sorular’ı harmanlayıp bir yazı yazayım” dedim. ‘Olur’ dedi, iki dakika sonra gönderdi şiiri, email adresime. Hep barışın konuşulduğu bir ortamın bilinçaltında mutlaka savaş vardır. Onun için öncelikle, ilk kitabım olan ‘Seyirbaz’da yer alan ‘Savaş’ başlıklı yazının içindeki iki şiiri paylaşmak istiyorum. Birinde; ... ...Kaynak : alsahbloklariindeksi.blogcu.com Devamı

30 03 2012

Muhteşem Yüzyıl Üzerine Notlar: Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin

  Muhteşem Yüzyıl Üzerine Notlar   Şehzade Mustafa`yı Kimler, Niçin Boğdurtmuştu?.   Büyük İngiliz devlet adamı Sir Winston Churchill, tarih bilmenin önemini belirtmek için, "Ne kadar geçmiş isem, o kadar geleceğim" demektedir. Ünlü tarihçi İbnü`l-Esir ise, tarih`in uzun kış gecelerini dolduran bir eğlence olmayıp tarihten ibret alınması gereğinden söz eder. Bizzat Kuran-ı Kerim, geçmiş kavimlerin başlarından geçenleri, ibret ve ders almamız için anlatır bizlere. Şu halde tarihi bilmek, bugünü anlayıp yarını kurmak için mecburidir. Tam da bu noktada, Kanuni Sultan Süleyman`ın oğlu Şehzade Mustafa`nın başına gelenler ve bunun Osmanlı İmparatorluğuna nasıl yansıdığını anlatmayı gerekli gördüm. Osmanlı İmparatorluğu en güçlü dönemini Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamıştır. Edebiyatta Baki, mimaride Sinan, ilimde Ebussuud, denizcilikte Barbaros bu dönemin zirve isimlerinden bir kaçıdır. Muhteşem namıyla maruf Sultan Süleyman`ın bu parlaklığa ulaşmasında elbette önceki sultanların, ama özellikle de Yavuz Sultan Selim`in büyük payı vardır.Böylesine parlak bir dönemi, Duraklama Devri`nin ve tereddinin takip etmesi üzerinde durulması gereken bir noktadır. Kanuni Sultan Süleyman`ın hükümdarlık döneminin bütününü bu yazıda bırakın anlatmayı, özetlemek bile mümkün değildir. Fakat Kanuni döneminin bu yazıya konu olan icraatı, oğlu Şehzade Mustafa`yı boğdurması ve bunun hangi şartlar altında gerçekleştiğidir. Konu Şehzade Mustafa olduğuna göre, fecii bir akıbete maruz kalan bu bahtsız şehzade hakkında bilgi vermekte fayda var. Şehzade Mustafa, 1515 yılında babası Kanuni`nin Manisa Sancakbeyliği sırasında doğdu. Annesi, Kanuni`nin ilk başka... Devamı

30 03 2012

Dindar Nesil Tartışması: Başbakan - Eren Erdem: “Dindar Nesil”

  Dindar Nesil Tartışması  Başbakan, İslamcı yazar Eren Erdem’in, 7 Şubat tarihinde Aydınlık gazetesinde yayımlanan “Dindar Nesil” başlıklı makalesi üzerine hem Erdem’e hem de gazeteye tazminat davası açtı. Sonunda bu da oldu; Başbakan, Kur’an ayetiyle yapılan eleştiriye de tahammül edemedi, Eren Erdem’in Tevbe Suresi’nden alıntılarla yazdığı yazıya dava açtı. Başbakan:’ın kendisine muhalif olan herkese açtığı davalara bir yenisi daha eklendi. Başbakan, İslamcı yazar Eren Erdem’in, 7 Şubat tarihinde Aydınlık gazetesinde yayımlanan “Dindar Nesil” başlıklı makalesi üzerine hem Erdem’e hem de gazeteye tazminat davası açtı. Aydınlık Gazetesi yazarı Eren Erdem, Başbakan’ın “dindar gençlik” açıklamalarını eleştirdiği yazısında, ‘Tevbe Suresi’ndeki, “Dağlanacaksınız. Kenz ettikleriniz eritilecek ve onlarla alnınız, yanlarınız, sırtınız ve böğrünüz dağlanacak!” ifadelerine yer verdi. Bu eleştirel yazıya tepki gecikmedi. “Özellikle bu ayetin suç unsuru teşkil ettiğini” savunan Başbakan Erdoğan, avukatları aracılığıyla gazeteci Erdem’e dava açtı. AYET ‘SUÇ UNSURU’ SAYILDI Dava dilekçesinin içeriği; “Yazının tamamı suç teşkil etmektedir. Eleştiri niyetiyle yazılmamıştır. Art niyet ihtiva etmektedir” savunusundan oluştu. Ayrıntılarında ise “Özellikle de aşağıda ki maddeler doğrudan suç teşkil etmektedir…  ‘Dağlanacaksınız. Kenz ettikleriniz eritilecek ve onlarla alnınız, yanlarınız, sırtınız ve böğrünüz dağlanacak!(Tevbe 35)” Başbakanın inançlarına ağır saldırı yapılmıştır” iddiaları yer aldı. “MUAVİYE DÖNEMİ GİBİ” Kendini savunan gazeteci Eren Erdem, Peygamberin yakın dos... Devamı

30 03 2012

Türkiye kapitalizmi kan üzerine kurulu Atilla Dirim

      Türkiye kapitalizmi kan üzerine kurulu Atilla Dirim     14 Şubat 2012   Son dönemde yayınlanan ekonomik veriler, Türkiye kapitalizminin dünyada kendisine hatırı sayılır bir yer edindiğini ortaya koyuyor. Koç ve Sabancı gibi aileler dünyanın hemen yer yerinde devasa şirketlere ve ortaklıklara sahip, OYAK gibi güya bir yardımlaşma sandığı olarak kurulan bir yapı, Romanya'dan Rusya'ya kadar bir dizi ülkede büyük yatırımlar yapıyor. Türkiye, G-20 ülkelerinin arasına girmek suretiyle, dünya ekonomisine yön veren 20 büyük ülkeden biri oldu. Vatan/ millet söylemlerinin ağızlarından düşürmeyen ırkçılar ve milliyetçiler için bu büyük bir başarı; oysa gerçekte Türkiye kapitalizminin yükselişinin ardında milyonların alın teri ve kanları bulunuyor.     Osmanlı'da kapitalizmin yükselişi Bugünkü Türkiye'nin üzerinde yükseldiği Osmanlı İmparatorluğu'na kapitalizm 19. yüzyılın başlarında girdi. Özellikle Anadolu'dan gelen malların Avrupa'ya dağıtıldığı Balkan şehirlerinde ekonominin giderek büyümesi ve ticari faaliyetlerin artması, modern sınıfların oluşmasını da hızlandırdı. Bunun sonucu olarak milliyetçi akımlar da giderek hız kazanmaya başladı. 1908 yılında Osmanlı İmparatorluğu'nda bir burjuva devrimi yaşandı. Bu devrim her ne kadar İttihat ve Terakki Cemiyeti'ne mensup subaylar tarafından yapılmış gibi görünse de, köhnemiş feodal sisteme karşı halkta oluşan derin hoşnutsuzluğun patlak vermesinin sonucuydu. Bu devrim sonucunda geniş halk kitlelerinde bir barış ve kardeşlik umudu doğdu; ancak esas olarak asker-sivil zümrenin temsilciğini yapmakla birlikte, cılız Türk/Müslüman/Sünni burjuvazinin &ccedi... Devamı

30 03 2012

4+4+4'e neden karşıyız? Ne istiyoruz? / Berna Tezcan

  4+4+4'e neden karşıyız? Ne istiyoruz?Berna Tezcan     AKP hükümetinin eğitimde "4+4+4" yasa teklifi büyük tepkilere neden oluyor. CHP başta olmak üzere Kemalistler sorunu sadece din bağlamında ele alıyor. Oysa bu yasa tasarısı çocuk emeğinin sömürüsü başta olmak üzere eğitimi piyasanın ihtiyaçlarına göre şekillendiriyor ve birçok başka sorunu da getiriyor. Eğitim-Sen üyesi Berna Tezcan, "4+4+4"ün getireceklerini, pek de konuşulmayan yanlarıyla birlikte ele alıyor: Hükümetin zorunlu eğitimi 12 yıla çıkaracak olan yasa tasarısı, birçok tartışmayı da beraberinde getirdi. 4+4+4 ile 28 Şubat'ta getirilen 8 yıllık eğitim kesintiye uğrayarak imam hatip ve meslek okullarının orta kısımlarının tekrar açılacak olması, aynı zamanda çocuk gelinler ve çocuk işçiler sayısındaki artışlarbu tasarının en çok tartışılan kısımları. 28 Şubat darbesi ve eğitim 28 Şubat darbesinin hemen ardından "yükselen şeriatçı hareketin önünü kesmek" gerekçesiyle apar topar çıkarılan 8 yıllık kesintisiz eğitim sisteminde:  - İmam hatiplerin ve sanat, spor, fen dallarında eğitim veren meslek okullarının orta kısımları kapatılmış, ilk ve orta kısımların birleştirilmesiyle 14-15 yaşındaki ergenlerle 4 yaşında çocuklar aynı binalara sıkıştırılmıştı. - Okul olmayan köylerde ve küçük yerleşim birimlerinde taşımalı eğitim başlamış, orta kısımların kapatılmasıyla öğretmenler norm kadro fazlası olmuş, okullaşma oranı düşmüş, sınıflar kalabalıklaşmıştı. - Ders kitapları ve eğitimdeki bazı uygulamalar milliyetçi, militarist, cinsiyetçi, ayrımcı ve ezberci çizgi devam etmişti. - Eğitim emekçilerinin özlük hakları ve ücretlerinde hiç... Devamı

30 03 2012

İddianame 12 Eylül'ü mü aklıyor?

  İddianame 12 Eylül'ü mü ak lıyor? Referandumda "hayır" oyu verenler, düştükleri kötü durumun üzerini örtmek için 12 Eylül iddianamesinin yanlış ve eksik yönlerine, yetersizliğine sarıldı. Tüm bunlar, iddianamenin 12 Eylül'ü akladığı anlamına gelmiyor. Asıl önemli olan, 12 Eylül'ün başlıca sorumlusu iki generalin işledikleri suçların hesabını nihayet veriyor oluşudur. Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, iddianameye giren ifadelerinde 12 Eylül'ü savunuyor. "Gene aynı durum olsa aynısını yapardık" diyorlar. İki darbeci de, 32 yıl sonra 12 Eylül günlerinin resmi açıklamalarını tekrarlıyor: "Her gün şu kadar insan öldürülüyordu", "ülke felç olmuştu", "siyasiler acizdi", "ordu Atatürk döneminde koyulan 35 maddede tarif edilen cumhuriyetin kendisine verdiği görevi yapmıştı"... 12 Eylül iddianamesi tam da bu iddiaların üzerine gidiyor ve "ülkeyi felç eden" "terör ortamının" bizzat Kenan Evren komutasındaki TSK tarafından planladığını, provokasyonların ve katliamların "şartların olgunlaşması" için TSK tarafından yaptırıldığını söylüyor. 1 Mayıs 1977'de Taksim'de yüz binlerce işçinin kurşunlanması, 16 Mart 1978'de İstanbul Üniversitesi'nden çıkan solcu öğrencilerin üzerine bomba ve kurşun atılması, Nisan 1978'de bombalı provokasyon sonucu Alevilere yapılan saldırılar, 1978 Eylül'ünde Sivas'ta Sünnilerin Alevilere karşı kışkırtılması sonucu 10 kişinin ölmesi, 19-24 Aralık 1979'da 150 Alevi'nin ölmesiyle sonuçlanan Maraş katliamı, gazeteci Abdi İpekçi'nin öldürülmesi ve 1980'de Çorum'd... Devamı

16 07 2011

Sarı yazmalıların HES zaferi

16.07.2011 - 13:28 Yazdır Arkadaşına gönder Kastamonu'nun Cide ilçesi sınırlarındaki Loç Vadisi çevresinde yaşayan yöre halkının iki yıldır sürdürdüğü HES mücadelesinde, İdare Mahkemesi projenin tamamen iptal edilmesine karar verdi. Uzun zamandır bölgelerinde yapılmak istenen hidroelektrik santrale (HES) mücadele veren Loç Vadisi’nin sarı yazmalı direnişçileri mücadelelerinde önemli bir kazanım elde etti. Loç Vadisi’nde süren HES çalışmalarına yönelik olarak Kastamonu İdare Mahkemesi, 3 Ocak'ta yürütmesi durdurulan Orya Enerji'ye ait projenin tamamen iptal edilmesine karar verdi. Konuyu yakından takip eden Yusuf Yavuz’un konuya ilişkin haberi şöyle: Loçluların örnek HES direnişi Yörenin yetiştirdiği usta yazar Rıfat Ilgaz'la özdeşleşen 'sarı yazma'yı kendilerine mücadele simgesi olarak seçen Loçlular'ın HES'lere karşı başlattığı direniş, vadiye yapılması düşünülen hidroelektrik santrali (HES) için 2009 Mart'ında bölgede yapılan halkı bilgilendirme toplantısı ile başlamıştı. 2009 Eylül'ünde Cide HES için ÇED onayını alan Orya Enerji, bölgedeki direnişe rağmen inşaat çalışmalarına başladı. Ancak Loçlular vadilerini vermemekte kararlıydılar. 2009 Aralık ayında şirket aleyhine ÇED'in iptali için dava açan yöre halkı, söz konusu proje için yalnızca ÇED onayının alındığını ancak gerekli diğer izinlerin alınmadığını belgeleyerek HES inşaatının 'imarsız' ve 'kaçak' olarak sürdüğünü ortaya koydu. Ardından yaptıkları eylemlerle bütün ülkede seslerini duyuran Loçluların en büyük eylemi Orya Enerji'nin İsta... Devamı

16 07 2011

EDEBIYAT DUNYASINDAN FIKRALAR

  EDEBIYAT DUNYASINDAN FIKRALAR Doktorlar kesin olarak ickiyi yasaklarlar Neyzen Tevfik e.  O gunlerde Peyami Safa ziyaretine gider. Odanin kosesinde buyuk bir fici sarap gorunce sasirir tabii. Dayanamayip sorar, - Bu ne ustad, hani sen artik icmeyecektin? Neyzen Tevfik istifini bozmaz: - Ne yaparsin ogul, icmezsem kuvvetten dusuyorum. - Peki ickinin ne faydasi oluyor? - Olmaz olur mu? Mesela bu fici buraya geldiginde yerinden kaldiramiyordum. Ama simdi tek elimle bile kaldirabilirim!.. ************************ Sirkeci Gari ndaki birahanede oturup demlenen Esref e, orada bulunanlardan biri, - Ustadim, o guzel hicivlerinizin cogunda isim olmadigi icin kime yazildigini anlayamiyoruz, der. - Hicivlerim numarasiz gozluk gibidir. Her rezile uyabilecegi icin isim belirtmiyorum!.. ************ Macar sair Sandor Petofi, nehrin karsi kiyisina gecmek zorundaydi ama hic parasi yoktu. Sandalciya, - Arkadas, dedi. Sana verecek param yok, ama istersen cok guzel bir ogut verebilirim. Kayikci, kabul eder ve karsiya gecerler. Petofi, kiyiya adimini atar atmaz verir ogudunu: - Bana yaptigini baskalarina yapma, yoksa ac kalirsin... *********** Cervantes artik ihtiyarlamisti. Bir gun bir koy meyhanesinin onunde durup genc ve guzel meyhaneci kiza askini ilan etmeye basladi. Kiz pek yuz vermedi tabii: - Otuz yil once buradan gecmis olsaydiniz belki askiniza karsilik verebilirdim, dedi. Cervantes gulumsedi once: - Otuz yil �nce de gectim buradan. Ama o zaman annenize rastlamisim ve tipki sizin sozlerinizi soylemistim ben de ona... ************* Meshur bir sigara tiryakisi olan Resat Nuri Guntekin e doktor ogut veriyordu: - Sigara bir taraftan iyidir, bir taraftan fena... Guntekin, doktorun sozunu kesti: - Merak etme doktor, ben sigarayi yalniz bir tarafindan icerim. ************* Bazi buyuk adamlarin dogduklari ya da yasadik... Devamı

16 07 2011

BİR SİYASİ PARTİLER MEZARLIĞI: TÜRKİYE

BİR SİYASİ PARTİLER MEZARLIĞI: TÜRKİYE Erdal İmrek ‘Siyasi partiler katılımcı, çoğulcu, çağdaş demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarındandır.’ Bu cümle çoğumuza tanıdık. Çok duyduk askeri yetkililerden, başbakanlardan, sanayicilerden, yüksek yargı mensuplarından. Öyleki 18 siyasi partiyi kapatan 1980 Askeri cuntasının hazırladığı Anayasa’nın Siyasi Partiler Kanununun 4. Maddesi’nde de ‘Siyasi partiler, demokratik siyasi hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır” ibaresine yer verilir. Ancak aynı maddenin hemen ardından gelen ‘Atatürk ilke ve inkılâplarına bağlı olarak çalışırlar’ ve ‘Siyasî partilerin kuruluşu, organlarının seçimi, işleyişi, faaliyetleri ve kararları Anayasada nitelikleri belirtilen demokrasi esaslarına aykırı olamaz’ denir. Ve bu ‘esasların’ sınırları o kadar geniştir ki bu güne kadar onlarca parti bu ‘esaslara’ uygun davranmadığı için kapatılmıştır. Türkiye tarihinde siyasi partilerin yeri incelendiğinde karşımıza bir ‘siyasi partiler mezarlığı’ çıkar. Cumhuriyetin kuruluşundan 1931’e gelene kadar CHP dışında kurulan 2 parti Bakanlar Kurulu kararıyla kapatıldı. Bundan sonrası zaten 1946’ya kadar tek parti dönemi olarak şekillendi. ‘Çok partili dönem’e geçiş genel olarak CHP’nin yanına bir de Demokrat Parti’nin eklenmesi olarak bilinse de aslında bu dönemde başka partilerde kuruldu. Ancak o dönemin ‘devlet hassasiyetini’ ‘laikliğin korunması’ ve ‘Komünizm tehdidinin bertaraf edilmesi’ belirlediği için kurulan 4 parti hemen kapatıldı. Bundan sonra 1960’taki askeri darbeye kadar bazıları siyasi gerekçelerle bazıları şekilsel ve yasal yükümlülükleri yerine getirmemeleri sebebiyle bir ... Devamı

16 07 2011

AKP seçimde yüzde kaç aldı?

61. Hükümet listesi   T24 - Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Köşk'e sunduktan sonra açıkladığı yeni hükümete 6 yeni bakan girerken, 3 bakanının da görevi değişti. 4 bakan ise listeye giremedi. İşte 61. Hükümet'in Bakanlar Kurulu şu isimlerden oluştu: BAŞBAKAN YARDIMCILARI Bülent Arınç Ali Babacan Beşir Atalay Bekir Bozdağ   BAKANLAR Adalet Bakanı Sadullah Ergin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik Çevre, Orman ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay Maliye Bakanı Mehmet Şimşek Milli Eğitim Bakanı Ömer Dinçer Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu Sağlık Bakanı Recep Akdağ Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım         AKP seçimde yüzde kaç aldı? ... Devamı

10 03 2011

Yatak Odasında Terör - Marquis de Sade

Yatak Odasında Terör - Marquis de Sade Radikal İki, 22 Temmuz 2001 "Sade'ı yakın! Ama önce bir dinleyin. Belki de o kalemiyle olağanüstü şeyler yaşayabilen bir yazardı sadece" "Biliyor musun sevgili Sensible, elinde bir kalem varsa olağanüstü şeyler yaşayabiliyorsun." Hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Donatien Aphonse Marquis de Sade bir sapkın mıydı? Bütün eleştirmenlerin ve hatta ahlâkçıların da kabul ettiği gibi "cinsel hayatın Zorba'sı" mıydı? Yoksa, aslında sadece "yasaklamanın yasaklanmasını" dileyen ve bütün yazdıklarını yukarıdaki cümlesiyle açıklayan basit, insan yönü skandalsız, yalın bir yazar mı? Marquis de Sade'ı en iyi tanımanın yolu, adını verdiği Sadizm'le işe başlayarak "insan bozukluklarının"tarihini anlamaya çalışmaktan geçmiyor. Gerçi iş bilimadamlarına kalınca onlardan, adli sonuçlara varsın varmasın sadist sapkınlıkların herkes için geçerli ve "ucuz" tedavilerinin olmadığını öğreniyoruz. Marquis de Sade adına, bu satırlardaki davamız, onu bir kayalığın tepesinde denize düşmeyi bekleyen müntehirin ruh hali gibi, onun yazarlık durumunu ortaya koymak ve insanlığının yönlerini bulgulamak. Sade'ın çıktığı yüksek kayalıklar, deyim yerindeyse toplumdışılığın ve bu dış alanı savunmanın zirvesiydi. Yazdıklarında gözlediğimiz erotizm ve anarşist fantazilerin ardında Tanrı tanımayan, anarşist bir duruşun davranışları yatıyordu. Sade'a göre tek suç, doğaya karşı işlenen suçtur. Doğa tarafından bir kez yaratılmış olmak onun egemenliğinden kurtulmuş olmak demektir ve asıl önemli olan bu özgürleşmenin farkında olmaktır. Sade için her türlü zevkin kaynağında suç ve kötülükler yatar. Ölümünden sonra ad... Devamı

10 03 2011

AYNA KORKUSU

AYNA KORKUSU Ahmet Yıldız Edebiyat ve Eleştiri Dergisi "Kasvetli bir boşluk içinde yaşıyoruz ve bu yüzyıl neredeyse sona ermek üzere. Yüzyılın tutkusunu da soğuklunu da yaşadım ben. Donmuş tundraların ötesinde güneşin battığını gördüm. Gerçi kaderime lanet etmemeye çalışıyorum, ama bunda çoğunlukla başarılı olamadığım açık. Ne düşündüğünü biliyorum Karl. Sen tarihin bana verdiği cezayı hak ettiğime inanıyorsun. (...) Ben senin yaşındayken annemle babam cennete giden yollardan söz ederlerdi. Onlar, cenneti indirecek köprüden başka bir şey olmayan, çok özel bir sosyalist yol inşa ediyorlardı. Hiç ses çıkarmadan aşağılanmayı, yoksulların sürekli küçümsenmesine göz yummayı reddetmişlerdi. Ne kadar da talihliydiler, oğlum. Böyle hayaller kurmak ve yaşamını onları gerçekleştirmeye adamak, şimdi sadece sana ve senin temsil ettiğin dünyaya değil, aynı zamanda daha iyi bir dünya yaratmaya ihtiyacı olan, gelgelelim bugünler hayal bile kuramayacak kadar korkutulmuş milyarlarca insana göre ne kadar çılgın görünüyorlar." Ayna Korkusu, artık yoğunlaşmış bir şiirsel dizelerin imgeleri niteliğinde kalmış yukarıdaki tümcelerden sonra, ağır ve dokunaklı bir tarihin içine dalıyor ki bu anlatılan "bizim tarihimiz"dir! Edebiyata "zevk alma" nosyonu kapısından değil de "politik" bir kapıdan giren bizim kuşak edebiyatçıları için Ayna Korkusu romanı -narsist bir etkiyi de sayarsak- yıllar sonra karşılaştığımız bir başyapıt gibi. Büyük bir yenilgiden, insanın, canla başla inşa ettiği bir binanın, gözlerinin önünde ihanetler, beceriksizlikler, yeteneksizlikler, düşmanın saldırıları karşısında her gün bir tuğlasının tek tek sökülerek yıkılmasını gö... Devamı

09 03 2011

İsmail Beşikçi 'Kürt Meselesi'ni değerlendirdi:

İsmail Beşikçi 'Kürt Meselesi'ni değerlendirdi: İmralı'daki değil dışarıdakiler konuşsun Kürt konferansının konuşmacılarından İsmail Beşikçi, 'Kürt hareketiyle ilgili öneriler dışarıdaki insanlar tarafından dile getirilmeli. İmralı tarafından değil. Öcalan ancak devleti konuşabilir. Çünkü devletin denetimi altında' dedi  SOHBET ODASI DERYA SAZAK DERYA SAZAK: Bilgi Üniversitesi'nde "Türkiye'nin Kürt Meselesi" konferansında konuşmacıydınız. 1970'lerden bu yana Kürtlerle ilgili araştırma ve düşünceleri nedeniyle 17 yıl cezaevinde kalmış aydın olarak, akademisyenler ve siyasilerle birlikte demokratikleşmenin önünde en büyük engel görülen bu soruna "çözüm arayışı"na özgürce katkıda bulunmak nasıl bir duygu? İSMAİL BEŞİKÇİ: Türkiye'de resmi ideolojinin bir görüşü, anlayışı var. Kürt sorununu üniversitelere, partilere bulaştırmamak. Bunu kararlı bir şekilde yürütüyor devlet. Örneğin herhangi bir parti Kürtlerle ilgili bir madde koyuyorsa programına, "Türkiye'de Kürtler vardır, Kürtçe eğitim olmalıdır, Kürtlerin de kültürel hakları olmalıdır" diye bir madde koyuyorsa o siyasal parti kapatılıyor. Konferans önemli gelişme İstanbul'daki Kürt konferansını düzenleyen Helsinki Yurttaşlar Derneği. Bilgi Üniversitesi'nde böyle bir toplantıya açması önemli bir gelişmedir. Resmi ideolojiyi yumuşatmaya dönük olduğunu düşünüyorum. Son dönemde aydınların aldığı ikinci büyük inisiyatif. Geçen yaz PKK'nın yeniden silaha sarılacağı ilan edildiğinde Başbakan'la görüşen aydınlar, barış mesajı verdi. Erdoğan da Diyarbakır'da &q... Devamı

09 03 2011

'Q' dedi, 1 yıl 3 ay yedi!

'Q' dedi, 1 yıl 3 ay yedi! Türkiye'de 40 küsür yıl önce "Kürtler vardır" dedi; bu yüzden üniversiteden atıldı, bilimsel çalışmalarından ve düşüncelerinden dolayı dışlandı, ihbar edildi, 17 yıldan fazla hapis yattı ama inandığından, yani gördüğünü söylemek ve yazmaktan vazgeçmedi. İşte bir yazısında 'Q' harfi kullandığı için 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan adamın anlattıkları. 09.03.2011 19:40 İnandığı şeylerden geri adım atmadığı için sürülen, dışlanan, işkence gören bir dönemin simge ismi İsmail Beşikçi, ilk kez katıldığı bir canlı yayında Banu Güven'in sorularını yanıtladı. Türkiye'de 40 küsür yıl önce "Kürtler vardır" dedi; bu yüzden üniversiteden atıldı, bilimsel çalışmalarından ve düşüncelerinden dolayı dışlandı, ihbar edildi, 17 yıldan fazla hapis yattı ama inandığından, yani gördüğünü söylemek ve yazmaktan vazgeçmedi. Bu nedenle onu örnek alan 52 isim bir araya geldi ve ona bir armağan hazırladılar; 'İsmail Beşikçi Kitabı’nı. İsmail Beşikçi, kitabının tanıtıldığı gün, yani geçen hafta bir makalesinde örgüt propagandası yaptığı suçlamasıyla 1 yıl 3 ay hapis cezası aldığını da öğrendi. Türkiye'de ilk kez bir televizyonda canlı yayına çıkan İsmail Beşikçi, Banu Güven’le Artı’ya konuk oldu. İşte bir yazısında 'Q' harfi kullandığı için 1 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırılan İsmail Beşikçi’nin Banu Güven'e anlattıkları: İsmail Beşikçi: Türk siyasal hayatının önemli bir görüntüsü var, toplumsal ve siyasal olayları yargı kurumunu devreye sokarak çözümlemek. Halbuki t... Devamı

09 03 2011

İKTİDAR HARİÇ HERYERİ ELEGEÇİRDİLER

Ece Temelkuran yazdı. Ergenekon operasyonu kapsamında gazeteciler Nedim Şener ve Ahmet Şık'ın tutuklanmasına medyadan en sert tepki Habertürk yazarı Ece Temelkuran'dan geldi. Operasyonlar konusunda isim vermeden 'Cemaati' eleştiren Temelkuran 'Tahta kurtları' dediği bu yapının ağır ağır iktidara geldiğini ve onları Başbakan Erdoğan'ın da durduramayacağını savundu. İşte Ece Temelkuran'ın son 24 sat içinde internette paylaşım rekoru kıran ve öte yandan "bir sonraki dalgada Ece de kesin içerde" orumları yapılmasına neden olan ve dostlarının, meslektaşlarının haksızlığa uğradığını düşünen bir gazetecinin kaleminden dökülen satırlar:   "METRİS'in önünde durdum / Hasretin yerlere vurdum / Ben dağlarda uçan kuştum, uçan kuştum..." Vakit geldi, gürültü yapmanın zamanıdır. Sokaklara alışmak gerekecek, artık belli oldu. Belli oldu vicdan yok, utanmak yok, şirazesi patlamış bir hınçla geliyorlar üzerimize. Son düşünce kırıntısını yok edinceye, hepimiz boş gözlerle ve dilimiz dışarıda onların emirlerini bekler hale gelinceye kadar... Önümüze attıkları ekmek için tüm kalbimizle şükredinceye kadar... Gözlerinin içine bakmaktan korkup boynumuzu bükerek durana kadar... Onurumuz, gururumuz, haysiyetimiz, omurgamız iyice bükülene kadar. Üzerimize gelecekler. Vakit geldi, hazırlanın. "Yok artık, o kadarını da yapamazlar" dediğiniz şeyleri yapacaklar. Şakşakçılarını bile "Bu kadarı da fazla" dedirtecek şeyler olacak. Belli oldu, bundan sonra iyi haber gelmez mahkeme kapılarından. Vakit geldi. Şahlandılar. Yöneticilerin bile yönetmediği bir zamana girildi. KÜF GİBİ, PAS GİBİ... Bir garip organizma ele g... Devamı

08 12 2010

Taşköprü'de Silahlı Çatışma

  Taşköprü'de Silahlı Çatışma   Kastamonu'nun Taşköprü İlçesinde Şehirlerarası Otobüs Terminali'nde, Akraba 2 Grup Arasında Çıkan Silahlı Çatışmada 1 Kişi Öldü, 2'si Ağır 4 Kişi Yaralandı   Kastamonu'nun Taşköprü ilçesinde Şehirlerarası Otobüs Terminali'nde, akraba 2 grup arasında çıkan silahlı çatışmada 1 kişi öldü, 2'si ağır 4 kişi yaralandı. Alınan bilgiye Taşköprü'de kuyumculuk yapan Yaşar Ergül (47) ile oğlu Cihan Ergül, akrabaları Mustafa Aydoğdu, Mehmet Aydoğdu ve Muhittin Aydoğdu ile Sinop'un Boyabat ilçesinde tartışmaya başladı. Tartışmanın büyümesi ise üzerine Mustafa, Mehmet ve Muhittin Aydoğdu kaçarak Taşköprü'ye geldi. Kaçan akrabalarını takip eden Yaşar ve Cihan Ergül, Taşköprü ilçesindeki Şehirlerarası Otobüs Terminali'nde karşılaştığı Mustafa, Mehmet ve Muhittin Aydoğdu'ya tabancayla ateş açtı. Akrabalarının da karşılık vermesiyle büyüyen çatışmada yaralanan Yaşar Ergül, Mustafa, Mehmet ve Muhittin Aydoğdu ile Cihan Ergül Taşköprü Devlet Hastanesine kaldırıldı. Yaşar Ergül müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Mustafa, Mehmet ve Muhittin Aydoğdu ile Cihan Ergül ilk müdahalelerinin ardından Kastamonu Dr. Münif İslamoğlu Devlet Hastanesine sevk edildi. Cihan Ergül ile Mehmet Aydoğdu'nun hayati tehlikesinin devam ettiği, Mustafa ve Muhittin Aydoğdu'nun ise hafif yaralı oldukları bildirildi. Olay yerinde çok sayıda boş mermi kovanı bulan polis, ... Devamı

08 12 2010

Yasemin Arpa ile Dağlarca üzerine

Yasemin Arpa ile Dağlarca üzerine 'Dağlarca şakasına tanığım' Yasemin Arpa'nın, Dağlarca ile 1991-92 yılları arasında yaptığı söyleşiler büyük şairi daha iyi anlamak ve şiirine dahil olmak için önemli bir belge ve belki de şu ana kadar yayımlanmış eser içerisinde yüz elliye yakın kitabı olan şairi okura en çok yaklaştıranı. Arpa, Dağlarca İle...- 'Söz Kuşlarından Kalan Parıltı'da daha önce Dağlarca okumamış okuru bile, şairin uçsuz bucaksız dünyasına ve şiirine dâhil ediyor, bu süreci bir tanıklığa dönüştürüyor. Bu özel Dağlarca kitabını ve Dağlarca'yı Yasemin Arpa ile konuştuk. Kaan MERT -Tanıklığa gelmeden önce nasıl tanıştığınızı sorabilir miyim? - Dağlarca'yla tanışmam aslında bir tartışmayla başladı. Okula konuk olarak geldiğinde niçin kültür-yazın yaşamında kadın olmadığına dair sözlerini çok maço bulunca feminist damarım kabarmıştı ve sınıfta tartışmaya başladık. Sonra zil çaldı, hızımı alamayınca Dağlarca'nın dinlendiği konuk odasına gittim ve devam ettim. Onun verdiği yanıt karşısında geri adım atmak gibi bir şey yok o beni her zaman cesaretlendirdi. 1.5-2 yıl söyleşi yapabilmişsek bu bana olan sabrından.   'HER TÜMCESİ BİR ŞİİR DİZESİ GİBİYDİ' - Dağlarca bu tanıklık için neden sizi seçtiğini anlatmış zaten ama bir de sizden duyalım dilerseniz' - Dağlarca ile 91-92 yıllarında, o ya da ben hasta olmadığımız ya da önemli bir işimiz çıkmadığı zaman cuma günleri Moda'daki Baylan Pastanesi'nde bir araya gelip saatlerce söyleşiyorduk. Daha sonra 13 yıl ara verdik ve tekrar karşılaşmamızda 4.5 saatlik bir söyleşi yaptık. Ben soru sormaktan yoruldum ama Dağlarca 'Hadi sor'' diyordu. Yaşının verdiği yorgunluğa karşı... Devamı

08 12 2010

Türkçe Günlükleri

Türkçe Günlükleri FEYZA HEPÇİLİNGİRLER 12 KASIM CUMA Denizli'ye geçen yıl da gitmiştim; önceki yıl da. Bu seferki PEN Yazarlar Derneği'nin bir etkinliğiydi; Mehmet Zaman Saçlıoğlu ile 'Öykü ve Dil' konusunda konuştuk. Pamukkale Üniversitesi'nde şimdi dekan olan arkadaşlarım da var, profesörlüğünü bekleyen öğrencilerim de. Onlarla söyleşmeler bu yüzden hep geçmişe kayıyor; ya İstanbul Yüksek Öğretmen Okulu'na ya Buca Eğitim Fakültesi'ne. Herkes farklı bir ânı, olayı, sözü anımsadığı için, hem bir yerlerde hâlâ yaşandığını sandığımız eski günlere kısa süreliğine de olsa dönülüyor hem de bellekler tazeleniyor.   13 KASIM CUMARTESİ 30 Ekim tarihli günlükte İskender Pala'yı, son kitabının adında ('Şah & Sultan' derken) kullandığı '&' işareti nedeniyle eleştirirken yazarın açıklamasından da bir alıntı yapmıştım. O açıklamada geçen bir söze dikkat çekmeyi düşünmüş; ama eleştiri alanını genişletmemek için bundan vazgeçmiştim. Metin Tükenmez, Pala'nın, 'Bu, aynı bünyenin kendisiyle savaşıydı. Belki iki ikiz kardeşin birbiri üzerine atılması gibiydi. Bunun için Şah&Sultan'ı birbirine yasladım, ikisini sırt sırta veya yüz yüze birleştirdim (...)' derken kullandığı 'iki ikiz kardeş' sözünü kastederek, ''İkiz kardeş' yeterli değil midir? İki ikiz kardeş deyince dört kişi söz konusu olmuyor mu?' diye sorunca konuya değinmek şart oldu. Elbette öyledir, 'iki ikiz kardeş' dört kişi eder. 'Çift' diye karı ve kocadan söz edilirken de aynı hataya düşüldüğü olur. Metin T... Devamı

08 12 2010

Okuduğum Kitaplar / METİN CELÂL

Okuduğum Kitaplar Mıvvel Geçen yıl yaklaşık 500 yeni roman yayınlanmış ve bunların 200'e yakını da ilk roman. Böyle yoğun bir arzın içinde yeni romanların, yeni romancıların tanınması neredeyse olanaksız. Roman eleştirmenleri bile ancak kayıdını tutabilir. Hepsini okumak mümkün görünmüyor. Hepsi bir yana bu kalabalık içinde önemlilerini es geçmek de yüksek bir olasılık. METİN CELÂL, CK; 2 Aralık 2010 Bu yoğunluk içinde Everest Yayınları'nın 'İlk Roman Ödülü'nü nasıl konumlandırmak gerek? Edebiyat yayıncılığının en önemli isimlerinden Everest'e bu kadar çok ilk roman ve yeni romancı yetmiyor da daha fazlasını mı arıyorlar? Yoksa, değerli bir ödül, önemli bir jüri ile bu ilk romanlardan en azından birine dikkati çekmek, o romanın yazarına attığı ilk adımda bir kolaylık mı sağlamak istiyorlar? Sanırım ikincisi. Everest Yayınları 'İlk Roman Ödülü'nü 2006'dan beri veriyor. 'Daha önce hiçbir türde kitabı yayımlanmamış yazarların ilk romanlarıyla katılabilecekleri' şartı var ödül şartnamesinde. Yani kitapları yayınlanmış bir şairin ya da öykücünün ilk romanıyla aday olmasını istemiyorlar. Kişiye özel yazılmış ihale şartnamesi olmadığına göre mutlaka geçerli bir gerekçesi vardır ama ilk bakışta bana pek anlamlı ve akılcı gelmedi. Zira, roman belli bir yazma olgunluğu ister. Yazma olgunluğu da diğer türlerde ürün verilerek kazanılır. Günümüzde ürünlerin ne kadar kolay kitaplaştırıldığı düşünülürse 'daha önce hiçbir türde kitabı yayımlanmamış' romancıların sayısının beklenenden daha az olacağı düşünülür. Bu sene 150'den fazla ilk roman aday olmuş. ... Devamı

29 10 2010

KOMÜNİSTLER CUMHURİYET RESEPSİYONUNA NEDEN KATILMIYOR

Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 87. Yılı kutlanırken en ilginç kutlama mesajı TKP’den geldi. TKP, Türkiye Cumhuriyeti’nin fiilen bittiğini iddia eden mesajında, cumhuriyet mücadelesinin kaybedildiği anlattı. İşte TKP’nin “Yaşasın Cumhuriyet” başlıklı mesajı: Türkiye Cumhuriyeti bitmiştir. Türkiye Cumhuriyeti'nin bitiş süreci 12 Eylül 1980'de gerçekleştirilen faşist darbe ile birlikte başladı. Cuntacı generallerin ülke ekonomisini teslim ettiği Turgut Özal'ın önce Başbakanlık sonra Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturması, ardından çeteci Çiller-Ağar ekibinin ülkeyi kan gölüne çevirmesi bu sürecin önemli halkalarıydı. Yılların gericisi Süleyman Demirel'in yeniden sahne alması, tarikatların devlet desteğiyle hızla siyasallaşması, Milli Görüş geleneğinin marjinal olmaktan çıkması, Türkiye Cumhuriyeti'nin bitiş sürecinde rol üstlenen aktörlerin devamlılığını gösteren tarihsel olgulardır. Kendilerini sosyal demokrat olarak adlandıran siyasi parti ve liderler, sağ partilerin politikalarına destek olarak ve sola umut bağlayan kitleleri oyalayarak sürece katkı koydular. Gelişmelerden rahatsızlık duyan devlet içindeki bazı odaklar da, sermaye sınıfı ve emperyalist ülkelere bağımlılıkları ve sola düşmanlıkları nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti'nin tasfiyesi operasyonunun ekmeğine yağ sürdüler. Türkiye Cumhuriyeti'ni bitiren sürecin son evresinin baş sorumlusu olan AKP, şu anda "Yeni Türkiye"nin de iplerini elinde tutmaya hak kazanmıştır. 12 Eylül'cü faşistlerden Tayyip Erdoğan'a, bu uğursuz sürecin kahramanlarını birbirine bağlayan, onların sola, emeğe, halka düşmanlıklarıdır. Cumhuriyete 87 yıl boyunca damga vuran sömürü... Devamı

29 10 2010

BU AYETLER DİNCİLERİN İŞİNE GELMİYOR

BU AYETLER DİNCİLERİN İŞİNE GELMİYOR Allah, rızıkta kiminizi kiminize üstün kılmıştır.  Fazla verilenler,neden rızıklarını ellerinin altındakilere aktarıp da hepsi onda eşit hale gelmiyor?  Allah'ın nimetini mi inkâr ediyor bunlar? (Nahl Suresi 71. ayet) Günümüzde İslam adı altında yaşananlar ile, binlerce yıl önce vahyedilen dinin önerdiği yaşam standartları arasındaki dev uçurum gittikçe büyümektedir. Türkiye dindarlaşıyor diye bir ifade işittiğimiz şu günlerde, şunu yürekten söylemek gerekir ki; Türkiye dindarlaşıyor, ancak bu din İslam değil… Dindarlık, kafanızı umarsızca sağa sola çevirmek demek değildir! Dindarlık o dur ki; Allah’a, muhakeme gününe, meleklere, vahye, peygamberlere inanır; malını akrabaya, yetimlere, yolda kalmışlara ve boyunduruk altındakilere tereddütsüz dağıtır, salat’ı ikame eder, zekatı verir. Böyleleri sözlerini tutan kimselerdir. Bereket ve bolluk vaktinde mal dağıtarak sözlerini tuttukları gibi, zorluk, sıkıntı ve darlık zamanlarında da kararlılık sergilerler. İşte bunlardır Özü ve sözü bir olanlar/münafık olmayanlar. İşte bunlardır ‘’takva’’ sahipleri. (Bakara Suresi 177. ayet) Yeryüzünün bahçe sahipleri (bkz. Kalem suresi 10-25. ayetler) tarafından boyunduruk altına alınanların, yani; kredi kartı mağdurlarımım, çalıştığı halde evine ekmek götüremeyenlerin, işçilerin, memurların, ezilenlerin, fakirlerin, miskinlerinin çoğunluk olduğu beldelerde İslam’dan bahsetmek imkansızdır. Orada olsa olsa ‘’abdestli kapitalizm’’ vardır. Yani; kenz dinciliği/yeşil sermaye söz konusudur. Ve bu güruhun işi; Kuran’ın bu gerçeklerinin üzerini &oum... Devamı

14 05 2010

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Roman Zamandizini (1872

Başlangıçtan Günümüze Türk Edebiyatında Roman Zamandizini (1872 1999) / Kronoloji Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 1 (1872- 1929)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 2 (1930- 1939)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 3 (1940- 1949)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 4 (1950- 1959) / Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 5 (1960- 1969)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini 6 (1970- 1979) / ALi ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini Taslağı 7 (1980- 1989)/ Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini -Taslak- 8 (1990- 1999) / Ali ŞAHİN Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini -Taslak- 9 (2000- 2006) / Ali ŞAHİN 2004'TE ROMAN Ali ŞAHİN 2005'TE ROMAN Ali ŞAHİN 2006'DA ROMAN Ali ŞAHİN 2007'DE ROMAN Ali ŞAHİN Türk Romanı Zamandizini 1872- 1999, Ali ŞAHİN, Kronoloji Başlangıcından Bugüne Türk Romanı Zamandizini -Taslak- 9 (2000- 2006) / Ali ŞAHİN ____________________________________________________________________ 2000 AÇAR, Mehmet: Siyah Hatıralar Denizi 2000 AĞAOĞLU, Adalet: Romantik Bir Viyana Yazı 2000 AKYILDIZ, Tülin: www.Seni Arıyorum.Com 2000 ARIKAN, Meltem: Evet... Ama... Sanki... 2000 BATUR, Enis: Acı Bilgi 2000 BAYDAR, Oya: Sıcak Külleri Kaldı 2000 BAYKAM, Bedri: Kemik 2000 BAYKURT, Fakir: Eşekli Kütüphaneci 2000 BENER, Erhan: Işığın Gölgesi 2000 BIÇAKÇI, Barış: Herkes Herkesle Dostmuş Gibi... 2000 BİNARK, Nermidil Emer: Şakir Paşa Köşkü 2000 CELAL, Metin: Ne Güzel Çocuklardık Biz 2000 ÇAMUROĞLU, Reha: Son Yeniçeri 2000 ERAY, Nazlı: Ayışığ... Devamı

17 05 2009

YANILGI

YANILGI nasıl da yanılmışım incindi delikanlı gönlüm insan kılıklı biriçiğnedi sevgi bahçelerini gecelerden daha korkunç daha karanlık dişleri nasıl kötü olur insan böyle nasıl kurur yapraklar sabahlar yüreğinin dışında insan bu belli olmaziçinde neleri saklar böylesine hain suratsız incelikten uzakküfre sığınmış zavallı uçurmuş gönlünden kuşları her yanı sevgisizlik kurumuş sevginin dalı Bekir KOÇAK, Gizemi Temmuzda Saklı, (s. 40)... Devamı

15 02 2009

Arşiv 2008: AlsahBlog/GüneşeKarşıYürümek

AlsahBlog/GüneşeKarşıYürümek• Arşiv30/6/2008: 1 Mayıs fotoğraflarından oluşan İşgal İstanbul’u sergisi11/6/2008: Haziranda ölmek zor 11/6/2008: Haziranda ölmek zor 11/6/2008: Güney’in ardından sinemadaki başkaldırı yalnız kaldı 11/6/2008: Güney’in ardından sinemadaki başkaldırı yalnız kaldı 11/6/2008: Güney’in ardından sinemadaki başkaldırı yalnız kaldı 11/6/2008: Güney’in ardından sinemadaki başkaldırı yalnız kaldı 11/6/2008: İSTANBUL CUMOK - 11- 12 - 13 Temmuz 2008 8/6/2008: KIZILIRMAK /ŞİİR / HASAN HÜSEYİN8/6/2008: KIZILIRMAK /ŞİİR / HASAN HÜSEYİN8/6/2008: HASAN HÜSEYİN6/6/2008: Türk Sineması Dünyayı Fethedecek 6/6/2008: 2000`e Dair6/6/2008: Orhan Kemal İçin Yazılanlardan Seçmeler6/6/2008: Mevlana'nın Mesnevi'sinin Tamamı Nette6/6/2008: Mustafa Kemal Atatürk’un Kastamonu Gezisi Kronolojisi5/6/2008: Haziranda Ölmek Zor / Hasan Hüseyin5/6/2008: Yurdum Benim Şahdamarım5/6/2008: Orhan Kemal ve Nâzım Hikmet Yaşıyor, Yaşayacak! 5/6/2008: Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) Nedir? 4/6/2008: Ayın Edebiyat Dergileri4/6/2008: Lirik Tat 4/6/2008: Ses Çukurları4/6/2008: Daha• Kızılırmak / Şiir / Hasan Hüseyin Korkmazgil• Söylenden Romana • Yaşar Kemal’in Romanları • Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı kaybettik• Müebbet Türküsü • ATATÜRK'ÜN VASİYETİ ve TDK• 7. İzmir Türkçe Günleri• ‘Öteki Defterler’, Piraye’nin sandığından çıkan, Nâzım Hikmet’in bugüne kadar yayınlanmamış eserleri• MEB'NIN İLK VE ORTA ÖĞRETİM İÇİN SAPTADIĞI 100 TEMEL ESER• “KIRMIZI, YEŞİL, MAVİ DENİZ”E SICAK BİR MERHABA… (*)• EĞİTİM ve TAKLİT• Nâzım Hikmet'in Şiirinde Gurbet, Hasretlik, Özlem • 7. İzmir Türkçe Günleri İzlencesi... Devamı

17 11 2008

Kızılırmak / Şiir / Hasan Hüseyin Korkmazgil

halit çelenk'e saygılarımla .................................................. .................................................. VE DER Kİ KİTABIN ORTAYERİNDE BÜTÜN IRMAKLARI DÜNYANIN KIZILIRMAKTAN GEÇER .................................................. .................................................. KIZILIRMAK Silâh ve şarkı ben bütün karanlıkları bunlarla yendim doğacak çocuğumun kanında esen emekçi karımın dimdik bakışlarında ve çetelerin sipsivri uykusuzluğu silâh ve şark benim bütün şarkılarım iri kuşlardır al ve şafakleyin ışıklı nehirler büyütür silâh seslerim tankaranlığında yekinir yürür orman yekinir yürür toprak yekinir yürür kalabalıklar ve der ki kitabın ortayerinde bütün ırmakları dünyanın kızılırmaktan geçer vurun kanatlarınızı karanlığa kuşlarım geçin sıcak ırmakları kuşlarım kızılırmak kızılırmak akın kuşlarım açtım kırkıncı kapıyı gördüm ki atın önünde et titrer biryerleri zamanın kırdım kırkıncı kapıyı gördüm ki itin önünde ot ürperip durur hiç olmalardan şakıdı kuş yarıldı nar delirdi ateş ve başladı uğul uğul uğuldamağa bütün ırmakları dünyanın kızılırmak kızılırmak güneşin ortasında insanlar kımıldaşır ve der ki şakıyan kuş yarılan nar deliren ateş: zaman akıyor omuzlarında kalabalık nalkırıklarıyla anasonlu duyarlığında general nargilelerin bir damla kankurusu çok eski savaşlardan belki silâhların çürümedik biryerlerinde belki pişman bir ağzın acıyarak anlattıkları aşka benzer bir karışık kıtlık direnci boyunları kafataslı saray kahramanları yığınlara vatan diye kalan yoksunluk ... Devamı

30 10 2008

Söylenden Romana

Söylenden Romana Tahsin YücelGelişmiş yazınların tarihini yüzeysel bir biçimde gözden geçirdiğimiz zaman bile “destandan romana doğru bir gelişim”den sözedilebileceğini görürüz. Ancak, hemen her zaman, bu gelişim bir dönüşümden çok, bir yer değişimi olarak çıkar karşımıza; bir başka deyişle, “destan” yavaş yavaş “roman” biçimini almaz, değişik yazın türleri arasında “destan”ın tuttuğu yere “roman” geçer. Örneğin, XVII. yüzyıl Fransa’sında, Homeros’un ve Vergilius’un büyüsüyle, destan yazın türlerinin en soylusu ve en görkemlisi olarak nitelenir; aynı ülkede, iki, üç yüzyıl sonra, birincil tür artık romandır, ama değişiklik türlerin dönüşümünden önce, kitlenin türler karşısındaki tutumunun dönüşümünden kaynaklanır. Hiç kuşkusuz, belli bir dönemden sonra, “koşuk”tan “düzyazı”ya doğru sürekli bir gelişim gözlemlenir, “düzyazı” “koşuk” karşısında sürekli alan kazanır. Ancak, yönelim ne denli güçlü olursa olsun, “dram” “tragedya”nın dönüşmüş bir biçimi değildir. Bu gözlemi doğru olarak benimsediğimiz anda da “destandan romana geçiş” deyimini bir “sıçrama” ya da bir “benzetme” olarak anlamamız gerekir.Neden mi? Destan, yazınsal bir tür olarak, olağanüstü gerçekle, söylenceyi tarihle harmanlayan ve önemli bir kahramanı ya da bir olayı yüceltmeyi amaçlayan uzun bir koşuk diye tanımlanır. Bu tanım da, bütün tanımlar gibi indirgeyici olmasına karşın, bizi şu sonuçlara götürür;1) Yazın tarihinde, koşuk bi&c... Devamı

30 10 2008

Yaşar Kemal’in Romanları

Yaşar Kemal’in Romanları Raymond WilliamsHerhangi bir şey olabilen romanla her şeyin yapılabileceği söylenir. Gerçekten de, “roman” bir biçim değil de biçimler topluluğu olduğundan, olağanüstü bir olaylar ve yaşantılar yelpazesini kapsayıp dile getirmesine olanak sağlayan bir esnekliği olduğu görülür. Bütün bunlara karşın, romanın toplumsal değişimin anlatımı için tek uygun biçim olduğuna inanmak da olanaklıdır. Ben bu inançtayım. Yıllar önce The Long Revolution (Uzun Devrim) adlı kitabımda bunu betimlemeye çalışmış, romanı “Toplumun temelde kişisel açıdan, kişilerin de, ilişkiler aracılığıyla, temelde toplumsal açıdan görüldüğü” bir yazı türü olarak tanımlamıştım. “Bütünleme denetlenicidir, ama kuşkusuz, irade yoluyla sağlanması söz konusu değildir. Eğer yapılabilmişse, bu yaratıcı bir buluş olur...” demiştim. O günden bu yana ne zaman bu türden çağdaş bir romancı örneği vermem istense, aklıma gelen ilk ad Yaşar Kemal olmuştur.Kendisinin bu tanımı kabul edip etmeyeceğini bilmiyorum. Benim bununla anlatmak istediğim, romanları, akıllarda yer eden karakterleri için övdüğümüzde, onların sağlayabileceği başarının ancak bir bölümüne değindiğimizdir. Romanın bize, D.H. Lawrence’ın dediği gibi, “insanı canlı” verebilmesi, kuşkusuz onun özel bir niteliğidir. Ama yalnızca kişisel boyuta yer verecek olursa, neredeyse farkında bile olmadan bir öznelliğe dalabilir ki, bu öznellik gerçekten de elli yıldır Batı Avrupa’da ve Kuzey Amerika’da yazılanlarda egemen olmuştur. Aykırı görünse de, bunun sonucunda, tümüyle kişisel olan birçok şey kaçırılmıştır. Toplumsal boyut dışta bırakılacak olursa ya da yalnızca bireylerin, sanki özgürm... Devamı

15 10 2008

Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı kaybettik

Fazıl Hüsnü Dağlarca'yı kaybettikGeçirdiği rahatsızlık nedeniyle bir süredir tedavi gören şair Fazıl Hüsnü Dağlarca 91 yaşında yaşamını yitirdi. Dağlarca, kronik böbrek yetmezliği ve kateter enfeksiyon rahatsızlığı nedeniyle tedavi görüyordu. 26 Ağustos 1914'te İstanbul'da doğan Fazıl Hüsnü Dağlarca, 1967'de ABD'deki Milletlerarası Şiir Forumu tarafından "En iyi Türk Şairi" seçilmişti. Şair, 20 Ekim'de toprağa verilecek.Cumhuriyet Haber Portalı İstanbul- İstanbul'da vefat eden şair Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın cenazesinin, 20 Ekim'de Söğütlüçeşme Camisi'nde kılınacak namazın ardından toprağa verileceği bildirildi.Kadıköy Belediyesi'nden yapılan yazılı açıklamada, Dağlarca'nın, tedavi gördüğü Başkent Üniversitesi Hastanesi'nde antibiyotik tedavisine yanıt vermeyerek durumu ağırlaştığı için bu sabah yoğun bakıma alındığı belirtilerek, 95 yaşındaki şairin, kalp ve solunum yetmezliğinden hayatını kaybettiği ifade edildi.Uzun yıllardır Kadıköy'de adının verildiği sokakta yaşayan Dağlarca'nın, böbreklerindeki problem nedeniyle Temmuz ayından beri diyaliz tedavisi gördüğü aktarılan açıklamada, şairin, Kadıköy Belediye Başkanı Selami Öztürk'ün girişimiyle önce Acıbadem Hastanesi'nde tedaviye alındığı ve daha sonra Başkent Üniversitesi Hastanesi'ne yatırıldığı anlatıldı.Açıklamada, Dağlarca için 20 Ekim Pazartesi günü saat 11.00'de Kadıköy Belediyesi Süreyya Operası'nda tören düzenleneceği ve şairin cenazesinin Söğütlüçeşme Camisi'nde öğle vakti kılınacak namazın ardından toprağa verileceği belirtildi. Dağlarca'nın, Ocak ayında, yaşadığı Mühürdar Caddesi'ndeki evi müze yapılması için Kadıköy Belediyesine bağışladığı ifade edilen açıklamada, şairin, kendisini ziyaret eden B... Devamı